CGTN / Xu Chuanbo

Nikkei Asia 9 Nisan’da, Japon hükümetinin yakın zamanda Fukushima nükleer santralinden gelen işlenmiş atık suyu denize boşaltmaya karar verdiğini bildirdi. Konuyla ilgili kararın 13 Nisan’daki kabine toplantısında resmen onaylanması planlanıyor.

Nükleer atık suyun atılması konusu geçen yıldan bu yana gündemin sıcak bir konusu oldu. Kabineye göre, atık su depolama tanklarının 2022 sonbaharına kadar üst sınıra ulaşması bekleniyor. Japon hükümeti, geçen yıl ekim ayı sonunda atık suyu yavaş yavaş denize boşaltacağını açıkladı. Bu haber Japonya ve dünya halkları tarafından protesto edildi. Baskı altındaki Japon hükümeti bu planını henüz uygulamadı. Ancak Japonya bu sefer, bunu gerçekten yapacak gibi görünüyor.

Birçok uzman, nükleer atık sudaki trityum gibi radyoaktif maddelerin denize bırakılmasından sonra okyanus akıntısıyla dünyanın birçok yerini kirleteceğine işaret etti. Dahası, bu atık suda Japonya’nın kasıtlı olarak gizlediği başka ölümcül radyoaktif maddeler de var.

TEPCO 4 Nisan 2011’de, 11 bin 500 ton atık suyu denize boşalttı. Şirket, stronsiyum, sezyum ve diğer yüksek seviyeli radyoaktif maddeleri filtrelediğini ve geriye sadece çıkarılması zor olan trityumu bıraktığını söyledi. Bazı uzmanlar 2018’de, 2017’de nükleer atık su üzerinde çalıştıklarında, arıtılmış atık suda sadece trityum değil, aynı zamanda karbon 14, kobalt 60 ve stronsiyum 90 gibi çok sayıda radyoaktif maddenin de kaldığını gördüler. TEPCO açıkça yalan söylüyor.

Okyanus akıntısının etkisi altında, atık sudaki radyoaktif maddeler hızla tüm Pasifik Okyanusu’na ve hatta tüm dünyaya yayılacaktır. TEPCO, 2011’deki olayın başlangıcında, atık suyun ilk partisini denize boşalttı. Bir ay içinde, Pasifik Okyanusu boyunca radyoaktivite tespit edildi. Nükleer atık sudaki radyoaktif maddelerin insan vücuduna zararı şüphesiz çok büyüktür. Az miktarda radyonüklit vücuda girse bile vücutta zenginleşecek ve sağlığa büyük zarar verecektir. Greenpeace’in 23 Ekim’de yayınlanan “Gelgit 2020: Fukushima radyoaktif su krizinin gerçekliği” başlıklı raporu, Fukushima nükleer atık suyundaki radyoaktif maddelerin “insan

DNA’sına zarar verebileceğini” iddia ediyor.

Bu sefer yaklaşık 1,24 milyon ton nükleer atık suyun boşaltılması bekleniyor ve bu işlemin tamamlanması 30 yıl alacak. Okyanus ve hatta tüm insan ekolojik çevresi üzerindeki etkisi ölçülemez olacak.

JAPON HÜKÜMETİ ULUSLARARASI TOPLUMUN SESİNİ DUYMUYOR

Japonya ve dünyanın dört bir yanındaki çevreciler, Fukushima nükleer atık suyunun denize boşaltılmasına karşı çıktılar. Japonya’nın yerel balıkçılık grupları, atık su tahliye edilirse tüketicilerin Fukushima’dan su ürünleri satın almayı reddedeceklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) insan hakları uzmanları, Haziran 2020’de, nükleer atık su arıtmasının birkaç nesil boyunca insanlık ile dünya üzerinde kalıcı ve derin bir etkiye sahip olacağını ve Japonya’daki yerel balıkçıların geçim kaynakları ile Japonya dışındaki diğer milletlerin insan haklarını etkileyeceğini kamuoyuna açıkladı. Fakat Japon hükümeti, uluslararası toplumun sesini duymazdan geliyor.

Aslında, denize boşaltmanın yanı sıra, nükleer atık suyu arıtmanın buharlaşmadan sonra atmosfere boşaltılması ve yeraltına gömülmesi gibi başka yolları da var. En doğru yol, nükleer santralde yeni su depolama tankları inşa etmektir. Bazı nükleer enerji şirketlerinin daha önce ilgili Japon departmanlarına trityum giderme teknolojisi için teklifler sunduğu bildirildi. Ancak bu teklifler Japonya tarafından reddedildi. Japon hükümetinin görüşündeki bazı uzmanlar, diğer yolların zaman alıcı, zahmetli ve pahalı olduğunu ve yalnızca denize boşaltmanın en uygun maliyetli yol olduğuna dikkat çekti.

Nükleer atık su sorunu genel olarak hafife alınmamalıdır. Aceleci davranırsak, bu kesinlikle ekolojik çevre ile Japonya ve dünyadaki insan yaşamını etkileyecektir. Atık suyu boşaltma kararını veren Japon hükümet yetkilileri tarihin suçluları olabilir.