Haber / Analiz: Gökhun Göçmen

G7 Zirvesi’nde bu yıl da manşetleri iddialı ifadeler süsleyecek. Buna karşın, kurulduğu gün dünya ekonomisinin üçte ikisine hükmeden G7’nin ağırlığı bugün üçte bire düştü. Günün ihtiyaçlarına yanıt veremeyen G7 ülkeleri dışarıda ihtilaf, içeride ise belirsizlikler ile yüz yüze.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Kanada ve İtalya’nın oluşturduğu G7 ülkelerinin zirvesi dün başladı. İngiltere’nin Cornwall zirvesinde düzenlenen etkinlik hem ABD lideri Joe Biden’ın ilk yurt dışı ziyareti olması hem de küresel çapta belirsizliklerin arttığı bir döneme gelmesi nedeniyle uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

Üç gün sürecek zirvenin ana gündem maddesi Covid-19’la mücadelede aşıların küresel dağılımı olarak öne sürülüyor. Diplomatik temasların merkezinde ise şüphesiz ki, Çin ve Rusya’ya karşı izlenecek yol haritası olacak. Zirve öncesinde ABD Başkanı Joe Biden, Washington Post gazetesine yazdığı makalede 14 kez demokrasi kavramını kullanarak atılacak adımların sinyalini verdi.

“O MUZAFFER GÜNLER GERİDE KALDI”

“Amerika geri döndü” sloganı ile Trump döneminde yıpranan ittifak ilişkilerini onarmak isteyen Biden’ın müttefiklerini ne derece Çin ve Rusya karşıtlığı hususunda ikna edeceği bilinmiyor. Zira G7’nin çağın gereksinimlerine yanıt vermediği uzmanlar tarafından sık sık dile getirilmekte.

“G7’nin muzaffer günleri çok geride kaldı.” yorumuna yer veren Global Times gazetesine göre artık zamanın ruhunu güç erozyonu yaşayan Batı değil, yükselen Asya ülkeleri belirleyecek. Cambridge Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden kıdemli öğretim görevlisi Martin Jacques de kaleme aldığı makalede “G7 artık dünyaya nizam verecek kapasitede değil” diyerek bu tespiti şöyle doğruluyor:

“Bu hafta G7 zirvesine güzel sözler eşlik edecek. Çok şey vadedilecek ama bunlardan çok azı gerçekleşecek. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada ve Japonya’dan oluşan G7, 1970’lerde küresel ekonominin efendisiydi. G7’nin rolü ve önemi, gelişmekte olan dünyanın yükselişiyle büyük ölçüde azaldı. Gelişmekte olan ülkeler şimdi dünya ekonomisinin neredeyse üçte ikisini oluşturuyor, Batı ise üçte birini teşkil ediyor. Oysa 1970’lerde durum tam tersiydi. Batı üçte iki ve gelişmekte olan dünya ise sadece üçte bir paya sahipti. G7’nin azalan otoritesinin en dramatik örneği 2008’deki mali krizin zirvesinde görüldü ve G7 yerini daha temsili G20’ye bıraktı.”

ÇIKAR ÇATIŞMASI VE BELİRSİZLİKLER DEVAM EDİYOR

G7 ülkeleri üretimden gelen gücünü kaybetmelerinin yanında kendi içinde de ihtilaf ve belirsizliklere hapsolmuş durumda. Fransa ile Almanya’nın taşıyıcı kolonu olduğu Avrupa Birliği (AB) ile Amerika arasında demir-çelik vergisi, Airbus-Boeing çekişmesi ve İran ile nükleer müzakerelerin geleceği hususunda muamma devam ediyor. Bununla birlikte Almanya ve Fransa, Beijing ilişkilerde resmi bir politika haline getirdiği “stratejik özerkliğini” korumakta kararlı. Fransa’nın Le Monde gazetesi G7 zirvesine ilişkin yayımladığı son analizde “Trump döneminde kendisini uluslararası bir güç olarak hisseden AB, Biden döneminde de uluslararası konularda, ABD’nin gölgesinde kalmaktansa Çin, Rusya, İran ve ticaret anlaşmaları gibi konularda belirleyici güç olmak istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya ve Fransa’nın içinde bulunduğu siyasi belirsizlikler de Biden’ın işini zorlaştıran bir diğer etken olarak öne çıkıyor. Nitekim Fransa’da 2022 yılında yapılacak seçimlere aşırı sağın damga vurması beklenirken, Almanya’da ise Angela Merkel’in görevi devretmesi sonrasında ortaya çıkacak tablo bilinmiyor.

HAYAT ÖPÜCÜĞÜNÜ KİM VERECEK?

Yaşanılan zorluklarını farkında olan G7 ittifakı çözüm yolunu genişlemekte arıyor. Bu sene zirveye Hindistan, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) ve Avustralya dâhil edilmesi “demokratik blok” kavramını yeniden gündeme taşıdı. Çin Uluslararası Enstitüsü’nden Yang Xiyu, Global Times’a yazdığı son makalesinde bu hamlenin yönetilmesi zor ilişkiler yumağını beraberinde getireceğini vurguluyor:

“Avustralya, Hindistan ve Güney Kore belki G7’ye üye olarak uluslararası statüsünü yükseltmekle ilgilenebilirler. Buna karşın G7 ülkeleri, yeni üyelerin kabul edilmesindeki şartlar konusunda farklı pozisyonlarda bulunuyor. Yapay olarak 10 ülke 7’den güçlü gözükebilir ancak bu ülkelerin tamamının farklı hesap ve endişeleri mevcut. G7’nin 10 üyeye çıkması farklılıkların giderilmesi konusunda daha fazla enerji ve kaynak gerektiriyor.”