“ABD hapşırınca dünya nezle olmaz”

“ABD hapşırınca dünya nezle olmaz”

Çin Halk Cumhuriyeti'nde yılın önemli siyasi danışma buluşması olarak kabul edilen "İki Toplantı" devam ederken ülke içerisinde de dikkatler ekonomik canlandırma paketlerine yoğunlaşacaktır. Uluslararası düzlemde ise en büyük soru işareti Çin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ilişkinin geleceğidir.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 24 Mayıs'ta yaptığı basın toplantısında Amerika'da diğer ülkelerden farklı olarak "politik bir virüs" bulunduğunu söyledi. Çin Dışişleri Bakanı, ABD'nin içe dönük bir politika izlemesine karşın yeni tip koronavirüsle başa çıkmak ve salgın sonrası uluslararası toplumu yeniden inşa etmek için küresel çapta iş birliğinin zorunlu olduğunu kaydetti.

ÇİN VE BATI ARASINDA PLANLAMA FARKI VAR

ABD'de seçimler yaklaştıkça her iki taraf da suçlayacak birilerini aramaya devam ediyor. Çin ve Batı arasındaki ilişkiler de hali hazırda gerilmiş durumda. Farklı dünya görüşleri eylemlere de yansıyor. Metal fiyatları, Huawei ya da yeni tip koronavirüs konusundaki tartışmalar sorunun kendisini temsil etmekten ziyade genel bir dışa vurumun semptomları olarak okunabilir.

Çin, ABD'nin yapamayacağı şekilde stratejik kararlar alıyor. Bu eylemler sadece bu ya da bundan sonraki yılı kurtarmaya dönük değil aksine gelecek on yıllarda ülke ekonomisinin nasıl geliştirileceğini temel alıyor. Kasım ayında seçimlere hazırlanan ABD Başkanı Donald Trump içinse bunlar mesele değil. Trump, daha önümüzdeki 6 ayın dahi planını yapamıyor. Büyük ya da küçük ölçekte olsun, Batı hükümet sistemlerinin genel sorunu kısa vadeli programlara sahip olmalarıdır. Batı, bu nedenle kültürel farklılıkların da ötesine geçerek uzun vadeli planlar yapan Çin'e güvensizlik duyuyor.

AMERİKA ETKİLİ AMA BASKIN DEĞİL

2050 yılına geldiğimizde küresel ekonomik denge şimdikinden çok daha farklı olacak. Prusyalı bir diplomatın zamanında "Amerika hapşırsa dünya nezle olur." ifadesiyle özetlediği eski ekonomik dünya düzeni her geçen gün geride kalıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının toplamını geride bırakan ABD'nin halen dünyanın en büyük ekonomisi olduğu doğrudur. Buna karşın Amerika artık dominant güç değil. Amerika'nın etkisi hala hissedilse de artık küresel ekonomiyi tanımlayamıyor. ABD ekonomisi bu yıl küresel ekonominin yüzde 15 civarındaki bölümünü temsil edecek. Etkili ancak baskın değil.

Yeni tip koronavirüsü kenara bırakacak olursak, Çin ekonomisi ise hızla büyüyor. Hindistan gibi benzer ekonomiler de ilerleyen yıllarda benzer performans sergileyecek. Çin, gelişen ülkelere yaptığı altyapı yatırımlarını da artırıyor. Salgın bu yatırımları azaltmak için bahane sunmasına rağmen Çin bunun tersini yapmaya devam ediyor. 

UZUN DÖNEMDE İYİMSER TABLO GÖZÜKÜYOR

Tarihin en çirkin kampanyalarından biri olan 2020 ABD başkanlık seçimlerinin Beijing ve Washington arasındaki ilişkilere yardım olacağını ummuyorum. Seçimler kimin Çin'e karşı daha sert davranacağı üstüne inşa ediliyor. Çin Ulusal Halk Kongresi de yıllık askeri bütçeyi artırarak Amerika'nın tavırlarına bir mesaj göndermek isteyebilir. Bu yılın geri kalanında Çin'in ABD ile ilişkileri büyük olasılıkla gergin devam edecek. Bununla birlikte mevcut tablonun tersinin gerçekleşmesi için finansal bir neden var. Amerika, Çin imalatının Batı pazarına girmesinden ve Batı'nın tüketiminin artmasından mutlu olabilir.

Ticaret geleceğe şekil verecek güçlü etkenler arasındadır. Bu yıl ticaretin önünde umulmadık bariyerler olacak ancak bu kalıcı değil. Her zaman pazarların açılmasından ve uluslar arasında özgür ve adil biri ticaretin gerçekleşmesinden yana oldum. Bu yıl belki tökezlemelere tanık olacağız ama uzun vadeli gelecek için umutluyum.

Kaynak: CGTN / Eski Avrupa Parlamentosu üyesi J. Arnott