CGTN / Freddie Reidy

Japonya 11 Mart 2011’de ulusu ve aslında dünyayı sarsan üç katmanlı bir felaket yaşadı. 9,0 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem Japonya’nın ana adasını 1,5 metre doğuya kaydırdı ve Fukushima Daiichi nükleer enerji santralinin üç reaktörünün erimesine yol açacak bir tsunamiye neden oldu.

On yıl sonra, felaketin anısı kamunun zihninde halen yaşıyor. Felaket ayrıca Japonya ve bütün dünyada, ülkelerin karbon salımlarını azaltmak için çaba gösterdiği bir zamanda, nükleer enerji politikalarının acilen gözden geçirilmesini tetikledi.

Japonya’da Tōhoku depremi adıyla bilinen felakette 22 bin kişi öldü, 122 bir ev yıkıldı. Nükleer felaketin boyutları ortaya çıktıkça, Fukushima’nın etrafındaki yerleşim yerlerinden 160 bir kişi başka bölgelere kaçtı. Bugün, 337 kilometrelik yasak bölge hâlâ yürürlükte.

Toplulukları ve insanların yaşamlarını yeniden kurmak uzun süreli bir mücadeledir. Ulusal hükümet yeniden kalkınma için 30 trilyon yen (280 milyar dolar) harcadı ve 2021-2025 arasında ek 1,6 trilyon yen (14,72 milyar dolar) daha harcayacak. Sembolik olarak, Miyagi kasabası bu yaz yapılacak Olimpiyat Oyunları öncesinde Olimpiyat Meşalesi’nin yola çıkacağı nokta olacak.

Bu girişimler belki ulusal duygulara iyi gelebilir ama Minamisoma Belediye Başkanı Sakurai Katsunobu’nun 2011’de Economist dergisine söylediği gibi, yerel düzeyde ısrarlı bir şüphecilik devam ediyor;  “Altyapı aslında kimin için kuruluyor? İnsanların kalbi ve ruhu iyileşmiyor, daha da fazla kaybediliyorlar.”

Japonya’nın 1945 sonrası sanayileşmesinin toplam etkisinin yanı sıra Fukushima’nın civarına dönme korkusu hızlı bir toparlanmayı engelledi. Bu açıklamayı bölgedeki bir iş insanı Koichi Shiba, Nikkei Asia gazetesine yaptı. Onun kasabası Namie’de baştaki 21 bin kişilik nüfustan sadece bin 100 kişi geri dönmüş. Koichi Shiba açıklamasında, “Yıllardır başka yerlere ev yaptıkları ve oralarda yaşamaya alıştıkları için geri dönmek istemiyor.” ifadesini kullandı.

Fukushima Yeniden İnşa Ajansı yetkilisi Tao Yoichi ise, “Radyasyonun etkisi görülebilen bir şey değil, ama ne kadar derinden hissedildiğini görebileceğinizi umuyorum” diyor. Namie’de, Yeniden İnşa Ajansı ilk nüfusun dönmek istemediğini söylediğini bildirdi.

Yakındaki kentlerde fırsatlar sunuldukça ve radyasyon korkusu devam ettikçe Fukushima felaketi genel olarak nükleer teknolojinin yanı sıra sanayinin güvenliğine duyulan güvende de büyük bir kayba yol açacak.

NÜKLEER ENERJİ POLİTİKALARI ACİLEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Japonya acılı bir ortak iyileşme ve yenilenme sürecine girmişken, bu güvensizlik duygusu, özellikle santralin sahibi olan TEPCO gibi büyük enerji şirketlerine karşı, yerleşik olmaya devam edecek.

Bu konular Ken Watanabe’nin başrolünde oynadığı yeni gösterime giren “Fukushima 50″ filminde de ele alındı. Watanabe filmde daha da büyük bir felaketi önlemeye çalışan 50 kahraman santral çalışanına liderlik ediyor. Çalışanların kahramanlığına karşı katı tutumu milyonların güvenliğini tehlikeye sokan TEPCO yönetimi konuyor. Filmdeki TEPCO yöneticisinin hareketleri Japon bürokratik kültüründeki geniş bir hastalığın tipik bir belirtisi. Bu kültürde katı bir hiyerarşi ve katı protokollere uyulması yeniliği boğuyor ve dinlenmesi gereken sesleri bastırıyor.

Zamanın Başbakanı Naoto Kan felaketle ilgili olarak “Japon mühendislerinin yüksek kalitede olduğunu düşünürdüm. Japonya’da bir insan hatasının bir felakete yol açma ihtimali olmadığını düşünürdüm. Düşüncem 180 derece değişti.” demişti.

Felaketten sonra, Japonya nükleer santrallerinin çalışması, yapılacak güvenlik kontrolleri sona erene kadar durduruldu. Bugün santralların sadece dördü çalışıyor. Nükleer enerjideki ani düşüş doğal gaz ve kömür tüketimine bağlılığı artırdı. Ancak, böyle bir değişiklik Japonya’nın 2050’de karbon nötr sağlama hedefine uymuyor.  Felaketin etkileri, siyasi baskıların nükleer enerjiden uzaklaşılmasına neden olduğu Almanya’da da görüldü. Bu da, Rusya’dan gelecek tartışmalı Kuzey Akımı 2 doğal gaz boru hattına bağlılığı artırarak, Almanya’nın kendisi için sorunlara neden oldu.

Japonya’nın felaketten önce yüzde 9,5 artan yenilenebilir enerji üretimi 2019’da yüzde 18 arttı. Japonya Başbakanı Yoshihide Suga, ocak ayında “yenilenebilir enerjinin mümkün olan en büyük ölçekte uygulamaya sokulacağını” söyledi.

Yeni nükleer tesislerin kuruluşuna karşı ortak muhalefetle ve mevcut tesislerinin sadece 9’una yeniden çalışma izni verilmiş olması ile birlikte, nükleer enerjinin artması olası görünmüyor. Ancak, büyük enerji talebi ile katı iklim hedefleri Japonya’nın risk ve ekonomik performansı iklim değişikliğine karşı uzun dönemli mücadele ile uyumlu hale getirmesini gerektirecek. 2011’in anıları hâlâ ulusal bilinçte tazeyken bir karar verilmesi zorunlu olacak.