ABD'nin ticaret savaşı gerekçeleri ne derece doğru?

ABD'nin ticaret savaşı gerekçeleri ne derece doğru?

Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) birkaç gün içinde birinci aşama ticaret anlaşmasını imzalaması bekleniyor ki bu ticaret gerginliklerini hafifletecek ve müzakereleri ileriye taşıyacak. Anlaşmadaki olumlu tonlara rağmen, hem Amerika hem de Çin içinde herkesin tatmin olduğunu söylenemez. Kaldı ki belli bir dengeye sahip anlaşmalarda taraflar gerekli bir dengeye ulaşır.

Birinci aşama ticaret anlaşmasının imzalanmasının ardından endişeler "ikinci aşamanın" geleceğine ve ticaret görüşmelerinin sorunsuz ilerlemesine odaklanmalıdır. Aslında görüşmelerde asıl faktör, beceriler benzenmiş pazarlıklar değil. Mesele ABD ve Sovyetler Birliği'nden çok daha farklı olan Çin ve ABD'nin ekonomik, politik ve ideolojik farklılıklarına tarafların nasıl tepki vereceğidir.

Küresel mali krizden bu yana, Batılı analistler Çin'in siyasi ve ekonomik sistemini adlandırmak için birbirinden farklı etiketler kullandılar. Hatta Çin'in "devlet kapitalizminin" "Washington Uzlaşısına" meydan okuduğunu söylediler.

ÇİN'İN FİKRİ MÜLKİYET KARNESİ

2017'den sonra Batı'nın Çin'in siyasi ve ekonomik sistemine dönük tanımlamaları daha da olumsuz hale geldi. Örneğin, Beyaz Saray Ticaret Danışmanı Peter Navarro, Çin'i fikri mülkiyet hırsızlığıyla suçladı ve Çin'in "temel olarak Japonya, ABD ve Avrupa'nın geleceğini çalmaya çalıştığı" söylemini kullandı. Buna karşın gerçek şu ki, Çin Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldığından beri yıllık fikri mülkiyet hakkına ödediği lisans ücretleri küresel ortalamayı aştı. Çin bu bağlamda 2000'deki 1,3 milyarlık lisans ücretini 2018 yılına kadar 35,6 milyar dolara taşıdı. Bir başka ifadeyle, Çin ortalama yüzde 9,5 büyürken fikri mülkiyet haklarına ödediği ücret ortalama yüzde 20 arttı.

Bununla da yetinmeyen ABD, sanayi sübvansiyonlarında da çifte standartta başvurdu. ABD'de gelişmiş üretim ve tarım gibi alanlara dönük sübvansiyon devasa oranlarda. Örneğin, Amazon 2005 ve 2014 yılları arasında en az 613 milyon dolar aldı ve 210 ile 2016 yılları arasında ise Washington biyotıp araştırmalarına 100 milyon dolardan fazla yatırım yaptı.

"Washington yönetimi, beğensin ya da beğenmesin Çin, Amerika'nın ekonomik kalkınma modelini takip etmeyecektir. ABD bu gerçeğin yanı sıra Çin'in dünyanın en büyük ikinci ekonomisini olduğunu kabul etmeli ve zorlama siyasetinden vazgeçmelidir."

 

ABD'NİN YAPAY ZEKÂ "İRONİSİ"

ABD ironik şekilde Çin Hükümetinden sanayiye dönük "müdahalesini" azaltmak isterken diğer yandan Beijing'in Yapay Zekâ konusunda yaptıkları teşvikleri ve bütünsel yaklaşımı kopyalıyor. ABD yönetimi, 2018 yılında "Amerikan Sanayisi için Yapay Zekâ" zirvesine ev sahipliği yaparak sektörün ilerlemesin için hükümet, endüstri ve akademinin birlikteliğini vurguladı ve 2019 Şubat ayında federal hükümet Amerikan Yapay Zekâ Girişimi'ni dünyaya açıkladı. Beyaz Saray ayrıca, Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi, Ulusal Bilim Vakfı ve Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı gibi devlet kurumlarından yetkilileri içeren bir "Yapay Zekâ Seçme Komitesi" oluşturdu. Bu arada Pentagon'un da Silikon Vadisi ile işin içine girdiğini unutmamalıyız.

Çin elbette, yönetimi ve Pazar arasındaki doğru dengeyi bulmak için önlemler almaya devam ediyor. Yale Üniversitesi araştırmacısı Stephen Roach, Çin zorlu ekonomik geçiş koşullarına rağmen son birkaç yılda önemli reformlara imza attığını söyledi. Kamuoyu, ABD'nin modası geçmiş saplantılı söylemlerini bir kenara bırakarak nesnel araştırmalara yöneldiğinde hakikati kolaylıkla tespit edecektir.

ABD BEĞENSİN YA DA BEĞENMESİN…

ABD, Çin sistemlerine düşman olmaya devam ederse Beijing'in reformu ve dışa açılmayı yavaşlatması riski vardır.  ABD'nin tetiklediği ticaret savaşı hali hazırda Huawei'in çıkarlarına büyük ölçüde zarar verdi. Bu gibi şirketlerin ulusal ekonomik çıkarları korumak için yeni önlemler almalarını talep edebilir ki bu hiçbir ülke için iyi olmayacaktır.

Washington yönetimi, beğensin ya da beğenmesin Çin, Amerika'nın ekonomik kalkınma modelini takip etmeyecektir. ABD bu gerçeğin yanı sıra Çin'in dünyanın en büyük ikinci ekonomisini olduğunu kabul etmeli ve zorlama siyasetinden vazgeçmelidir.  Kısacası, Çin ve ABD sistemlerine uzlaşılamaz bir bariyer olarak bakmak ve Çin'in kalkınma modelini statik bir perspektiften değerlendirmek yanlıştır.  Çin'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Cui Tiankai'nin dediği gibi, Çin-ABD ilişkilerinin esnekliği, sorunları çözme ve zorlukları aşma yeteneklerinde yatıyor.

Kaynak: China Daily