ABD dış politikasında her zaman saldırgandı

ABD dış politikasında her zaman saldırgandı

Global Times / Li Haidong

Çin ile ilgili konularda oy birliğiyle konuşmalarını sağlamak için Beş Göz ittifakını genişletmek ve koordine etmek isteyen Washington, büyük güçlerin jeopolitik stratejik oyunu saplantısının bir parçası olarak Çin'in etrafını sarmak için hızlı davranıyor.

Son olarak Avustralya, Japonya ve Hindistan'la Dörtlü Güvenlik Diyaloğu'nu (QUAD) artırdı ve büyük bir Çin karşıtı küresel ittifak kurma tehdidinde bulundu.

2. Dünya Savaşı'ndan buyana uluslararası ilişkilerin tarihine baktığımızda, jeopolitik kargaşaların birçok sebebi olduğunu görürüz. Ama Amerika Birleşik Devletleri (ABD) faktörü hiç şüphesiz en önemli faktörlerden biridir.

Dünyadaki en güçlü ülke olarak ABD'nin çekim gücü dalgalar yaratmaya devam ediyor ve eski "ABD hareket ettiğinde, dünyanın onu takip etmesi gerekir" özdeyişi hâlâ geçerli.

ABD DIŞ POLİTİKASINDA HER ZAMAN SALDIRGANDI

Büyük güçler arasındaki ilişkiler her zaman uluslararası politika ve ilişkileri etkileyen kilit değişkenlerden biriydi. Donald Trump'ın başa geçmesinden bu yana, şu anki ABD hükümeti abartılmış bir biçimde, dünyanın yeni bir süper güçler rekabeti evresine girdiğini iddia etti. Son birkaç yılda, ABD sürekli olarak büyük güçler arasında jeopolitik rekabeti kışkırttı ve artırdı. Bu büyük güçler arasındaki ilişkilerde ve uluslararası durumda şiddetli türbülanslara ve derin düzeltmelere yol açtı.

Bazı akademisyenler büyük güçler arasındaki jeopolitik oyundaki son tırmanmanın mevcut uluslararası sistemin evrimini hızla yeniden tanımladığını söylüyor. Bu olgunun ortaya çıkışı ABD'nin dış politika gelenekleri ve küreselleşmenin başarısızlıklarıyla yakından ilişkilidir.

İlk olarak, ABD dış politikasında her zaman saldırgandı. Asla statükodan tatmin olmadı. Bir tehdit olarak gördüğü herhangi bir rakibi acımasızca taciz etme politikasına bağlıydı. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, ABD Rus liderlerini "demokratik barış" teorisiyle yönlendirerek, Rusya'nın Batı tipi bir demokratikleşme desteklendiği sürece Rusya'nın ABD ile kalıcı ve istikrarlı bir ilişki kurabileceğine inandırmaya çalıştı.

ABD'NİN BÜYÜK GÜÇ SAPLANTILARI İKİYÜZLÜ DİPLOMASİYE NEDEN OLUYOR

Fakat, soğuk tarihsel gerçekler Rusya'nın "demokratikleşme" sürecinin "kaosa" döndüğünü gösteriyor buna rağmen, ABD başarılı bir biçimde eski Varşova Paktı ülkelerini, ABD'nin Rusya'ya karşı devam eden bir jeopolitik rekabet içinde olduğu NATO sistemine entegre etti.

ABD'nin Rusya ile ikiyüzlü diplomasisi şimdi Çin'e uygulanıyor. ABD büyük güçler arasındaki rekabeti saplantı haline getirmiş durumda. Terörizmle mücadele operasyonlarına giriştiği veya finansal krizlerle ilgilendiğinde bile, ABD asla tepede kalmaya çalışmaktan vazgeçmedi. Çin ile ABD arasındaki çok boyutlu ve çok yönlü ilişkilere rağmen, Trump yönetimi Çin'den "kopmak" istiyor. Bu yönetim temel olarak "Çin'in ABD'yi istismar ettiği" mazeretini kullanıyor. Birçok akademisyen bunun Washington'ın daha şiddetli bir jeopolitik rekabetin başlaması için ilk hazırlıkları olmasından endişe ediyor.

İkinci olarak, küreselleşme ulus devletlerin sınırı kavramını temel olarak zayıflatamadı. Küreselleşme karşıtı akımlar kısa dönemli bir ivme de kazandılar. Bu faktörler büyük güçler arasında jeopolitik rekabetin daha da yoğunlaşması için bir katalizör haline geldi.

Küreselleşmenin (sermaye, personel, enformasyon ve güvenlik gibi) çekirdek unsurlarının sınır ötesi akışı ve bir araya gelmesi yavaş yavaş gelişirse, o zaman küreselleşme devlet-üstü bir yönde gelişir. Buna uygun olarak, yeni güvenlik kavramları konusunda bir konsensüs ortaya çıkar. Ancak küreselleşme karşıtı güçlerin doğuşu şimdi büyük güçlerin manevra stillerini şiddetlendirdi.

ABD'NİN DİPLOMATİK GELENEKLERİNİ KÖKLÜ BİÇİMDE ANLAMAYA ÇALIŞMAK

Aslında, geçen 30 yılda küreselleşmenin getirdiği ekonomik refah bir dereceye kadar birçok kökleri derin sorunları rafa kaldırdı veya gömdü. Bunlar insanlarla ve doğayla ilgilidir, örneğin zenginler ve yoksullar arasındaki orantısızlık, çevrenin kötüleşmesi ve bulaşıcı hastalıkların yayılması gibi.

Büyük güçler arasındaki mevcut jeopolitik rekabetin tırmanması bütün ülkelerin ilgilenmesi gereken bir uluslararası gerçekliktir. ABD sürekli diplomatik kaoslar kışkırtırken istikrar içinde kalmak bütün ülkelerin bu dönemde katlanacağı bir dengeleyici hareket olacaktır. Her ülkenin kendi gücünü istikrarlı bir şekilde artırması ve kademeli olarak büyük güçler arasındaki krizi yönetmek için yeni yollar şekillendirmesi gerekiyor.

Ülkeler güç ve saygı kazanmak için ABD'nin diplomatik geleneklerini köklü biçimde anlamaya çalışmaları gerekiyor. Bunu başaramayanlar muhtemelen uluslararası arenanın dışına itilecekler.