CGTN / Hannan Hussain

En zengin demokrasilerden oluşan Yediler Grubu (G7), 47. Liderler Zirvesi 13 Haziran’da sona erdi. Zirvede iddialı iklim, küresel ekonomi ve salgının yok edilmesi hedeflerinden insani yardım ve çok taraflı ticaret reformlarının büyük ölçüde “demokratik” gereklilikler gibi göstermeye kadar uzanan küresel bir eylem gündemi açıklandı. Ama büyük ölçüde Çin’e karşı olmak üzere “ortak değerlerini” düşmanlıkları ve muhalefeti artırmak için kullanması G7’nin kısa süreli uzlaşmasına gölge düşürdü. 25 sayfalık bir ortak açıklama bu bariz anlaşmazlığı birçok düzeyde ortaya koydu.

G7’nin uluslararası kural temelli sistem ve piyasa pratiğini yöneten yasalara varsayılan sahipliği ile başlayalım. Açıklamada, “Çin ile ilgili olarak… Küresel ekonominin adil ve şeffaf işleyişini zayıflatan piyasa dışı politikalara ve pratiklere karşı koymak için ortak yaklaşımlar konusunda danışmalara devam edeceğiz.” diyor ve gerçekte grubun bu tür ilkeleri desteklemesi için “en geniş uluslararası topluluğun” desteğini sağlama sözüyle çelişiyor.

Daha da önemlisi, Çin’in çok taraflı ticaret sistemine bağlılığının temelsiz eleştirisi G7’nin temeldeki “serbest ticaret” reformları politikasını gizleyemiyor. Bu reformlar “piyasa dışı politikalar” ile Çin arasında bir simetri yaratmak için şubatta varılan uzlaşmayı içeriyor, böylece grup adil çok taraflı küresel ticareti aksinin bir sonucu olarak yeniden niteleyebilecek. Aynı varsayımın büyük kısmı G7’nin, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) “dünyanın önde gelen demokratik ulusları için” bir gereklilik olduğu şeklindeki mevcut görüşünün bir parçasıdır. Bu görüş, grup Çin’in ihracatı manipüle ettiği ve küresel tedarik zinciri zorlamaları ile ilgili temelsiz iddialar uydurduktan sonra gelir ve Washington’ın zirvede Beijing’i kınama ve yükselişine karşı ortak bir kampanyayı benimser.

Tersine, eğer G7 gerçekten “serbest ve adil ticaretin” kutsallığına gerçekten bağlı ise, -Çin dâhil- blok dışındaki bütün ekonomilerin desteğini kazanmak daha etkili bir yol olurdu, böylece bütün uluslar objektif olarak G7’nin “ortak küresel tehditler” iddialarının ne olduğunu belirleyebilirdi. Ama böyle yapmak aynı zamanda G7’nin, ortak katılımlarının demokratik istisnacılık yoluyla filtrelendiği, kontrol altına alma arzularını canlı tutan, dar ortak değerler sisteminden acılı biçimde ayrılmak anlamına gelirdi.

G7 TEMEL GERÇEKLİĞİ GÖZ ARDI EDİYOR

Salgını bitirme konusunda G7’nin Covid-19’un kökenlerini artan biçimde siyasileştirmesi büyük bir kayıp. Örneğin, ortak açıklamada üyeler Çin’i “zamanında, şeffaf, uzmanların liderlik ettiği ve bilim temelli” DSÖ’nün öncülüğünde Covid-19’un kökeni konusundaki 2. evre araştırmada tek referans noktası olarak andıktan sonra, Çin çok az gizlenmiş bir darbe vuruyor. Bu durum, uluslararası odaklı virüsün kökeni araştırmasının gidişatını önceden belirleme isteğini ortaya koyuyor ve birkaç DSÖ uzmanının sürekli olarak kaçınılmasını önerdiği şeyin altını işine geldiği gibi oyuyor; bilim soruşturmanın özerk altın standardı olarak hizmet etmelidir, yoksa siyaset için bir cephe olarak değil.

Fakat G7, Çin karşısında artan kökeni bulma saplantısını teyit ederken, gerçek ve ön yargı arasındaki farklı belirsizleştiriyor ve şu soruya neden oluyor; blok “bütün ülkelerin” küresel krizleri önlemek, belirlemek ve mücadele etmek için iyi donanımlı olmasını böyle mi garanti altına almak istiyor?

Dahası, insan haklarının evrenselliğinin açıklanması olarak başlayan şey hızla Çin’in iç işlerine karışmak içi ayarlanmış bir G7 kampanyasına dönüştü. Çin’de “temel özgürlüklerin” devlet kontrolünde varsayılan aşınması da dâhil, zorla çalıştırma ve insan hakları ihlalleri ile ilgili akıl almaz uydurmaları düşünün. Grubun insani özgürlükler konusundaki güvenilirliğinin açığa çıkaran, Washington’ın baskılarının -kanıtları değil- G7 içindeki Çin’le ilgili egemen değişik bakış açıları içindeki kilit faktör olduğunu hatırlamaya değer.

İronik biçimde, G7 kendi kabulü ile “Çin’e karşı çağrıları”, iki temel gerçekliği göz ardı ederek, kendi sözde değerlerini desteklemek için bir giriş noktası olarak düşünüyor. Birincisi, Çin’in egemenlik konularındaki sert garantileri asla tartışmaya açık değildi ve güdülü bir açıklama bunu değiştirmez. İkincisi, hiçbir sorumlu güç egemenliğinin Batı’nın çarpık doğruluk duygusuna uymak için bir kaldıraç olarak kullanılmasını hoş görmez. Ama G7’nin Beijing’i hedef alması kesinlikle kulübün uluslararası topluluğun menfaatlerini temsil etmediğini gösteriyor.