CGTN / Ji Xianbai

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Dışişleri Bakanları ve ASEAN Genel Sekreteri ile video konferans yöntemiyle görüştü. Blinken, özel toplantı sırasında, ASEAN’ın bölgesel ilişkilerde ve daha geniş Hint-Pasifik jeo-ekonomik ve jeopolitik alanında merkeziyetçiliğini sürdürmesini desteklerken, ASEAN’a Myanmar’daki siyasi gerilimi düşürmesi için adım atması çağrısında bulundu. Myanmar’da bu yıl şubat ayında ordunun seçimlere hile karıştırmak ve sosyal mesafe kurallarını çiğnemek suçlamasıyla aralarında Aung San Suu Kyi’nin de bulunduğu sivil liderleri tutuklaması üzerine siyasi gerilim tırmanmıştı. 

ABD ve ASEAN arasındaki bu toplantı bazı uzmanlar tarafından ABD’nin Asya-Pasifik konusundaki sorunlu diplomatik stratejisinin dönüm noktası olarak yorumlandı, sanki Güneydoğu Asya, Çin ile şimdiye kadar ki daha yakın ve sıkı bağları pahasına bir kez daha ABD’nin liderliğini benimsiyormuş gibi. Güneydoğu Asya’nın, eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin “Asya’yı yeniden dengeleme” kampanyasını ilerletmede ve bölgenin özgün ekonomik önemi ve kültürel dinamizminde başkan yardımcısı olarak önemli bir rol oynayan ABD Başkanı Joe Biden’ın yönetiminde daha fazla dikkat çekmesi hiç de şaşırtıcı değil. Ancak, Güneydoğu Asya ülkelerinin Beijing yerine Washington’ı seçtiği iddiasıyla temel bir jeopolitik taban kayması fikrinin devam etmesi, kesin olarak yanlış yönlendiriliyor. 

Özellikle, ABD ile Çin arasında bir taraf seçmek Güneydoğu Asya ülkelerinin aydın ulusal ve kolektif çıkarlarına uygun değildir. Örneğin, Singapur Başbakanı Lee Hsien Loong, birkaç kez ve farklı vesilelerle, Singapur ya da hatta diğer herhangi bir Güneydoğu Asya ülkesinin şu anda son derece düşmanca güç ilişkilerine sıkışmış dünyanın iki büyük gücü arasında birini veya diğerini seçmesinin “mümkün olmadığını” açıkça belirtti.

Bir diğeri, Güneydoğu Asya en iyi ihtimalle göz ardı edildi ve en kötü ihtimalle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin siyasetçileri tarafından çok uzun süre aşağılanmasa bile hor görüldü. ABD’nin, 2017 ve 2020 yılları arasında ASEAN-ABD Zirveleri, Doğu Asya Zirveleri ve Asya-Pasifik Ekonomik iş birliği (APEC) Ekonomi Liderleri toplantılarına üst düzey siyasi katılımını (eksikliğini) daha fazla düşünmeye ihtiyaç vardır. ABD’nin dünyanın bu kesiminde kaybettiği diplomatik varlığı ile etkisini telafi etmesi zaman ve çaba gerektirecektir. 

ÇİN 2010 YILINDA ASEAN’IN EN BÜYÜK TİCARET ORTAĞI OLDU

ABD önderliğindeki Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ABD’nin temel amaçlarını ilerletmede düzgün bir vasıta olabilirdi, fakat Trump, bu büyük ticaret anlaşmasından şaşırtıcı bir şekilde ayrıldı. ABD’nin, Trans-Pasifik Ortaklığı Kapsamlı ve Aşamalı Geçiş Anlaşması’na (CPTPP) dramatik bir dönüş yapacağı konusunda tahminler olsa da Biden yönetimi, özellikle CPTPP’yi kabul etmek ve genel olarak liberalleşmeye yönelik uluslararası ekonomik taahhüt sürecini hızlandırmak için şimdiye kadar yeterli siyasi ve kongre desteğini toplayamadı. 

Biden yönetiminin ilk altı ayında ekonomik gündem cansızdı ve hem yeni koronavirüsün kendisinin ve hem de yetersiz eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin krizi yanlış yönetmesinin yol açtığı ekonomik ve insani zarar göz önüne alındığında iç ekonomik teşviklerle ve endüstriyel toparlanmayla meşguldü. ABD’nin, “Daha İyi Bir Dünyayı Yeniden İnşa Et” yatırım planı ile asgari küresel kurumlar vergisi oranı gibi nispeten iddialı ve somut teklifleri desteklemesi bizzat Britanya’nın yeniden topladığı G7 etkinliklerine kadar yapılmadı. Ve bu programlar özel olarak Güneydoğu Asya’yı hedef almıyor. Onun yerine, Çin ile Batı arasındaki büyük güç rekabeti ortamında ortaya çıkıyorlar. Bu bakımdan, Güneydoğu Asya’nın Biden’ın Amerika’sına doğru döndüğünü farz etmek için bir sebep yoktur. Bu ayrıca, Çin’in bölgeyle ilişkilerinin günbegün artmasından kaynaklanmaktadır. 

Bu yılın ASEAN-Çin Diyalog İlişkilerinin 30. yıl dönümü. Temmuz 1991’de dönemin Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed’in davetiyle Çin misafir olarak ASEAN Bakanlar Toplantısı’na katıldı ve bu tarihi olay Çin ve Güneydoğu Asya ile hızla büyüyen ilişkilerin yolunu açtı. Çin 2010 yılında ASEAN’ın en büyük ticaret ortağı oldu ve ASEAN, korkunç Covid-19 salgını sırasında ve bölgesel tedarik zincirini bozan “Büyük Kapanmaya” rağmen 2020 yılında Avrupa Birliği’ni (AB) geçerek Çin’in bir numaralı alışveriş ortağı haline geldi. Daha sistematik, ekonomik ve jeopolitik olarak önemli olan, Çin ile ASEAN’nın ortak liderliğinde 15 ülkenin katıldığı büyük serbest ticaret anlaşması (FTA) olan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığı’nın (RCEP) görüşmelerinin tamamlanmış olmasıdır.

ABD sözsel olarak ASEAN’ın merkezde olmasını güçlendirme hakkında konuşuyorsa, Çin bunu uygulamada bütün ASEAN ülkelerini RCEP’e dâhil ederek ve onların ticari hassasiyetlerine dikkat ederek yapıyor. Çin, Japonya ile Singapur anlaşmayı onayladı ve RCEP’in, ekonomik büyüklük ve nüfus bakımından gelecek yıl dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşması olması planlanıyor. 

Tıbbi diplomasi, son zamanlarda Çin-Güneydoğu Asya ilişkilerinde öne çıkan noktalardan biri oldu. Çin, Covid-19 iş birliğinde bakanlar seviyesinde toplantılar önerdi, ikili kanallar ve Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) ile ilgili programlar yoluyla bütün Güneydoğu Asya ülkelerine Çin aşılarını bağışladı ve Endonezya ile ortak aşı üretimi ve denemelerini vadetti. Singapur merkezli araştırmacılara göre, Güneydoğu Asya Çin’in toplam aşı bağışlarının yüzde 30’unu ve dünya çapındaki aşı satışlarının yüzde 25’ini oluşturuyor. Bu etkileyici rakamlara dayanarak çıkarımda bulunulduğunda, Çin’in kamu sağlığı ve Güneydoğu Asya komşularının sosyal refahı konusundaki sarsılmaz taahhütleri gün gibi ortada ve övgüye değer. 

54. ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ağustos ayının ilk haftasında yapılması planlanıyor. Bakanlar kesinlikle, ASEAN ve büyük dış güçler arasındaki mevcut ilişkiler hakkında düşünüp taşınacaklardır. ABD’nin Güneydoğu Asya ile daha fazla ilişkiye girmesine yönelik uyumlu tavır açıklamalarını bekleyebiliriz, ancak ABD-Güneydoğu Asya ilişkilerinde artan iyileşme zaten sıcak ve ısınan Çin-Güneydoğu Asya ilişkilerini anlamlı bir şekilde etkilemeyecektir.