Geçen hafta, önümüzdeki 26 Nisan günü Türkiye zamanıyla sabaha karşı belli olacak Oscar ödüllerinde başta en iyi film kategorisi olmak üzere çeşitli dallarda adaylığı bulunan “Nomadland”den söz etmiştim. Beijing doğumlu Çinli yönetmen Chloe Zhao’nun imza attığı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yapımı filmin, karşısında önemli rakipler olmakla birlikte bu yılın favorilerinden biri olarak gösterildiğini tekrar belirteyim.

Has sinemaseverler için Oscar’da sonucu en çok merak edilen kategorilerden birinin “Yabancı Dilde En İyi Film” olduğu bilinir. 93. Akademi Ödülleri’nde bu dalda adaylık elde eden beş film arasında yer alan Çin yapımı “Daha İyi Günler”in (Shaonian de ni), “Druk” (Danimarka), “Colective” (Romanya), “The Man Who Sold His Skin” (Tunus) ve “Quo vadis, Aida” (Bosna Hersek) ile girdiği yarış, bakalım nasıl sonuçlanacak?

1979’da Hong Kong’da doğan ve aynı zamanda tanınmış bir aktör de olan Derek Tsang’ın yönettiği “Daha İyi Günler”, aslında gayet iyi ve etkileyici bir film, ana teması itibariyle de uluslararası bir gençlik sorununa değiniyor ama şimdiden söylemeliyim ki Oscar’a ulaşması bence tam bir sürpriz anlamına gelir. Daha önce “Judou”, “Kırmızı Fenerler”, “Elveda Cariyem”, “Şölen”, “Adam, Kadın ve Yemek”, “Hero” gibi gerçekten üst düzey Çin filmleri bu dalda aday olmuş, ancak yalnızca 2001’de Ang Lee’nin “Kaplan ve Ejderha”sı mutlu son yaşayabilmişti. Elbette Oscar’da aday olmak bile bir filmin ticari başarısına ve dünya çapında yankı yaratmasına büyük etkide bulunuyor ama “Daha İyi Günler”in Oscar açısından “yeterince evrensel” bulunmayacağı da şimdiden tahmin edilebilir.

SINAV STRESİ VE OKULDA ZORBALIK ÖYKÜSÜ

Çin’de her yıl yaklaşık 10 milyon öğrencinin girdiği üniversite sınavı “Gaokao”yı temel alan bir film “Daha İyi Günler”. Tarih boyunca “sınav” kavramının çok büyük anlam taşıdığı ülkede gençler üzerinde büyük baskı oluşturan, stres yüklü bir hazırlık aşamasından sonra eleğin üstünde kalma oranının hayli düşük olduğu, intiharlara yol açan bu sürece odaklanıyor Derek Tsang. Çin hükümetinin öğrenciler üzerindeki ezici yükü azaltmak için yıllardır yoğun çaba harcadığı bu sürece 2011’de Anqiao kentinde geçen bir öykü üzerinden yaklaşan film, giderek “okulda zorbalık” alanında yoğunlaşıyor.

Kapıya dayanan alacaklılardan kaçan ve sahte makyaj malzemeleri satarak üç beş kuruş kazanmaya çalışan annesiyle yaşayan başarılı lise öğrencisi Chen Nian, intihar eden arkadaşı gibi üç dört kız tarafından aşağılanmakta, zorbalığa uğramakta, tehdit edilmektedir. Kendi halindeki genç kız, üniversite sınavına çok zor koşullarda hazırlanırken bir yandan da arkadaşlarının bu davranışlarına katlanmak zorundadır. Öğretmeni, okul yönetimi ve polis yardımcı olmaya çalışsa da o yakınlık kurduğu genç bir serserinin korumasına girer ve olaylar daha da büyüyerek trajik bir finale doğru gelişir.

ZHOU DONGYU’NUN BAŞARISI

Ergenlik ve büyüme sancıları konusunda da kayda değer vurgularda bulunan “Daha İyi Günler”, Çin toplumunun günlük gerçeklerinden çarpıcı kesitler aktarırken, polisiye türün sahasına da giriyor, polislerin dünyasından ilginç ayrıntılar yakalıyor. Senaryonun çok zengin malzemeye sahip olduğu hemen her sekansta dikkat çekiyor. Filmin nasıl geliştiğini ve nasıl sonuçlandığını anlatmayayım ama bir sahnede polis müdürünün, soruşturmayı yürüten dedektife “Bunlar iyi bir öğrenci ve küçük çaplı bir serseri… İkisini de aşağı çekmek zorunda mısın?” diye sorması gerçekten çok şey anlatıyor.

Açılışında “Okul zorbalığına karşı bir umut olması” için yapıldığı belirtilen, kapanış jeneriğinde son yıllarda Çinli yetkililerin bu konudaki çalışmalarının özetlendiği “Daha İyi Günler”, geçen yıl seyirciden yoğun ilgi görmüş ve başroldeki Zhou Dongyu, Çin sinemasının en prestijli ödülü sayılan Altın Horoz başta olmak üzere bir dizi festivalde en iyi kadın oyuncu seçilmişti.

Bir sürpriz hiç fena olmaz ama Oscar alsın ya da almasın, “Daha İyi Günler”i seyretmenizi öneririm.

Tunca Arslan