ABD'nin güç kaybı Avrupa'da nasıl yankılanıyor?

ABD'nin güç kaybı Avrupa'da nasıl yankılanıyor?

Nüfuzu günden güne azalan Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Avrupa'ya karşı tutumu son zamanlarda tartışmaları da beraberinde getirdi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, haziranın sonunda yaptığı konuşmada küresel bir güç olan Washington'ın sorumluluklarından kaçması halinde Avrupa'nın ABD ile ilişkilerini yeniden değerlendireceği uyarısında bulundu.

 Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen sene kasım ayında NATO'nun "beyin ölümünün" gerçekleştiğini duyurdu. Macron'un açıklaması Fransa'nın ABD tarafından sağlanan güvenlik sistemine duyduğu güvenin derecesini yansıtıyor.

WASHINGTON HÂLÂ LİDER

Askeri, ekonomik ve kültürel yumuşak güç perspektiflerinden bakıldığında ABD'nin etkisi halen devam ediyor. Amerikan hegemonyası hala baskındır. Askeri açından bakıldığında, ABD dünyanın en büyük nükleer cephaneliğine ve dünya çapında yüzlerce askeri üsse sahip. Ekonomik olarak ABD, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) bakımından dünyada birinci sıradadır ve kişi başına düşen GSYİH 60 bin dolarının üzerindedir. ABD'nin yumuşak gücü olan medya organları dünyadaki pazarın yüzde 70 ile 80'ini oluşturuyor. Tüm bu nedenlerden dolayı mevcut uluslararası düzen içinde ABD'nin etkisi uzunca bir süre daha devam edecektir. Buna karşın devam eden salgın ABD'nin küresel nüfuzunun sayısız bağlamda düşüşünü de hızlandırdı.

Birincisi, ABD'nin kamu hizmeti sunma yeteneği ve istekliliği azalmıştır. ABD'nin Dünya Sağlık Örgütü'nden çekilmesi, "Önce Amerika" doktrininin tek taraflılığını daha da büyütüyor. ABD'nin Paris İklim Anlaşması, İran'la varılan nükleer mutabakat, UNESCO, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi ve benzerleri gibi çok taraflı mekanizmalardan arka arkaya çekilmesi ülkenin uluslararası pazarlık gücünü azalttı. ABD Başkanı Donald Trump'ın G7'yi G11'e genişletme çabaları dahi eleştiriliyor.

ANKETLER NE DİYOR?

Yeni tip koronavirüs salgını ABD'nin azalan kabiliyetini ve uluslararası iş birliği konusunda isteksizliğinin nasıl değerlendirildiği ortaya koydu. Avrupa Dış İlişkileri Konseyi'nin talimatıyla binlerce görevlinin yaptığı ankete göre; Avrupalıların sadece yüzde 2'si ABD'nin yeni tip koronavirüsle mücadelede "müttefiklerine" yardım ettiğini düşünüyor. Almanya, Danimarka, İspanya, Fransa ve Portekiz'de ankete katılanların üçte ikisi halk sağlığı krizinin ardından Amerika'ya karşı bakış açılarının olumsuz yönde değiştiğini dile getirdi.

İkincisi, Trump'a olan güven azaldı. Pew Araştırma Merkezi tarafından 2020'nin ilk ayında yapılan bir ankete göre, katılımcıların sadece yüzde 29'u ABD liderine güvendiğini ifade etti. Almanya, İsveç, Fransa, İspanya ve Hollanda'daki katılımcıların ise dörtte üçünün Trump'a güvenmedikleri ortaya çıktı. Avrupa'daki sağcı popülist partilerin Trump'a sempatisi olsa da ABD liderinin küresel çaptaki onay oranı oldukça düşük kalıyor.

ABD SİSTEMİ KIRILGAN VE KUSURLU

Üçüncüsü, ABD'nin kurumsal çekiciliği ve politika meşruiyeti azaldı. Trump göreve başladığından beri ABD genelinde siyasi ve sosyal değişimler arttı. Yeni tip koronavirüs salgınının patlak vermesinden sonra, Trump'ın politikalarının felaket olduğu kanıtlandı. Her düzeydeki liderlik başarısızlıkları, ekonomik durgunluğa, zengin ve fakir arasındaki gelir uçurumunun genişlemesine ve toplumsal gerginliklerin artmasına neden oldu. ABD siyasi sistemi kırılgan ve kusurlu görünmektedir. Giderek artan sayında Avrupalı "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" türünden bir kapitalizmin insanlığa fayda sağlamayan bir sistem olduğunu fark ediyor. Bu arada George Floyd'un ölümünün ardından başlayan eylemler de ABD'nin Avrupalı müttefiklerinin gözünde imajını daha da kötüleştirdi.

ABD'nin böylesine düşüş yaşadığı bir atmosferde Avrupa Birliği (AB), iç birliğini ve stratejik özerkliğini arttıran politikalar arıyor. ABD'nin stratejik gerilemesi ve küresel nüfuzdaki göreceli düşüş göz önüne alınırsa Brüksel, Washington yönetimi ile asimetrik bağımlılığını düzeltmek için daha fazla çaba gösterecektir. Daha güçlü simetrik bir ilişki arayan Avrupa, dış politikada seçeneklerini genişletecektir.

Kaynak: Global Times