Tarihçi Emrah Sefa Gürkan’ın son kitabı Ezbere Yaşayanlar’ı (Kronik Yayınları) okumaya başladığımda, daha ilk bölümde çok ilginç bir bilgiyle karşılaştım.

Frengi diye bildiğimiz cinsel yolla bulaşan hastalığa, toplumlar / ülkeler kendi pencerelerinden farklı farklı isimler vermiş…

Osmanlıların bu hastalığa frengi demesi, hem Fransızlara ama hem de tüm Batılılara işaret ediyor. Osmanlı toplumunda Batılılara daha çok Frenk dendiği için, Batı’dan gelen bu hastalığa da frengi denmiş.

Benzer durum İtalyanlar için de geçerli. İtalyanlar da aynı kelimeyi kullanmış. Zira bu hastalığı İtalya’ya getiren de Fransa Kralı VIII. Charles imiş.

Yani Osmanlılar da İtalyanlar da bir hastalığı, bir ülkeyle özdeşleştirerek isimlendirmiş. Toptan o ülkeyi hastalıkla ilişkilendirmiş.

Günümüz anlayışıyla bakarsak, oldukça acımasız ve haksız bir yaklaşım….

Peki ya diğer Avrupa toplumlar? İngilizler ve Almanlar da aynı acımasızlığı, biraz daha “kibarca” sergilemiş; aynı mantıkla ama farklı bir şekilde hastalığı isimlendirmiş: Fransız Çiçeği…

Peki Çinliler nasıl isimlendirmiş bu hastalığı sizce?

Emrah Sefa Gürkan şöyle yazıyor: “Çinliler daha nazik ya da umursamaz davranıp hastalığı direkt bir millete değil, Avrupalıların ticaret için geldiği Kanton Limanı’na mal etmişler.” (s. 38)

TRUMP’IN “ÇİN VİRÜSÜ” ÇABASI

Kitapta hoşgörü konusunun işlendiği bölümde verilen bu bilgiler, koronovirüs salgını olmasaydı, bu yönüyle dikkatimi çekmeyecekti.

Şöyle ki, salgının en başında, anımsarsanız, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ısrarla bu virüsü literatüre “Çin virüsü”, olmadı “Wuhan virüsü” diye yerleştirmeye çalışmıştı.

Salgın Çin’de görüldüğünde ve Çin yönetimi salgının yayılmaması için karantina gibi “sert” önlemler aldığında, Batı bunu “Çin yönetimi antidemokratik bir şekilde halkı eve kapatıyor” diye sunmuştu. ABD yönetimi bir yandan salgını küçümsüyor, diğer yandan da bunun Çin ekonomisine zarar vereceğini, dolayısıyla Amerikan ekonomisine yarayacağını (ABD Ticaret Bakanı’nın açıklaması) propaganda ediyordu.

Salgın küreselleştiğinde ve Batı’ya geldiğinde ise salgını küçümseyen ABD yönetimi bu kez Çin’i geç haber vermekle suçlamaya kalktı! Trump, ağzını her açtığında “Çin virüsü” demeye başladı. Hatta bir keresinde G7 ülkeleri, Trump’ın bildiriye “Çin / Wuhan virüsü” ifadesini eklemeye çalışması nedeniyle “ortak açıklama” bile yapamadı.

Yani yüzyıllar önce çeşitli toplumların, bir hastalığı bir ülkeyle ilişkilendiren anlayışı, 21. yüzyılda yeniden hortlamıştı!

Oysa çok değil, koronovirüsten 10 yıl önce ilke kez ABD ve Meksika’da görülen H1N1 virüsüne Amerikan virüsü denmemişti! Domuzlar arasında yaygın görüldüğü için, domuz gribi olarak adlandırılmıştı. Değil Çin’de, ABD emperyalizminin açık saldırısına uğrayan ülkelerde bile virüse “Amerikan virüsü diyelim” önerisi yapan bir yönetici çıkmamıştı!

SALGINLA KÜLTÜREL MÜCADELE

Hastalıkları, ilk görüldüğü toplumla, ülkeyle özdeşleştirerek isimlendirmek, kuşkusuz dün de acımasızdı. Ama bugün uygarlığın geldiği seviye içinde aynı yöntemi uygulamaya çalışmak, acımasızlıktan öte sıfatları hak eden bir çabadır.

Hastalıklar, hele de çağımızın küreselleşen şartlarında çok hızlı salgına dönüşme potansiyeli taşıyorlar. Dolayısıyla bazen ilk görüldüğü yer, aslında ilk görüldüğü yer bile olmayabilir. (Nitekim sonradan yapılan çalışmalarda, Covid’in Çin’den önce İtalya’da görülmüş olabileceğine dair veriler ortaya çıktı.) İsimlendirmek açısından bunun bir önemi de yok zaten.

İnsanlık son 30 yıldır, aynı aile grubundan çeşitli virüslerle mücadele ediyor. (Ki, Covid aşısının hızlı bulunması da bu nedenledir, çünkü aynı aile nedeniyle aşı çalışması zaten başlamıştı.) Bilim insanları, bu durumun virüslerin evrimi nedeniyle çeşitlenerek süreceğini belirtiyorlar. Dolayısıyla virüslere karşı mücadeleyi ortaklaştırmamız gereken yeni salgınlar olacak. Salgınlarla elbette öncelikle konunun tıp bilimini ilgilendiren boyutuyla mücadele edeceğiz. Ancak insanlığın ve “insan merkezli” sistemin / düzenin geleceği açısından, salgınla kültürel boyutta da mücadele etmeliyiz.

Mehmet Ali Güller