China Daily / Shaun Burnie

Japon hükümetinin radyoaktifli atık suyu Pasifik Okyanusu’na boşaltma planlarını sürdürme kararı deniz ortamına, kamu sağlığı ve balıkçılığa doğrudan tehdit olmanın yanı sıra Japonya’nın ve diğer ülkelerin halklarının insan haklarını ihlal etmektedir.

Devre dışı bırakılan Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nden 1,25 milyon metreküp yüksek seviyede kirli su şu anda tanklarda tutuluyor. Yaklaşık 800 bin metreküp su yüksek düzeyde radyoaktif stronsiyum-90 ve iyot-129 ile diğer radyonüklitler içeriyor. Bunun sebebi kullanılan teknolojinin -ALPS sistemleri- nükleer tesisin sahibi Tokyo Electric Power Company’nin (TEPCO) iddia ettiği gibi radyoaktif elementleri azaltmada başarısız olmasıdır.  

Onların gelecek yıllarda başarılı olup olmayacakları açık değil. Hükümetin kararı, gelecek iki yıl veya daha uzun sürede TEPCO’nun, suyun Pasifik Okyanusu’na boşaltılmasına izin vermek için mühendislik çalışması hazırlaması anlamına geliyor. Daha sonra ulusal nükleer düzenleyici kuruluşların da bu kararı onaylaması gerekiyor.

2011 yılında bir deprem nedeniyle meydana gelen büyük dalgaların yol açtığı Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ndeki felakette, santraldeki radyoaktif atığın okyanusa boşaldığını, okyanustaki akıntılarla dağılan radyoaktif atığın sadece Pasifik Okyanusu değil, aynı zamanda Doğu Denizi ve Doğu Çin Denizi’ne yayıldığını biliyoruz.

Farklı türdeki radyoaktif maddeler deniz yosunu, balıklar ve kabuklu deniz hayvanlarının da arasında bulunduğu deniz yaşamında yoğunlaşır ve biyolojik olarak birikir. Bir radyoaktif trityum yüzdesi organik olarak bağlanır ve DNA hücresini etkileyebilir, bu Japon hükümetinin üzerinde konuşmak istemediği bir konudur.

JAPONYA BİLİMİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Japonya bilimi kasten görmezden geliyor. Bu Japon hükümetinin uzun süre depolama seçeneğinden kaçınması halinde çevrenin, balıkçılığın, Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin’in kirlenmeye maruz kalacağı anlamına geliyor. Japon hükümetinin kararı Fukushima’daki sorunu çözmeyecek. Her gün kirlenmiş su miktarı yaklaşık 150 metreküp artmaktadır, gelecek on yılda zaten bugün tanklarda tutulan 1,25 milyon metreküp suya 456 bin 250 metreküp su daha eklenmesi bekleniyor.

Fukushima’da bulunan radyoaktifli suyun sebebi büyük ölçüde 1, 2 ve 3 nolu reaktörlerdeki erimiş yüzlerce ton reaktör yakıtından çıkan kirletici maddelerin yeraltı sularıyla temas ederek kirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Japon hükümetinin bu soruna bir çözümü bulunmamaktadır. Nükleer santralin devre dışı bırakılması planı iddialara göre 2041-2051 yıllarında tamamlanacak olsa da, bu kuruntulu bir hayal gücü gibi duruyor.

Greenpeace, mevcut planın uygulanabilir olmadığı ve yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu uyarısında bulunarak, bir mühendislik değerlendirmesi yaptı. Fukushima Daiichi nükleer kazasının etkisi devam ediyor ve nesiller boyunca da devam edecek.  

Japon hükümeti bunu kabul etmek istemiyor, Japon halkının muhalefetine rağmen birçok nükleer santrali yeniden devreye sokmaya çalışıyor. Fukushima’daki nükleer sorunun çözüldüğünü görmek, ancak aslında bunlarla ilgilenmemek, radyoaktifli suyun Pasifik Okyanusu’na boşaltılması kararı dâhil olmak üzere Japonya Başbakanı Yoshihide Suga yönetiminin politikasını yönlendiren şeydir.

NÜKLEER SAHADAKİ DEPOLAMA ALANININ TÜKENDİĞİ İDDİASI ASILSIZ

Birleşmiş Milletler (BM) Denizcilik Örgütü kuralları çerçevesindeki gerekliliklere ek olarak Japonya’nın aynı zamanda, bir ülkenin hem diğer ülkelerin topraklarına hem de ulusal yetki sınırları ötesindeki alanlara önemli uluslararası çevre zararı vermesini yasaklayan uluslararası yasalara uyması gerekmektedir. Japonya’nın, radyoaktifli suyu okyanusa boşaltmadan önce BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 206. maddesi kapsamında bir çevre etkisi değerlendirmesi yapması gerekmektedir. Uluslararası radyasyon koruma ilkeleri, çevrede radyoaktif artışa yol açacak bir kararın gerekçesinin haklılığını ortaya koymalıdır ve uygulanabilir bir alternatif varsa bu durumda uzun vadeli depolama meşru gösterilemez. 

Nükleer sahadaki depolama alanının tükendiği iddiası asılsızdır, çünkü TEPCO 2019 yılında arazinin uygun olduğunu kabul etmiş ve Japon hükümetinin kendi uzmanlar heyeti nükleer santral yakınındaki bölgelerde depolamanın mümkün olduğunu teyit etmiştir. Şimdi bunu kabul etmiyorlar, çünkü zaman alacaktı. Deniz ortamını kirletmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur.

Suga yönetiminin kararı, Çin’in komşu suları ve Kore Yarımadası’nın da arasında bulunduğu deniz çevresine doğrudan tehdit oluşturuyor. Bu bakımdan, Japonya uluslararası çevre yasası ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde tanımlanan yükümlülüklerini ihlal etmektedir. Ve sonuç olarak ülkelerin Fukushima Daiichi nükleer santralinden radyoaktifli suyu boşaltmasına karşı olmaları için yasal hakları vardır. 

Dünya okyanuslarının iklim acil durumu, biyolojik çeşitlilik kaybı ve plastik kirliliğini de kapsayan birçok tehdit altında olduğu bir dönemde, Japon hükümetinin, nükleer atıklarını Pasifik Okyanusu’na boşaltabileceğinin kabul edilebilir olduğunu düşünmesi yanlıştır. Greenpeace, 1970’den bu yana radyoaktif kirlilikten okyanusları korumak için kampanyalar düzenliyor ve bu örgütte 30 yıllık sürede öğrendiğim bir şey olumlu değişimin mümkün olduğudur.

Tokyo’nun, radyoaktifli suyu okyanusa boşaltma kararının kaçınılmaz olarak gerçekten etkisi olacaktır, ancak bu karardan vazgeçmesi için vatandaşların ve hükümetlerin güçlü çabaları gerekecektir. Greenpeace, radyoaktifli suyun bizim ortak deniz çevremizi kirletmesini önlemek için Asya-Pasifik bölgesinin yanı sıra yerel vatandaşlar, Fukushima’daki balıkçılık kuruluşları ve Japonya ile birlikte çalışmaya devam edecektir.