Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, cuma günü yaptığı açıklamada Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmek için yeterli gücü topladığını; ülkenin geniş kesimlerini kapsayacak bir işgal hareketine “artık her an başlayabileceğini” söylemişti. Söz konusu açıklamalar kamuoyunda büyük bir paniğe neden olurken, Rusya tarafı yapılan açıklamanın “Moskova’ya karşı bir enformasyon savaşı” olduğunu belirtmişti. Söz konusu medya kampanyası çerçevesinde, çok sayıda sahte yayınların kullanıldığına işaret edilen açıklamada, “Rusya’nın güvenlik garantileri konusundaki haklı taleplerini itibarsızlaştırmak için Moskova’ya karşı koordineli enformasyon saldırısı gerçekleştiriliyor. Aynı zamanda, Batı’nın jeopolitik emellerinin ve Ukrayna topraklarındaki askeri yapılanmasının haklı çıkarılması hedefleniyor.” ifadelerine yer verildi.

Uzmanlar ise konuyu daha geniş çaplı bir açıdan ele alarak ABD’nin jeopolitik bir plan içerisinde hareket ettiğine vurgu yapıyor. Emekli Amiral Cem Gürdeniz konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Tarihi günler yaşıyoruz. Yeni bir küresel düzen ortaya çıkıyor. Tatbikatlar, yığınaklanmalar, yüksek askeri hazırlık durumları, birlik kaydırmaları ve olağanüstü kirlilikte bilgi harbi devam ederken, Devlet Başkanlarının ziyaretleri, zirveler, toplantılar, basın açıklamaları yüksek derecede bir yoğunlukta yaşanıyor. Diğer taraftan Ukrayna krizinin siyasi, stratejik ve taktik yansımalarından çok daha fazlası çok derinde jeopolitik düzlemde yaşanıyor. Bu kriz ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın nihayetinde yepyeni bir dünya düzeni ortaya çıkacak.” dedi.

ABD’nin bölgede kaos süreci girişimlerine karşı açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanlığı, ““Anglo-Saksonlar ne pahasına olursa olsun savaş istiyor” diyerek işgal iddialara yanıt vermişti. Gürdeniz, ABD’nin bu girişimlerinin tarihte örnekleri olduğunu belirterek, “1946-1989 arasında yaşanan Soğuk Savaş Avrupa Atlantik blok galibiyeti ile sonuçlandı. Varşova Paktı ve  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldı. Daha sonra ABD tarafından tek kutuplu dünya düzeni dayatılarak yeni kilometre taşları tarihin akışındaki yerlerini aldı. Süper güç statüsünden hiper güç konumuna geçtiğini ve tarihin sonunu getirdiğini iddia eden ABD küresel ve bölgesel düzlemlerde yanına vassalı Anglo Sakson devletler ile Avrupa Birliği’ni (AB) de alarak kendine yeni pazar ve kaynaklarla etki alanları bulmak için sadece gerilim, yıkım, kan ve gözyaşı getiren yaratıcı kaos gelişmelerini başlatmadı aynı zamanda Avrasya Adasında Rusya ve yükselen Çin’i çevreleme ve dengesizleştirmeyi amaçlayan yeni fay hatları ve kriz alanları oluşturdu. Örnekleri çoktur: 1991 Birinci Körfez savaşı ve aynı yıl iki Almanya’nın birleşmesi; 1994 Yugoslavya’nın parçalanması; NATO ve AB’nin doğuya genişlemesi; Yeltsin döneminde Rusya’da yaşanan çözülme ve Çeçen İç Savaşı; 11 Eylül 2001 Saldırıları sonrası Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesinin (BOP) Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve Yemen’de sahnelenmesi; ABD’nin Afrika’da 2010 sonrası AFRICOM Komutanlığını kurması; 2012’de ABD’nin büyüyen Çin karşısında Pasifik Pivot doktrinine geçmesi; 2021’de QUAD ve AUKUS’u teşkil etmesi; Türkiye’de 2002 sonrası yaşananları takiben 15 Temmuz 2001 kanlı FETÖ darbe girişimi bu kilometre taşları arasında sayılabilir.” diye konuştu.

“ASYA PASİFİK’TE DİRENİŞ”

Tek kutup dayatmalarına ilk tepkinin Avrasya’da yaşandığının altını çizen Gürdeniz, şunları kaydetti:

“1993’te Rusya’dan Dışişleri Bakanı Kozyrev’in yakın çevre doktrini ile geldi. Bunu 1996’da Primakov doktrini takip etti. Uluslararası düzeyde ilk tepki 1996 yılında sonradan Shanghai İş Birliği Örgütüne (SİÖ) dönüşecek Shanghai Beşlisinin kurulması oldu. 2007 yılında Putin’in Münih Güvenlik Konferansında tek kutuplu dünya düzenine meydan okuması ve 2008 ekonomik krizinin yaşandığı dönemde 8 Ağustos’ta Güney Osetya’da Gürcistan’a askeri güçle doğrudan müdahalesi NATO genişlemesi sonrası Avrupa Atlantik ile Asya Pasifik arasında tetiklerin ilk kez çekildiği dönüm noktası oldu. 2010 yılında Çin’in üretimde ABD ekonomisini geçmesi ve 2012 yılından itibaren Doğu ve Güney Çin Denizleri ile Taiwan’da ABD ile aktif gerilim rotasına girmesi; 2013 yılında Avrasya’da jeopolitik ve jeo-ekonomik devrim yaratacak Kuşak ve Yol (BRI) girişimini başlatması, Avrupa Atlantik ile Dünya Adasını temsil eden Avrasya (Asya Pasifik) arasındaki güç mücadelesinin dönüm noktaları oldu. Bugün Ukrayna’da yaşananlar Avrupa-Atlantik ile Asya-Pasifik’in; Deniz ile kıtanın arasındaki mücadelenin sıcak temasa geçişi; Avrasya’daki yeni güvenlik mimarisinin şekillenme sürecinin dışa vurumudur. Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra başlayan büyük medcezir akıntısının yarattığı yıkım sonrası toparlanan Rusya ve Çin, bugün akıntıyı tersine çevirmiştir. Ukrayna her iki akıntının kesişme alanıdır. 2008 Gürcistan, 2014 Kırım, 2016 Türkiye, 2020 Dağlık Karabağ, 2022 Kazakistan’da yaşananlar Avrupa Atlantik sisteme 21. Yüzyılın yeni Amerikan Yüzyılı olamayacağını göstermiştir. Bu yaşananlara devasa borç yükü ve gelir dağılımı dengesizliği içindeki ABD’de Trump döneminde yaşanan siyahi Floyd isyanı; Covid-19 süreci ve 2020 Kongre baskını ile 2021 Afganistan çekilmesi gibi kendi içindeki gel git akıntı ve fırtınalarını katarsak karamsar bir tablo ortaya çıkıyor. Bu koşullar altında küresel düzlemde homeostasis mutlak surette elde edilecektir. Bu dengenin genel bir savaş olmadan hibrid koşullarda elde edilebilmesi son aylarda yaşanan gelişmeler paralelinde söylenebilir. Dünya ekonomisine sadece yüzde 2,5 civarında katkı sağlayan ve savunma bütçesi 60 milyar dolar olan Rusya’nın, ABD ve NATO gibi dev bir ekonomiye ve senede 1 trilyon dolar savunma harcamasına sahip bloğu karşısına alabilmesi derindeki jeopolitik mücadelenin ve nispi güç dengelemesinin bir yansımasıdır. Amaç Ukrayna değildir. Ukrayna bir araç olarak büyük oyunun çatışma alanıdır. Yaşanan sadece Rusya ile Avrupa Atlantik yapının bilek güreşi değildir. Yaşanan Avrupa Atlantik yapıyı temsil eden ABD ve AB ile Asya Pasifik yapıyı temsil eden Rusya ve Çin arasındadır. Eski jeopolitik ekole göre deniz ile kıta ancak yeni konjonktürde deniz ile denize çıkan kıta arasındadır.”

“KENAR KUŞAK ÜZERİNDEN RUSYA VE ÇİN’İ SIKIŞTIRMAK”

“İkinci Dünya Savaşı sonrasında doğu ve batı arasındaki ilişkiler, deniz imparatorluğu olan ABD ile karacı Avrasya imparatoru Sovyetler birliği arasında geçti. Bu mücadele coğrafi olarak, Afrika ile Avrasya adasının, kıta Amerika’sı ve kıta Avusturalya adası tarafından çevrelenmesi ile şekillendi. Gerek ideolojik gerekse jeopolitik mücadelede etkileşim, merkezdeki Sovyet kara gücüyle, denizdeki imparatorluk arasındaki kenar kuşak üzerinden sağlanıyordu. Aslında bütün mücadele her iki güç arasında tampon ve çevreleyici işlevi gören kenar kuşağın kontrolü üzerine odaklanıyordu. Temelde tek bir güç tarafından dünya adasının kontrolü aynı zamanda dünyanın kontrolü demekti. ABD’nin hedefi bu gücü önlemekti. Neticede kara gücü ile deniz gücü kenar kuşak ve kenar kuşağı çevreleyen kara alanları ve mücavir okyanus/deniz alanlarında hesaplaşacaktı.  Kenar kuşağı kontrol etmek karanın küresel hegemonya mücadelesine mâni olmak demekti. Bu coğrafyada en kritik alan Avrasya’nın Batı Avrupa yarımadasıydı. Bu bölge gerek kültürü gerekse Yalta/Potsdam sonrası oluşan dünya düzeninde Amerika adasının ayrılmaz parçasına dönüştürülmüştü. Orta ve Doğu Avrupa’da etki alanlarını oluşturan Sovyetler Birliği, Baltık ve Akdeniz üzerinden kesintisiz bir şekilde Okyanuslara çıkamasa da arkasına aldığı devasa Asya havzası ve nükleer silah yeteneği ile Batı Avrupa güçlerinin hepsi bir araya gelse bile çevrelenemezdi.  Bu ancak ABD yardımı ile olurdu. Bu yardım da Batı Avrupa’yı süresiz ABD’nin vekili ve vassalı yapardı. Öyle de oldu. Türkiye dâhil 16 NATO ülkesi kenar kuşağı sağlam tutarak soğuk savaşı galip bitirdi. Ancak ABD, bu zaferle yetinmedi. Verilen sözlere rağmen NATO doğuya ve kuzeye genişletildi.  Bir yandan da NATO Rusya konseyi üzerinden Rusya Çin’i dengelemek için Atlantik blok yanına çekilmek istendi. Ama bu süreç ters tepti. Eski Varşova Paktı devletlerinin neredeyse tamamının ve Baltık Cumhuriyetlerinin NATO üyesi yapılmasını Rusya düşmanca tutum ve hareket olarak değerlendirdi. ABD bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamıştı. Hem Avrupa kendine tam bağımlı olacak hem de Rusya yanına çekilerek Çin’in kuşatılmasına destek olacaktı. Ancak Rusya enerji, Çin ticaret ve finans ile Avrupa kalesinin kapılarından girdi. Rusya ve Çin’in Avrupa ile yakınlaşması önlenmeli ve düşmanlaştırılmalıydı.”