Haber Analiz: Amerika kendisine günah keçisi arıyor

Haber Analiz: Amerika kendisine günah keçisi arıyor

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, dün Washington'da yaptığı konuşmada Çin'in iç ve dış politikasıyla ilgili asılsız suçlamalarda bulunarak Çin'i ABD'nin iç politikası ve seçimlerine karışmakla suçladı. Çin Dışişleri Bakanlığı da bu suçlamalara karşılık olarak Pence'in konuşmasını "asılsız ve kafa karıştırıcı" olarak niteledi ve Çin'in bu suçlamalara karşı çıktığını vurguladı.

Aslında Pence'in konuşması öncesinde medyada Beyaz Saray'ın "yepyeni" bir Çin politikası çizeceği yönünde iddialar yer almıştı. Bu iddialar küresel basının iştahını kabartmıştı. Ancak Pence'in konuşması hayal kırıklığı yarattı. Çünkü Pence'in bahsettiği birçok konu Amerikan basınında daha önce de gündeme getirildi. Sözde "kanıtlar"ın büyük bir kısmı medyada yer alan haberlere dayanıyordu. Ancak bu sefer Çin'le ilgili uydurulan "suçlar" yeniden süslenerek paketlendi.

Yeni bir bilgi yoksa, Beyaz Saray neden Çin'i karalayan bir "kampanyayı" şu aşamada ortaya koydu? ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 8 Ekim'de Çin'i ziyaret edecek. Ziyarette ikili ilişkiler ve iki tarafı ilgilendiren uluslararası ve bölgesel sorunlar üzerinde fikir alışverişinde bulunulacağı öngörülüyor. ABD, bir yandan üst düzey bir yetkiliyi Çin'e gönderiyor, bir yandan da Çin'i kapsayıcı bir şekilde suçluyor. ABD'nin bu yaklaşımı yabancı değil. Çünkü geçen yılın yarısında Çin ile ABD arasında yaşanan ticari anlaşmazlığa karşı, ABD başından beri bu "baskıyla müzakere ilerletilmesi" biçiminde pazarlık yapıyor ve kendisine dafa fazla siyasi kaynak kazandırıyordu.

ABD'nin Pence'in son konuşmasıyla Çin'e kapsayıcı bir eleştiri yönelten yaklaşımından altında, yurt içi siyasi ve seçim çıkarlarına odaklanması ve seçim öncesinde kendisine "günah keçisi" arama kaygısı ve telaşı yatıyor. Bazı Amerikan medyasında göre, ABD hükümeti hem "Rusya sorgulaması"nı gündemden çıkarmak hem "Çin kartı" oynayarak oy kazanmak istiyor hem de baskıyı artırarak Çin'in boyun eğmesini sağlamayı amaçlıyor.

Oysa, Çin hiçbir zamanda üçüncü bir ülkenin iç işlerini karıştırma meraklısı olmadığı gibi böyle bir iradeye ve vakte sahip değil. Zaten Çin öteden beri hiçbir ülkenin iç işlerine karışmama ilkesini izlemesi bunun en önemli nedenlerinden biri. Ayrıca Çin'de 30 milyon nüfus henüz yoksulluktan kurtarılamadı ve henüz pek çok kalkınma planı gerçekleştirilemedi. Özetle, Çin'in diğer ülkelerin işini karıştıracak vakti zaten yok.

Bu konuyla ilgili ABD İç Güvenlik Bakanı Kirstjen Nielsen şunları söyledi: "Bugüne kadar Çin'in 2018 seçimlerini bozduğu veya değiştirdiğini destekleyen kanıt olmadı." CNN ve Reuters gibi büyük basın kuruluşları da ABD'nin bu suçlamasının asılsız olduğunu savundu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de "Kim diğer ülkenin egemenliğini ihlal ediyor, kim başkasının iç işlerini karıştırıyor ve çıkarlarına zarar veriyor? Bu soruların cevabı konusunda uluslararası toplum hem fikir" demişti.

Çin-ABD ilişkileri, dünyanın en önemli ikili ilişkilerinden biri olarak yalnız iki ülkenin genel çıkarlarında etkili olmuyor, dünyanın barışçıl gelişiminde de rol oynuyor. Çin hükümeti, kısa süre önce "Çin-ABD Ticari Anlaşmazlığı Hakkında Gerçekler ve Çin'in Tutumu" adlı beyaz kitabı yayımlayarak tarafsız ve kapsamlı veri ve gerçeklerle Çin ile ABD arasında "birbirini tamamlayıcı" ilişkilerin bulunduğunu kanıtladı. Bu da dünyaya "işbirliğinin" Çin-ABD ve de dünya için faydalı tek seçenek olduğunu gösteriyor.

Görülüyor ki, Trump yönetiminin iktidara gelmesinden sonra Çin-ABD arasındaki ticari anlaşmazlığın tırmanmasına rağmen, 2017 yılında iki ülkenin ticaret cirosu 583 milyar 700 milyon dolara ulaşarak ikili ilişkilerin kurulduğu 1979 yılından bu yana 233 kat artmış oldu. Aynı zamanda Çin ve ABD, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olarak terörle mücadele, internet, uzaycılık ve savaş kaosuyla mücadele gibi küresel sorunların karşısında büyük işbirliği alanına sahip. Daha da önemlisi, ikili ilişkilerin kurulmasından bu yana geçen 40 yılda sivil iletişim güçlendi. Bunlar, ikili ilişkilerin sağlıklı ve istikrarlı bir çizgide ilerlemesi için değerli güvenceler.

ABD Ulusal Güvenlik Komitesi Eski Asya İşleri Müdürü ve Brookings Enstitüsü Araştırmacısı Jeffrey Bader kısa süre önce verdiği demeçte, kendi enstitüsünün yeni yayımladığı Çin-ABD İlişkileri Gözlem Raporu'na dayanarak Trump'ın Çin'le temas ve işbirliği ilişkisini koparması durumunda, bunun ABD'ye olumsuz etkisi olacağı uyarısında bulundu. ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Alfred Kissinger de, ABD liderinin mevcut anlaşmazlıktan etkilenmek yerine devletin temel çıkarını düşünmesi gerektiğini vurguladı.

ABD hükümeti Çin politikasını nasıl değiştirirse değiştirsin, Çin'in ABD politikası tutarlı ve net: Kavga ve çatışma yerine karşılıklı saygı, işbirliği ve ortak kazanç. Kissinger, Trump'a Çin tarihi ve kültürünü bilen kişileri kabinesine koymasını önermişti. Pence'in konuşmasına bakıldığında ise, ABD hükümetinde böyle biri yok. Oysa ABD hükümeti deneyimli siyasetçilerin sözünü dinlemeli. Çünkü dünyanın tek büyük gücü olan ABD, ancak diğer ülkeleri anlar, dinler ve onlara saygı gösterirse "gerçek anlamında" büyük olacaktır.