Global Times / Swaran Singh

Galwan Vadisi çatışmasının birinci yıl dönümü ve bir yıl sonra, Çin-Hindistan ikili ilişkilerinin gidişatı belirsizliğini koruyor. İki ülkenin üst düzey liderleri arasındaki gayri resmi zirveler yoluyla oluşturulan yakınlığın, uzun süredir süren sınır anlaşmazlığını çözmeye yardımcı olacağı varsayılıyordu.

Bunun yerine, bu, sınırda karşı karşıya gelmedeki sıklığın (ve yoğunluğun) hızla yükseldiği bir dönemdi. Bunlar iyi bilinen diyalog mekanizmaları kullanılarak defalarca çözüldü.

Bu karşı karşıya gelmeler genellikle, her iki taraftan daha fazla hareketliliğe olanak sağlayan daha iyi altyapı açısından açıklanmıştır. Bu üstünkörü bakış, bu diyalog mekanizmalarının etkili olmasının nasıl uzun süredir dayandığını bildiren derin gizli etkisini kaçırdı. Her iki tarafın, barış ve huzuru asgari düzeyde sağlama amacını sürdürmede bile yeni dengeler keşfetmesi gerekiyor.   

Özellikle, Çin ve Hindistan artık 1990’lı yılların ülkeleri değil. Her ikisi de özellikle Çin, o zamandan bu yana bölgesel ve küresel ilişkilerde önemli bir oyuncu haline geldi. Onların eşitlikleri, küresel jeopolitiğin mutlak merkezinin Kuzey Atlantik’ten Hint-Pasifik’e kayması, büyüyen asimetrileri ve Hindistan’ın, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve onun müttefiklerine daha da yakınlaşması karmaşık bir hal aldı.

Olay yerinde, Fiili Kontrol Hattı’nda (LAC), giderek artan sık karşılaşmalar askerlerin psikolojik yorgunluğuyla sonuçlanmaya başlamıştı. Her durumda, askerler karşı karşıya gelmeleri halinde itme, itip kakma veya taş atma gibi davranışlarla sınırlanmıştı. Ancak Mayıs 2020’de LAC’de benzeri görülmemiş eş zamanlı karşı karşıya gelme vakası görüldü.  

BRICS ZİRVESİ BİR FIRSAT YARATABİLİR

Her iki taraf da o zamandan bu yana sınır muhafızını hangi tarafın düşürdüğü konusunda kendi şahsi versiyonlarını savundu. Üzücü gerçek şu ki, bir yıl geçtikten sonra bile iki taraf arasındaki gerilim sürüyor. Geri çekilmeyi, daha sonra ileri mevzilenmelerden barışı ve huzuru sağlamaya dönüş için seferberliğin sona ermesi takip edecek. Sınırın belirlenmesi ve çizilmesi uzak bir hedef olarak kalmaya devam edecek. 

Ayrıca, 1950’lerdeki Hindi-Chini Bhai Bhai (Çinliler ve Hindistanlılar kardeştir) ruhunun ifade edilmesi gibi, onların 2016-2019 yıllarında yeni keşfettikleri yakınlığın, genişleyen asimetrik olarak etkin fay hatlarını gerek anlamak gerekse düzeltmede eşit olarak kırılgan olduğu kanıtlandı. Bu, mevcut mekanizmaların niçin hızla hazırlanmasının bu sefer yapılamadığını açıklıyor.

Tarihin bu eski uygarlıklar için herhangi bir dersi söz konusuysa, bu, Çin-Hindistan ilişkilerinde yeni istikrarın sağlanmasına yardımcı olabilecek tarihsel olayların, yapısal değişimlerin ve cesur girişimlerin birleşimidir. Eylül ayında yapılacak BRICS Zirvesi iki ülke liderinin bu karmaşık sınır sorununu halletmenin yanı sıra Batılı olmayan gruplaşmalarını güçlendirmede cesur girişimlerde bulunması için bir fırsat olabilir.

Tüm endişeleriyle birlikte dünya ölümcül salgının pençesinde kıvranıyor. Ancak aynı zamanda, Çin ve Hindistan’ın birbirlerinin desteklerini kesmeksizin dünyanın büyük bölümüne yardım etme konusundaki muazzam kapasitelerine de tanıklık edildi. Bu durum, Çin’in, Hindistan’ın ”dünyanın eczanesi” olmasına katkıda bulunan aktif eczacılıkla ilgili içerik maddeleri konusundaki rolünü gün yüzüne çıkarmıştır. 

Çin ayrıca binlerce Hindistanlı tıp öğrencisine eğitim veriyor. Gerçekten, tıpkı 1990’lı yıllardaki ikili ticaretlerinde olduğu gibi salgın sonrası dünyada sağlık hizmetleri bağları yeni köprüler kurulmasına yardımcı olabilir. Tıpkı, son gerilimler sırasında bile gelişmeye devam eden ticaretleri gibi, sağlık hizmetleri bağları da salgın sonrası ortaklıklarının diğer güçlü bir ayağı haline gelebilir.

Sağlık hizmetlerinin gelecekte uzun yıllar boyunca odak noktası olarak ortaya çıkması ve bu gezegendeki nüfusun yüzde 36’sına ev sahipliği yapan Çin ve Hindistan’ın birlikte çalışması, insanlık için ortak bir gelecek inşa etmenin ön koşulu olmaya devam ediyor.