Yeni tip koronavirüs ile mücadele kapsamında son günlerdeki en önemli konu, küresel eşitsizliğin bir uzantısı olarak adlandırılan “aşı adaletsizliği”.

Covid-19 aşılarının dünya çapında dağılımı, küresel sistemin adaletsiz işleyişini ortaya koyduğu gibi küresel güçlerin rekabetini de gözler önüne seriyor. Ayrıca aşı dağıtımındaki eşitsizlik, büyük oranda salgının bitmeyeceği düşüncesinin etkili olmasına neden oluyor. Öyle ki, bazı uzmanların “kalıcı salgına hazır olun” uyarısı da bu düşünceyi adeta onaylar nitelikte.

Salgını sona erdirmek için almamız gereken uzun bir yol olduğu açık. Böyle bir dönemde yapılan en büyük hatalardan biri, belirsizlik bu denli netken geleceği tarif etmeye çalışmak. Çünkü aşıların bulaşmayı etkili bir şekilde durdurup durdurmayacağını ve hangi varyantların ortaya çıkabileceğini henüz bilmiyoruz.

Dünya, koronavirüs aşısına “sahip olanlar” ile “yoksun olanlar” olarak ikiye ayrılıyor ve bu da pandeminin bir sonraki aşamasını tanımlayabilecek boşluk yaratıyor. The Washington Post, Our World in Data’dan edindiği verileri kullanarak, bugüne kadar uygulanan tüm aşı dozlarının yaklaşık yarısının -yüzde 48’inin- Dünya Bankası’nın yüksek gelirli ülkeler olarak kabul ettiği şekilde dünya nüfusunun sadece yüzde 16’sına gittiğini duyurdu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de dâhil olmak üzere az sayıdaki nispeten zengin ülkede kitlesel aşılama kampanyaları hızla ilerliyor. Ancak dünyanın çoğu, hâlâ yeterli arzı sağlamak için mücadele ediyor. Birçoğu için sürü bağışıklığı, krizi uzatabilecek şekilde -yıllar değilse de- aylarca uzakta.

Duke Üniversitesi Küresel Sağlık İnovasyon Merkezi’ndeki bir ekip, yüksek gelirli ülkelerin kısa vadeli aşı tedarikinin yüzde 53’üne sahip olduğunu ortaya çıkardı. Yine bu ekip, dünyanın en fakir 92 ülkesinin 2023 veya daha sonrasına kadar nüfuslarının yüzde 60’ının aşı oranına ulaşamayacağını tahmin ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), kısa süre önce Covid-19 aşılarının paylaşımındaki eşitsizliği kınayan bir açıklama yaptı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip koronavirüs aşılarından düşük gelirli ülkelerin şimdiye kadar sadece yüzde 0,2 pay alabildiğine dikkati çekerek, “Aşıların küresel dağılımında şok edici bir dengesizlik var.” uyarısında bulundu. Unutmamak gerekir ki, DSÖ, Covid-19 salgının kontrol altına alınabilmesi için dünya nüfusunun en az yüzde 70’inin bağışıklık kazanması gerektiğinin altını çiziyor.

Şüphesiz salgın; yaşamda pek çok şeyi değişmeye zorluyor. Belki de salgından sonra yeni bir yönetim modeli, farklı bir küresel sistem ve farklı bir dünya liderliği ortaya çıkacak. Salgının sağlık dışında siyasi, ekonomik ve psikolojik boyutları da mevcut. Bu bağlamda salgın dünya ekonomisi üzerinde kalıcı bir etki yaratabilir.

Salgınla mücadele edilen bu zor dönemde “güçlü devlet” düşüncesinin ön plana çıktığını görüyoruz zira birçok liderin siyasi geleceği ülkelerinde Covid-19’un yayılmasını durdurma yeteneğine bağlı hale geldi. Bu süreç, elbette güçlü ülkelerin liderlerine önemli sorumluluklar yüklüyor.

Güçlü liderler, az gelişmiş ülkelere aşılamalarda eşitsizliklerin giderilmesi konusunda destek olmalılar. Çünkü salgın sona erdiğinde liderlerin “başarılı” ya da “başarısız” olup olmadığının ölçütü, ülkelerinde süreci nasıl yönettiklerinden ziyade dünyanın salgınla mücadelesine verdikleri katkıda olacak.

Tuğçe Akkaş