Türkiye ve Çin, Asya kıtasının uçlarında yer alan iki ülkedir. İki ülkenin de yakın tarihindeki gelişmelere bakıldığında, aralarında ortak birçok benzer deneyimin olduğunu fark etmek zor değildir. Geçmişte birer imparatorluk olan Türkiye ve Çin, muhteşem kültürlere sahip olmalarının dışında ekonomik ve sosyal güçleriyle komşu kendi ülkeleri üzerinde de derin bir etki yarattılar. Fakat 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında iki ülke de aynı şekilde emperyalizmin sürekli genişlemesi ve saldırganlığı nedeniyle yavaş yavaş zayıflatılarak geride bırakıldı.

Birinci Dünya Savaşında emperyalist güçler, üçüncü dünya ülkelerin topraklarını kendi aralarında paylaşarak işgal ettikten sonra, böylece dünya haritasının da yeniden düzenlemesiyle birlikte sömürülen ülkelerde yaşayan halklara büyük bir kaygı ve umutsuzluk kaynağı oldular. Böylesi kargaşalı bir dönemde ilerici gençler ve aydınların gösterdiği tüm çabaların amacı, karanlık ve umutsuz bir toplumun geleceği için aydınlığa ışık tutmak ve emperyalizmden kaynaklanan eşitsizlik karşısında kendi haklarını savunmaktır. Bu inançtan yola çıkarak Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Türk direnişini daha örgütlü duruma getirmek ve milli egemenliğe dayalı bir devlet kurmak amacıyla Bandırma Vapuru ile Samsun’a ayak bastı. Aynı zamanda Çin’de ise Birinci Dünya Savaşından sonra emperyalizmin Çin’in toprak bütünlüğünün bozması ve Ekim Devrimi’nden gelen Marksizm kavramın etkisiyle üniversite gençleri tarafından başlayan devrime yönelik bir hareket meydana geldi. Güçlü bir vatan sevgisi ile ortaya çıkarılan bu hareket, başkent Pekin’den diğer şehirlere ve tüm ülkeye yayıldı, gençler başta olmak üzere esnaflar, köylüler ve işçiler de bu harekete katıldılar.

1919 yılın Mayıs ayı, modern Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türkiye’de 19 Mayıs’ta Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkması, Türk ulusunun milli sınırlar içinde özgür ve bağımsız olmaktan başka bir şey istemediğini belirtmesi ve Çin’de 4 Mayıs tarihinde gençlerin emperyalizme karşı sokaklarda büyük protestolar düzenlemesi, savaştan eziyet çeken iki ülke için hem milli devlet hem de milli irade ve milli egemenlik düşüncesinin uyanışına kaynaklık eden ışık verici bir harekettir. Bu hareketler, geleceğe umutla bakmayan vatandaşları, devletin bağımsızlığı, bütünlüğü ve egemenliği için bir araya gelmesini sağlayarak cumhuriyetin kuruluşuna bir temel oluşturmuştur.

102 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir. Her kafanın anlamaktan aciz olduğu yüksek bir varlıktır gençlik” sözlerindeki umut, vatanın geleceğine, refahına ve kalkınmasına gösterilen özen ve katkıdır; adaletsizlik ve hegemonyaya karşı direniştir.

21. yüzyılında dünyada bölgesel savaş ve çatışma mevcut, şu anda savaşsız bir ülkede yaşayabilmemiz için geçmişte bunun için mücadele eden ve bedel ödeyen kahramanlara teşekkür etmeliyiz ve bu bayramları Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasındaki yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak daha aydınlık bir gelecek için kutlamalıyız. Gençler bir ülkenin geleceği, bir milletin bel kemiğidir, gençler kendini ilerleme kaydederken sosyal sorumluluk duygusuna da sahip olmalı, daha iyi bir memleket ve dünya yaratılabilmek için katkıda bulunmalıdır.

Türkiye 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun. Çin 4 Mayıs Gençlik Bayramı kutlu olsun. Yaşasın Gençler!

Yewen Huang / Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi