CGTN / Stephen Ndegwa

Covid-19 salgınının dünya üzerinde yıkıcı sosyal ve ekonomik etkileri oldu, ancak bazı şaşırtıcı sonuçlar da meydana geldi. Salgın gelişmiş dünyayı sert biçimde vururken, gelişmekte olan ülkeler nispeten fırtınayı beklentilerin ötesinde atlattı. 

Geçen yıl Birleşmiş Milletler (BM) Güney-Güney İş Birliği Uluslararası Günü öncesinde BM Genel Sekreteri Antonio Guterres mevcut krizde gelişmekte olan ülkelerin, “etkili sağlık sistemleri, etkili yönetim mekanizmaları, liderlik, koordinasyon, iletişim ve toplumsal bağlılık” konularında birbirinden öğrendiğini ve ders alışverişinde bulunduğuna işaret etti. Guterres, Güney-Güney İş Birliği’nin mevcut varoluşsal Covid-19 ve iklim değişikliği tehditlerine karşılık vermedeki hayati rolünü vurgulayarak bu yıl aynı mesajı yineledi. Güney arasındaki birlik çağrısı aynı zamanda Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 9 Eylül’de çevrim içi düzenlenen 13. BRICS Zirvesi’nde değindiği bir konuydu. 

Güney’in salgına karşı küresel mücadeleye katkısına ilaveten Xi, diğer önemli alanların arasında çok taraflılığın korunmasında, küresel ekonomik ve finansal işlerin yönetilmesinde, siyasi ve güvenlik iş birliği ile terörizmle mücadelede gelişmekte olan ülkelerin önemli rolüne işaret etti. Son on yılda bu sorumluluklar sadece Kuzey’e bırakılmayacak kadar ağır ve karmaşık hale geldi. Gerçekten, Güney-Güney İş Birliği rüştünü ispatladı. Örneğin, dünyanın gelişmekte olan bir grup ülkesinin oluşturduğu BRICS, devasa ekonomik gücü ve büyüyen siyasi etkisi nedeniyle küresel değişim için kuvvetli bir güç haline geldi. BRICS, özellikle üretim ve dijital teknolojiler üzerinden ekonomik danışmanlığa ve kapasite geliştirmeye ihtiyaç duyan diğer gelişmekte olan ekonomilere liderlik öneriyor. 

BRICS GELİŞMEKTE OLAN EKONOMİLERE LİDERLİK ÖNERİYOR

Güney dünya nüfusunun yüzde 40’ından ve küresel Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 20’sinden fazlasını oluşturuyor. Dahası gelişmekte olan ülkeler son yıllarda, bütün küresel ticaretin dörtte birinden fazlasını oluşturan Güney ülkeleri arasındaki ticaretle, dünyanın büyümesinin yarısından fazlasına katkıda bulundular. Gelişmekte olan büyük ekonomilerin devasa büyümesi, benzerlerinden gelişmiş ülkelerin sunduğuyla aynı oranlarda ham madde satın almalarına olanak sağladı. 

Çin gibi önde gelen gelişmekte olan ülkeler, ekonomik becerileri ve bilim ile teknolojideki uzmanlıklarıyla küresel kalkınmaya katkı sağladılar. Ülkenin dünyanın fabrikası olmasının yanı sıra Kuzey için bile Çinli inşaat şirketleri, altyapı projeleri inşa ederek bütün dünyaya yayılmıştır. Bu aynı zamanda, birçok ülkede milyonlarca insanın yaşamını olumlu olarak etkileyen gelişmiş, ancak düşük maliyetli dijital teknolojilerin büyük ölçüde kavranması için de geçerlidir. 

Genel olarak birçok gelişmekte olan ülkenin karşı karşıya olduğu sorunların büyük bölümü aynıdır; yolsuzluk, yoksulluk, savaş, açlık, kötü sağlık sistemi, düşük seviyeli eğitim ve suç. Bu, ülkelerin mevcut kalkınma durumlarına uygulanabilir pratik fikirleri arayabilecekleri ve paylaşabilecekleri ortak değerler ailesi yaratır. 

GÜNEY-GÜNEY İŞ BİRLİĞİ “HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK ÖNEMLİ”

BM, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini oluşturduğu zaman Küresel Güney’i aklında tuttu. Bu hedefler, yoksullukla ve açlıkla mücadeleden eşitsizliklerin azaltılması ve temiz su ve sağlık işleri için gayret etmeye kadar uzanıyor. Gelişmekte olan ülkeler sadece yakın iş birliği, birbiriyle uyumlu çabalar ve kararlılıkla yoksulluktan kurtulabilir. Ancak halen komşusunu zarara sokma politikası yoluyla egemenliğini sürdürmek için mücadele eden, umutsuzca tek taraflılığa ve ayrıcalıklı olmaya tutunan Kuzey’in hak görme duygusu var gibi görünüyor. Yoksulluğun korkunç döngüsünü kırmanın eşiğinde olan ülkeler, çarpık jeopolitik güç dengesini sürdüren müstahkem mevkileri devirdikleri için iftiraya uğrarlar ve tecrit edilirler. 

Gelişmekte olan ülkelerin tam potansiyellerini başarmak için her alanda birleşmesi ve gelişmesi gerekmektedir. Ticaret açısından, ihracatlarının kalitesi ve katma değeri bakımından onları bir kademe yükseğe çıkaracak politikaları formüle etmesi ve benimsemesi gerekmektedir. Bu temel olarak, özel ve kamu gelirlerini artırarak aşırı yoksulluğu yok etmenin yoludur. Onlar iç politikalarını, ulusal çıkarlarına aykırı olmak yerine kendileri için çalışmasını sağlamalıdır. Bu vatandaşlarının iyiliği için toplumlarını dönüştürmemiş olanlardan uzakta yeni yaklaşımlar keşfetmesi anlamına gelebilir. 

Güney’deki medya ciddi bir şekilde, kendi halkına ve dünyanın geri kalanına özgün hikâyeler anlatarak gelişmekte olan ülkeleri yeniden tanımlamaya yardımcı olmalıdır. Gelişmekte olan ülkeler, kendi sosyoekonomik ve siyasi anlatılarına sahip olmalı ve herhangi bir şekilde kendi halklarına iftira atan hikâyeleri düzeltmelidir. 

Bununla birlikte Güney, kalkınma hedeflerine varmak için gelişmiş ülkelerin yaptığı hatalardan kaçınmalıdır. Kalkınmanın anlamlı ve sürekli olması için sürdürülebilirlik ve kapsayıcı olma ilkeleri eşlik etmelidir. Guterres’in son mesajında ifade ettiği gibi, Güney-Güney İş Birliği “her zamankinden daha fazla önemli” hale gelmektedir.