CGTN

Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı (COP26) İskoçya’nın Glasgow kentinde başlarken, ülkelerin, insan yapımı iklim değişikliğinin etkilerini dengelemek için topluca ne yapabileceğine dair sorular ve tartışmalar bütün dünyada yankılanıyor. Dünya bir sorun olduğunu ve harekete geçilmesi gerektiğini biliyor. Ancak aynı şeyleri söylemesi kolay yapması zordur.  

Her ülkenin iklim değişikliği söylemini, özellikle karbon ve fosil yakıta bağlı bir dünyadan rahatsız edici bir dönüşüm olduğunda, somut adımları zorlaştıran dikkat çekici maliyetler ve kazanılmış haklarla birlikte geldiğinde bir eylem izlemedi. Ayrıca bu ülkeler bu zorlukların sonucu olarak, taahhütlerinin eksikliğini ve yükümlülüklerinin büyük kısmını diğerlerine kaydırmada, küresel bir sorunun bölünmesinde ve siyasallaştırılmasında ustalık kazandılar. 

BORIS JOHNSON: COP26 KARAR ANI

İngiltere Başbakanı Boris Johnson BM İklim Değişikliği 26. Taraflar Konferansı’nın (COP26), “karar anı” olacağını söyledi. Ancak, Birleşik Krallık’ın iklim değişikliği taahhütlerini yerine getireceğine dair yaygın bir şüphe söz konusu. Ve bu gelişmiş dünyadaki birkaç örnekten sadece biri. Birleşik Krallık, 2035 yılına kadar tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı olma ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyonlara ulaşmayı taahhüt etti. Fakat BBC’nin bir haberine göre, Birleşik Krallık hükümetinin mevcut politikaları önemli ölçüde bu hedefin altında kalacak, hedeflenen süreye göre sadece yüzde 20 oranında bir azalma sağlayabilecek.  

Başbakan Scott Morrison yönetiminde Avustralya, söylemi içeriğiyle çok az tutarlı olan diğer bir kötü şöhretli iklim suçlusu. Dünyanın en büyük karbondioksit yayıcılarından birisi olarak Avustralya’nın, her yıl küresel ortalamadan üç kat daha fazla kişi başına 17 metrik ton karbondioksit yaydığı tahmin ediliyor. Morrison hükümeti, yasal olarak bağlayıcı bir hedef belirlemeyi veya Avustralya’nın kömür ihracatını azaltmayı reddediyor. Bunun yerine Avustralya, karbondioksit emisyonlarını 2030 yılına kadar 2005 seviyelerine göre yüzde 26 oranında azaltmak için gönülsüz bir taahhütte bulundu, öyle ki Griffith Üniversitesinden Susan Harris Rimmer bu durumu “içler acısı” olarak tanımladı. 

ABD’NİN EYLEMLERİ SINIRLI

Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gelince, konuşmalar daha üst perdeden, ancak eylemler sınırlı. ABD Başkanı Joe Biden, iklim değişikliğine karşı mücadelede dünyaya liderlik etmek konusunda konuşuyor, ancak kendi evinde düzeni sağlayamıyor. Biden yönetimi, Covid-19 salgını kurtarma paketinden başka, içinde önemli bir iklim bileşenine sahip olacağı varsayılan imzaladığı altyapı planı yasa tasarısı dâhil tek bir önemli yasayı geçiremedi. Kendi halkını bile onu desteklemeye ikna edemezse dünyaya liderlik ettiği nasıl düşünülecek?

Bundan başka gelişmiş ülkelerin iklim değişikliği meselesini jeopolitik kazanç ve suçu başkasının üzerine atmak için bir silah olarak kullanma sorunu da söz konusu. Örnek olarak bazı ülkelerin taahhüt eksikliğine rağmen, ana akım medya ve daha yaygın söylem, büyüklüğü yüzünden Çin’e yükümlülük ve sorumluluk yüklemeyi sürdürüyor. Çin’in katkılarını görmezden gelen BBC’nin cumartesi günü bir makalesindeki vurgu şöyleydi: “Niçin Çin’in iklim politikası hepimiz için çok önemli? İklim değişikliği: Yeşil kampanyacıları emisyonları kesmesi için Çin’e daha fazla baskı yapmalı mı?”

Fakat araştırmalar farklı bir hikâye gösteriyor. CNN bir haberinde, Rhodium Group’un araştırmasına dayanarak, “ortalama bir Amerikalının, Çin’deki ortalama bir kişiden daha fazla emisyondan daha fazla sorumlu olduğuna” işaret ediliyor. Bu araştırma, Amerika’nın seyahat emisyonlarının kişi başına 5 metrik ton karbondioksite eş değerken Çin’in kişi başına 0,6 metrik ton, Amerika’nın havacılık karbon ayak izinin kişi başına 0,5 metrik ton, Çin’in ise 0,06 metrik ton ve kişi başına toplam emisyonların ABD’de 17,6 ton, ancak Çin’de ise sadece 10,1 ton olduğunu gösteriyor. 

İŞ BİRLİĞİ SADECE İNSANLARIN DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLEMEKLE İLGİLİ DEĞİL

Çin daha büyük bir ülke ve daha büyük bir nüfusa sahip olabilir ama ABD’den daha fazla şey yapıyor. Çin, güneş panelleri, elektrikli araçlar ve otobüsler ile elektrik bataryasının da arasında bulunduğu yenilenebilir enerji mallarının dünyadaki en büyük üreticisi ve ihracatçısı konumunda bulunuyor. Çin, emisyon ile yenilenebilir enerji hedeflerini yerine getirmeye hazır, niyetli ve beceriklidir.

Bu resim bize iklim değişikliğinin küresel bir çaba olduğunu hatırlatmalıdır. Bu, bütün ülkelerin birlikte çalışmaya ve daha büyük iyilik için fedakârlıkta bulunmaya hazır olduğu bir iş birliği sürecidir. Bu basmakalıp bir görüşle bir ülkenin üstüne suçu yıkmak ya da yönlendirmek ve birinin taahhüt eksikliğini haklı çıkarmak için bunu kullanmakla ilgili bir şey değil.

Gelişmiş dünyanın, en zengin ülkelerin iklim değişikliği taahhütleri konusunda en geride kalanlar olduğu ve bu konuyu gerektiği kadar ciddiye almadıklarına dair kanıtlar ortadadır. Bu zayıf halkadır. Ve insanlık birlikte çalışmadığı sürece, gezegenimizi koruma mücadelemiz başarılı olmayacak. İklim değişikliği iş birliği sadece insanların duymak istediklerini söylemekle ilgili değildir. Bu yükümlülüklerin bütün dünyada ortak bir çabayla desteklenmesi ve gerçek sonuçlar için çaba harcanması gerekmektedir.