Japonya’nın Fukuşima’daki radyoaktif nükleer atık suyu okyanusa boşaltma kararı dünyadan tepki çekiyor.

Bağımsız Araştırmacı ve Nükleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Demircan, Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki radyoaktif suyun okyanusa boşaltılmasının çevreye etkisini değerlendirdi.

Tüm dünyayı ilgilendiren bir felaket yaşandığını kaydeden Pınar Demircan, Fukuşima’da ekosisteme karışmış radyoaktif partiküllere dikkat çekti.

“ŞİRKETLERİN MALİYETLERİ ÖNE ÇIKARMASINI ÇOK SORUMSUZCA BULUYORUM”

1 milyon 250 bin ton nükleer atık suyun okyanusa boşaltılmak istendiğini aktaran Demircan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Hesaplanamayacak kadar geniş bir alana yayılan radyoaktivite söz konusu. Bu felaket 7 şiddetinde, Çernobil nükleer felaketiyle aynı düzeyde. Tehlike derecesi yayılım sınırsızlığını gösteriyor.

İki farklı patlama meydana geldi, deniliyor. Birincisi hidrojen patlaması. İkincisiyse daha farklı, kullanılan yakıtla ilgili bir patlama. Mixed oxide (MOX), ham uranyumla plütonyumun karıştırılmasından elde edilen bir yakıt. Atıktan yakıt elde etme yoluna gidildiğinde oluşturulan bir yakıt türü.

Erimiş olan reaktörlerin soğutulması için kullanılan bir su söz konusu. Bu soğutma sonucu, sızan bir su vardı, günlük 400 tondu bu. Bunu azaltmak için buzdan bir soğutma duvarı yaptı Japonya ve bunun maliyeti 404 milyon dolardı. Bu projeyle birlikte sızan su 170 tona indirildi. Bu biriktirilerek 1 milyon tona ulaştı zamanla. Silolarda biriktiriyor. Karşımızda olan sorun, bu suyun okyanusa boşaltılması.

Bu suyun içinde sadece trityum olduğu söyleniyor. Trityum’un 13 yıllık bir yarılanma süresi var. Yarılanma ömrü demek, kanser ve türevi hastalıkları yapma süresinin çarpı 10 yapıldığında 130 yıl olduğu anlamına geliyor. Bunların içinde başka radyoaktif parçacıkların da olma olasılığı var.

ALINAN ÖNLEMLER ÇOK YETERSİZ

Ben Yeşil gazetede de bunu yazmıştım. Bir sistem kullanıyorlar ‘ALPS’ adı altında. Bu sistemin çalışmadığı yönünde belgeler ele geçirildi. Bu ihtimali göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Ben Japonya’da dört defa bulundum. Fukuşima’ya bir ziyaretimizde bu kayıtlar ortaya çıkmıştı ve ben bizzat bu endişeyi dinledim. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) içilebilir su tanımına uysa dahi buradaki su bunun içinde başka radyoaktif izotopların bulunma olasılığı var. Böyle bir suyun boşaltılması sonucu balıkçılığın ne kadar etkilenebileceğini bir düşünelim.

Çin haklı olarak tepki gösteriyor. Dışişleri Bakanı, suyu içilebilir olarak görüyorsanız o zaman için yaklaşımında bulundu. Biriktirilmiş olan radyoaktif su bir seferde boşaltılmayacak, bu işlemin 17 yıl gibi bir zaman diliminde gerçekleştirilmesinden bahsediliyor.

Bu suyun boşaltılma nedeni maliyetsel. Suyun saklanması çok maliyetli olduğu için, çok yer kapladığı için bu boşaltılmak isteniyor. Bu da kabul edilemez. Fukuşima radyoaktif kirliliğin dünya standardının yirmi kat üstüne çıkılmış olan bir yer. Bu da bir radyoaktivite var, demek. Alınan önlemler çok yetersiz ve şirketlerin maliyetleri öne çıkarmasını çok sorumsuzca buluyorum.

NÜKLEER FELAKET SONUCU ÖLENLERİN SAYISI NET DEĞİL

Fukuşima’da balık türü üçe inmiş durumda. 9 büyüklüğünde bir deprem oldu ve arkasından bir tsunami yaşandı. Bu felakette ölenlerin sayısı 20 bine yakın. Ayrıca nükleer felaket nedeniyle ölümlerden bahsedilemiyor. Bunu Çernobil’de de görüyoruz. Ancak Fukuşima’da gördüğümüz biraz daha kapitalist boyutu. Çernobil’de de komünist sistemin prestijinin bozulmasıyla ilgili bir sorun vardı.

Orada meydana gelen nükleer felaket özelinde ölen sayısını net olarak söyleyemiyoruz. Bir mahkemeye katılma imkânım oldu. Nükleer felaket nedeniyle yaşadığı yeri terk edenlerin tazminat talebi var halktan insanların. Bu mahkemelerin bir oturumunda 44 kişinin sadece nükleer felaket olduktan sonra kaçarken öldüğü ispatlanabiliyor. O 44 kişi eğer nükleer felaket olmasaydı yerlerinden hareket etmeyecektir ve ölmeyecekti. Bu kaçış sürecinde ilaçlarını alamayan, o ilaçlara bağımlı yaşayan insanların ölümü de var.

BU NÜKLEER FELAKET YARIN NÜKLEER SANTRALİ OLAN BAŞKA ÜLKELERDE DE YAŞANABİLİR

Japonya’daki bu olay son derece önemli. Dünya çapında da ses getirmesi için ikna süreci yürüyordu. Boşaltmayın, maliyetler öne çıkarılmasın, diye. Fukuşima’daki ormancı ve tarım birliklerinin başlattığı bir kampanya vardı. Benim de üyesi olduğum Nükleersiz Asya Forumu var. O forumun organizasyonuyla bunu yaygınlaştırdılar. Türkiye’de de biz bunu yaygınlaştırdık. Bu bütün nükleer santrallere karşı bir kampanya. Çünkü bu nükleer felaket yarın nükleer santrali olan başka ülkelerde de yaşanabilir. 86 ülkeden 62 bin 400 kişi tarafından imzalanan bir kampanya bu. 311’e yakın sivil toplum örgütünün katımı söz konusu.”