Röportaj: Mehmet Emre Öztürk

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin 50’nci yılına özel CRI Türk’e açıklamalarda bulundu.

İlişkilerin 50’nci yılına ulaşmasının önemli bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Gürdeniz, “Dünya artık yeni bir düzene geçti, demiyorum geçti. Çok kutuplu dünya düzeninde Çin’in yeri tasdiklenmiştir ve önemli bir yerdir. Soğuk Savaş bittikten sonra dünyaya empoze edilen neoliberal kapitalist sistemin önlemez ve kontrol edilemez maceralarına bir denge unsuru olarak ortaya çıkmıştır.” ifadelerine yer verdi.

 “TÜRK DENİZ KUVVETLERİ VE BAHRİYE DİPLOMASİSİ”

Türk Deniz Kuvvetleri’nin iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde büyük rol üstlendiğinin altını çizen Gürdeniz şunları kaydetti:

Eski Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin Anıtkabir’i ziyaret ederken. (20 Nisan 2000)

“Dışişleri Bakanlığının onayı ile 2000 yılında ilk defa bir Türk savaş gemisi Shanghai’a gönderildi. Bu yüzyılın falan değil bin yılın en önemli gelişmesiydi. Çünkü tarihte ilk defa Türk bayraklı bir gemi Çin’in en büyük limanı olan Shanghai Limanı’na girdi. 12 Haziran 2000 günü Shanghai en prestijli yerine gemi yanaştırıldı. Çinliler Türk bahriyelilerini bağrına bastı çok iyi bir karşılama oldu. Ben o dönemde Plan Prensipler Başkanı olarak aktif görevde olduğum için gelişmeleri çok yakından takip etmiştim. Gemiyi, eskiden oraya gelen Amerikan, İngiliz veya Fransız savaş gemilerinin bağladığı gibi uzak bir yere değil şehrin neredeyse merkezine çok yakın bir yere bağlamışlardı. Tabii bu ziyaretten kabaca 2 ay evvel de Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin ilk defa Türkiye’ye gelmişti. Bana göre Türkiye’de ‘Bahriye Diplomasisi’ ile bu güzel ziyarete cevap vermişti. Arkasından Çin savaş gemileri Türkiye’nin en büyük deniz üssü olan Aksaza’a 2002’de ziyaret gerçekleştirdi. Çok ilginçtir bir kısım gemi de Bozcaada’ya geldi. 2002’deki bu ziyaretlerden sonra 2011’de bizim Gemlik Fırkateynimiz tekrar Shanghai’a gitti. 2012’de Çin tekrar bir gemi gönderdi. 2015’te yine karşılıklı ziyaretler oldu. Gediz Fırkateynimiz Shanghai’a gitmişti. 2011’de bir Türk savaş gemisinin tekrar oraya gitmesinin temel nedeni bu sefer ilişkilerin başlamasını 40’ıncı yılıydı. Türk Bahriyesi bu jesti unutmadı. Son ziyaret 2017’de gerçekleşti. Üç savaş gemisi bütün dünyayı turlayan bir filotilla olarak ki o gemiler Atlantik’e çıktılar daha sonra Sarayburnu’na gelmişlerdi. Dolayısıyla donanma diplomasisi açısından her iki ülke de karşılıklı olarak ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadı diyebilirim.”

Çin Deniz Kuvvetlerine ait üç gemiden oluşan deniz aşırı ziyaret filosunun amiral gemisi Changchun. (20 Temmuz 2017- Sarayburnu)

“BÜYÜK BİR ROTA DEĞİŞİKLİĞİ YAŞANDI”

15 Temmuz 2016 FETO darbe girişiminden sonra Türkiye’nin Asya’ya ciddi bir rota değişikliği olduğuna değinen Cem Gürdeniz, “Bu iktidardaki siyasi partinin bir seçeneği değildi aslında. Çünkü iktidardaki siyasi parti 2002 yılında Atlantik sisteminin teşviki ve desteğiyle iktidara gelmişti. Asya’ya yöneliş devletin kendini koruması ile ilgili bir refleksti. Türkiye Cumhuriyeti, Atlantik sistemin suikastına uğradıktan sonra yeni bir rotaya arayışına girdi. Türk-Rus, Türk-Çin ilişkilerinin gelişmesi kendisine kasteden Avrupa Birliği (AB) ve Atlantik’e karşı bir denge unsuru olarak kullanılması ihtiyacının yansımasıydı. Tabii ki çok ciddi bir rota değişikliği oldu. Her alanda oldu. Ekonomik alanda, askeri alanda, siyasi alanda Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi ile Türk-Çin ilişkilerinin gelişmesini zaten birbirinden ayırt edemeyiz.”

ORTA KORİDOR’DA İLERLEYEN İLİŞKİLER

“Tabii ki Türk-Çin ilişkileri 2017’de ‘Orta Koridor’ dediğimiz veya ‘Türk Koridoru’ diye tabir ettiğimiz Kars-Tiflis-Bakü demir yolu hatlarının açılması, Türkiye’nin 2014’ten itibaren Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nde aktif olarak yer alması, Türkiye’de Çin finans sisteminin, sanayi kuruluşlarının ve hizmet sektörünün ağır ağır Türk ekonomisinde yer edinmesi… Bütün bu faaliyetleri bir araya koyduğumuzda Türk-Çin ilişkilerinin Asya Yüzyılı’nda en önemli lokomotif olduğunu söyleyebiliriz. Bu ilişkilerin gelişeceğine inanıyorum. Her ne kadar Atlantik sistem kenar kuşakta Türkiye gibi çok kıymetli bir ülkeyi Çin’in ve Rusya’nın stratejik jeopolitik çıkarları lehine kaybetmeyi göze alamasa da Türkiye kendisine kasteden bir sistemle karşı karşıya. Güneydoğu’da bir Kürt devletinin kurulması, Kıbrıs’ta Türk varlığının neredeyse yok edilmesi federal yapı içerisinde eritilmesi, Mavi Vatan dediğimiz Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’de ilan edilmemiş deniz etki alanlarından Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne çok büyük parçaların verilmesi ve desteklenmesi. Türkiye’nin batısında hem Rusya’ya hem Türkiye’yi kuşatmak için Dedeağaç, Semadirek, Girit ve Yunanistan’da onlarca üsse büyük yığınaklar yapılması gibi. Bütün bunlara bakıldığında ortaya şu sonuç çıkıyor: Türkiye bir kuşatma ile karşı karşıya. Rusya ve Çin’de bir kuşatma ile karşı karşıya. Afganistan’dan Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ani bir kararla çekilmesi bile esasında Çin’in istikrarı ve Orta Asya’daki güvenliğin idamesi açısından çok ciddi bir problem. Kanserli bir bölgeyi tedavi ederken, yarıda kesiyorsunuz ve kanserli hücrenin her tarafa yayılmasını teşvik ediyorsunuz.”

“AFGANİSTAN TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTA DEĞİL”

Güncel konulara da değinen Amiral Cem Gürdeniz, Afganistan meselesi hakkında çarpıcı açıklamalara yer verdi. Afganistan’ın kritik bir coğrafyada tedavi edilemez bir hasta olduğunu söyleyen Gürdeniz, “Benim gördüğüm gelecekte Afganistan’ın parçalanacağı. Afganistan şu an dünya güvenlik ve istikrarı için bir kanserdir. Dünyada uyuşturucu kaçakçılığı için NATO’nun ve ISAF’ın güvencesinde resmen büyütülmüştür. Dünyanın başındaki en büyük dertlerden biridir. ABD’nin müdahalesinden sonra Afganistan’daki uyuşturucu trafiği katlandı. O bakımdan Afganistan’da yapılması gereken tekrar BM kontrolünde yeni bir konferans süreci ve belki de bir bölünme. Taliban şu an orta çağ vahşeti sergiliyor. En son bir komedyeni katlettiler. Pakistan Büyükelçisi’nin kızını kaçırdılar yani acımasız bir terör örgütü var karşımızda. Nükleer savaş riskinin olduğu dönemde ulus-devletler geleneksel yöntemlerle savaşmazlar. Hibrit savaşlar ile savaşırlar. Terör örgütleri, sosyal medya savaşları, siber savaşlar ön plandadır. Nükleer yok olma tehdidi söz konusu olduğu sürece ABD’nin Çin’e veya Çin’in ABD’ye bir topyekun savaş ilan ettiğini görmeyeceğiz. Ama dolaylı tutum stratejisiyle hiç beklenmedik yerde beklenmedik unsurların devreye sokulduğunu göreceğiz. Bu yüzden Türkiye coğrafyasını artık kendi jeopolitik çıkarları için kullanmalı. İkincisi, Atlantik sistemin özellikle 80’li yıllardan sonra devreye soktuğu neoliberal kapitalist sistemin yeni pazarlar yeni ham madde kaynakları bulmaya yönelik arsız politikalarının da bence bir aracı olmamalı. İstikrara ve dengeye hizmet etmeli.” diye konuştu.