“Biden yönetimi karşı karşıya bulunulan uluslararası meselelere karşı yeni bir strateji saptarken, çok sayıda kişi Biden’i Çin’le temasları tamamen kesmeye çağırıyor. Bu bir hata olur. Tam tersine, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi geçmiş 50 yıldaki Çin politikalarından çıkan derse kulak vermelidir: Amerikan çıkarlarını korumak için gerekli olan jeopolitik hedeflere gerçekçi bir şekilde odaklanmak en iyi sonucu verir; buna karşın Amerikan değerlerini desteklemek için siyasi mühendisliğe girişmek zarar getirir.”

Bu satırlar ABD eski savunma bakan yardımcısı, Harvard Üniversitesi John F. Kennedey Yönetim Okulu’ndan Profesör Graham Allison’a ait. Allison, ABD’nin Çin’le teması kesme yoluna gitmesinin yanlış bir seçenek olduğunu savunuyor.

Allison ve Promavera Capital Group’un kurucusu Fred Z. Hu’nun (Hu Zuliu) ortak imzasıyla Foreign Affairs dergisinde bir makale yayınlandı. Allison ve Hu, 1970’li yıllardan beri Çin’le iş birliği politikasında başarıların yenilgilerden daha fazla olduğuna işaret ederek, Biden yönetiminin “Çin’i değiştirmek” hayaliyle değil gerçeklere göre Çin politikasını saptaması gerektiği uyarısında bulundu.

Makale Çin-ABD diplomatik ilişkilerinin kurulmasından sonraki yılları gözden geçiriyor: Soğuk Savaş dönemindeki 4 Amerikan başkanı Nixon, Ford, Carter ve Reagan için Çin’le temas kurmanın başlıca hedefi, Sovyetler Birliği ile Çin’in arasını açarak güç dengesini değiştirmek ve “üçgen diplomasi” yaratmaktı. 4 başkanın konuşmalarında Çin Komünist Partisi’ni değiştirme niyetine rastlanmadı. Reagan 1984 yılında yaptığı bir konuşmada, yönetim tarzını başka bazı ülkelere dayatmayı hiç düşünmediğini söyledi.

Adı geçen ABD başkanları, Çin’i ABD öncülüğündeki yeni tip dünya düzenine dâhil etmeye çalıştı. Amaçları gelecekte çıkabilecek güvenlik risklerini önlemekti.

Tarih, Çin’le iş birliği politikasının ABD’ye yarar getirdiğini gösteriyor.

Çin’le temas kurduktan sonra ABD Sovyetler Birliğiyle temkinli rekabet dönemine girdi. Çin’in dış politikası da ABD ile ilişkilerinden dolayı jeopolitik gerçekliğe yöneldi.

1960-70’li yıllarda dünya ekonomisi haricinde kalan Çin bugün uluslararası örgütlerin aktif üyesidir. 2008 yılındaki finansal krizde, az etkilenen Çin ABD’nin çağrısına uyarak dünyanın en büyük teşvik politikası çıkardı.

Yoksullukla mücadeleye değinen Allison ve Hu, Dünya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin sadece Çin’i eleştirmek için kullanılan ifade özgürlüğü gibi ilkeleri değil, aynı zamanda “insan ve ailenin sağlık ve refahının korunması için gerekli yaşam seviyesine” dair ekonomik ve sosyal hakları da içerdiğine dikkat çekti. Makalede, vatandaşların ekonomik çıkarlarını genişletmede Çin’in hayal edilemez başarıları elde ettiği savunuluyor.

Ancak ABD’nin Soğuk Savaş zaferinden dolayı “Çin’i de değiştirme” hayali kurduğuna dikkat çekilen makalede, benzer dürtülerle Orta Doğu’da savaşlara girişildiği, oysa dünya ekonomisinin açıklık ve büyümeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.