ABD artık borçlarını satamıyor

ABD artık borçlarını satamıyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Covid-19 salgını da dahil olmak üzere çok sayıda zorlukla karşı karşıya. Ülkede çok sayıda işetme kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalırken işsizlik de son zamanların en yüksek seviyesinde.  Federal Rezerv (FED), ekonomiyi canlandırmak için faiz oranını sıfıra indirdi ve daha agresif bir şekilde parasal genişlemeyi teşvik etti. Buna karşın FED'in varlık yükümlülüklerinin 8, 5 trilyon dolara yükselmesi bekleniyor. Bu da 2020'nin başından bu yana 4,5 trilyon dolarlık bir sıçrama anlamına gelecek. ABD dolarının döviz kuru yeterince güçlü olduğu ve faiz oranları ile fiyatlar sabit kaldığı sürece, dünya Washington yönetiminin sınırsız miktarda parasal genişlemesini kabul edecektir.

Yukarıda verilen bilgileri göz önünde bulundurarak, ABD'nin daha fazla kâğıt para basabileceğini ve borcunu finanse etmek için borç almaya devam edeceğini söyleyebiliriz. ABD bu şekilde eski borçlarının anapara ve faizlerini geri ödemekten kurtulabilir. Öyleyse bu; ABD'nin neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın ekonomisini canlandırmak için "fon toplayabileceği" anlamına geliyor. Buna karşın Çin Halk Bankası da dahil olmak üzere birçok ülkenin merkez bankası ve kurumsal yatırımcısı artık ABD tahvillerini toplu olarak satın almaya istekli değil. İsteksizler çünkü salgının küresel ekonomi üzerindeki etkisi artık birkaç ay önceki kadar ciddi değil.

MALİ AÇIK DAHA DA ARTACAK

 ABD hükümeti eski borçlarını geri ödemek için yeni tahviller çıkarmaya devam ederse, mali açığını daha da artıracaktır. ABD ekonomisinin orta ve uzun vadeli bir resesyona maruz kalma riski arttı. ABD, Çin dahil tüm ülkeleri tehdit eden güçlü bir mali saatli bomba yerleştirdi. Geçmişte, FED'in geniş çaplı parasal genişleme politikası esas olarak finansal sistemi kurtarmayı amaçlıyordu Şimdi ise doğrudan Amerikan halkının temel geçim kaynaklarını kurtarmayı hedefliyor. Zira krediler artık büyük ve küçük işletmelere ile finansmana çok ihtiyacı olan tüketicilere verilmektedir. Bu bağlamda FED'in ABD ekonomisinin V şeklinde bir toparlanmaya ulaşmasını sağlamak istemesi anlaşılabilir.

Amerika'nın aksine geçmişten farklı olarak, Çin artık sağlam ve esnek bir para politikasına ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlayabilecek devasa büyük bir pazara sahip. Bu nedenle, dolar varlıklarına büyük miktarlarda yatırım yapmasına gerek yoktur. Bununla birlikte sınırsız miktarda dolar basmak, ABD'nin borçlarını diğer ülkelere aktarabileceği anlamına gelmez çünkü ülkeler bu teklifi reddedebilir.

Nitekim ABD Hazine Bakanlığı verileri, uluslararası yatırımcıların elinde bulunan ABD borcunun şubat ayında 7,08 trilyon dolardan mayıs ayında 6, 86 trilyon dolara düştüğünü gösteriyor ki bu da büyük miktardaki ABD borcunun artık yalnızca yurt içinde tüketilebileceği anlamına geliyor.

WASHINGTON'IN AŞIRILIKÇI EĞİLİMİ

20. yüzyılın büyük bölümünde dolar, ABD'nin çıkarlarının çekirdeğini oluşturdu. Dolayısıyla ABD yönetiminin doların daha da zayıflamasını önlemek için harekete geçmesi bekleniyordu. Yine de yerleşik yönetim aşırı miktarda dolar basımını kısıtlamak, daha az ABD borcu ihraç etmek, salgını kontrol altına almak ve ekonomiyi canlandırmak için önlemler uygulamadı. Washington bunun yerine Çin-ABD gerilimini yoğunlaştıran aşırıcı bir yöntemi tercih etti.

Peki, Amerika neden böylesine bir yöntemi seçti? Birincisi, ABD muhtemelen Çin'e uyguladığı baskı ile Beijing yönetiminin borçları toplu olarak alacağının hayalini kurdu. İkincisi ise Beyaz Saray gerilim esnasında belki de küresel yatırımcıların endişe ile dolara daha fazla yöneleceğini tahmin etti. Buna karşılık Çin devasa iç pazarı ve kararlı merkezi liderliği sayesinde ABD'nin borç satın alma baskısına direnme kabiliyetine sahip. Bu nedenle, Beijing ve Washington insanlığına yararına çalışmak için çatışma dışında bir çözüm bulmalıdır.

Kaynak: China Daily