CGTN / Bradley Blankenship

Göçmenlerin Amerikan inovasyonu için bir can damarı olduğu uzun zamandır biliniyor. Göçmenlerin sözde “Amerikan işlerini” aldıklarına dair ortak bir anlatı olsa da, aslında çoğu durumda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşlarının yeterliliğe sahip olmadığı pozisyonları dolduruyorlar ve bu nedenle ABD ekonomisi için vazgeçilmez hale geldiler.

Bunun nedeni, ABD’nin kamu eğitim sistemini kasten yetersiz finanse etmesi ve nüfusun büyük bir kısmı için yükseköğretimi ulaşılamaz hale getirmesidir. Pek çok Amerikalı, sadece yüksek vasıflı pozisyonlara yüksek kalifiyeli adaylar olmalarına yarayacak araçlar değil, aynı zamanda yetenekli olanların çoğunun bu vasıflara sahip olmak için gereken sermayeye sahip bulunmuyor.

Soğuk Savaş sona erdikten sonra küreselleşmenin tüm dünyaya yayılmasıyla, dünya düzleşti. Mallar, fikirler ve insanlar bir zamanlar engellerin var olduğu yerlere özgürce akmaya başladı. Bu düzleşmiş dünyanın ortaya çıkmasının ardından, ABD’ye kıyasla eğitime büyük önem veren eski Sovyetler Birliği, Çin ve Hindistan gibi yerlerden gelen yüksek vasıflı göçmenler, internet şirketlerinin patlaması sırasında becerilerini kullanmak üzere ABD’ye akın etti.

Göçmenlik Politikası Merkezi’nin 2013 raporuna göre, 1995’ten 2005’e kadar, Silikon Vadisi’ndeki yeni ​​şirketlerin yüzde 52’sinden fazlasının en az bir göçmen kurucusu vardı. Bu, Yahoo!, eBay, Google ve Qualcomm gibi dünyanın en tanınmış teknoloji şirketlerinden bazılarının yanı sıra Elon Musk ve Sergey Brin gibi kişileri de kapsıyor.

2005 YILINA KADAR SİLİKON VADİSİ’NDEKİ YENİ ŞİRKETLERİN EN AZ BİR GÖÇMEN KURUCUSU VARDI

Şimdi bu can damarı, ABD’deki göçmenlerin her zaman yüksek düzeyde sömürüldüğü gerçeği, işin coğrafi olarak daha az bağımlı hale geldiği gerçeği, Amerika’nın dünya genelindeki elverişliliğinde genel bir düşüş ve özellikle Asya kökenli insanlara karşı göçmen karşıtı ırkçılığın, insanları uzaklaştırması gerçeği gibi çeşitli nedenlerle tehdit altında görünüyor.

ABD’deki yüksek vasıflı göçmenlerin bile, resmi görev tanımlarının dışında işler yapmaya zorlanarak, düşük maaş ödenerek, terfileri verilmeyerek, yeşil kart beklentileri askıda tutularak ya da göçmenlik statüleri işlerini sürdürmelerine bağlı olduğu için düpedüz “rehin” alınarak düzenli olarak sömürüldükleri bir sır değil.

İşçilerin buna katlanma istekleri, öncelikle sözde “Amerikan rüyasının” cazibesine ve coğrafi olarak fırsatlar yaratan bir endüstri merkezine yakın olmanın gerçeğine dayanıyor. İkinci gerçek, 21. yüzyılın başından bu yana önemi daha azalan bir durum halini aldı. Covid-19 salgını, coğrafi açıdan Ademi merkeziyetçi hale gelen tüm sanayilerde ve işlerde çalışma hızını artırıyor.

ABD’DE EŞİTSİZLİK ARTIYOR

Amerikan rüyasına gelince, Amerikalıların kendileri de buna olan inançlarını giderek kaybediyorlar. 2020’de yapılan bir YouGov anketi, ABD’li yetişkinlerin yüzde 54’ünün Amerikan rüyasının kendileri için ulaşılabilir olduğunu, yüzde 28’inin kişisel olarak ulaşılamaz olduğunu ve yüzde 9’unun fikrin kendisini reddettiğini ortaya koydu. Bu aynı zamanda, Denizaşırı Amerikalılar tarafından yapılan bir analize göre, 2020’de rekor sayıda ABD vatandaşının -6 bin 705 veya bir önceki yıla göre yüzde 260’lık bir artış- vatandaşlıktan vazgeçtiği gerçeğine de yansıyor. İnsanların böyle hissetmesine şaşmamalı. Federal hükümetin ihmali nedeniyle yaklaşık 600 bin Amerikalı Covid-19’dan öldü, eşitsizlik artıyor ve kutuplaşma kaynama noktasında. Tabii bu yurt dışında da hissedildi.

Başkan Joe Biden’ın göreve başlaması, ABD kamuoyunun uluslararası alanda ayakta kalmasına yardımcı olsa da, yine de hiçbir şekilde iyi değil. Yakın tarihli bir Morning Consult anketine göre, önemli bir yabancı öğrenci ve vasıflı göçmen işgücü kaynağı olan Çin de dâhil olmak üzere ankete katılan ülkelerin çoğunda, ABD hakkında yüzde 74 olumsuzluk oranıyla açık bir şekilde umut veren bir görüş yok.

Son olarak, nefret suçları açıkça insanları istenmeyen hissettiriyor. Chemical & Engineering News’in 7 Mayıs tarihli bir haberinin açıkça ortaya koyduğu gibi, Asya karşıtı nefret suçlarındaki artış ve Çin ile iş birliği yapan bilim insanlarını hedefleyen kasıtlı ABD hükümeti politikası, “ülkenin kimyasının temel taşı” olarak tanımlanan Asyalı bilim insanlarını uzaklaştırıyor. ABD, (ulusal ve yerel ABD medyasında tartışılanın aksine) gerçek bir işgücü sıkıntısı olacak bu yeteneğin nasıl değiştirileceğine dair zorlu bir seçimle karşı karşıya çünkü bu noktada yerel yetenekleri kullanmak savunulamaz. Biden’ın geçen ay, Trump’ın H1B vize yasağının sona ermesine izin verme hareketi olumlu bir adım, ancak göçmenlerin ülkemizde kendilerini güvende, emniyette olmalarını ve saygı duyulmasını sağlamak için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.