CGTN / Adriel Kasonta

Eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın bu ocak ayında Wuhan Viroloji Enstitüsü ile ilgili aylarca sürdürdüğü “laboratuvar sızıntısı teorisi” propagandasından sonra, Çin-Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ortak misyonu, sadece Çin’e iftira etmekle kalmayıp, aynı zamanda bütün dünyada Çin nefretine katkıda bulunan temelsiz iddiaları sonunda çürüttü. 

Ekibin üyesi Peter Ben Embarek 9 Ocak 2021 tarihinde düzenlenen basın toplantısında, “Bulgularımız laboratuvar kazası hipotezinin, virüsün insan popülasyonuna girişini açıklamada son derece olasılık dışı olduğunu gösteriyor ve bu yüzden, gelecekteki çalışmalarımızla ilgili fikir vermeyi, virüsün kaynağını anlamada gelecekteki çalışmalarımızı desteklemeyi gerektirecek bir hipotez değildir.” dedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin’in haziran ayında yenilemesine rağmen, DSÖ uzmanlarına ABD’de bir kaynak izleme çalışması yapılmasına izin verilmesi ve “Fort Detrick laboratuvarındaki gerçeğin niçin kasten gizlendiğine dair gerçek bir açıklama yapılması” çağrısı yeni değil, çünkü Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying aynısını bu yıl başında yapmıştı. Hua, 18 Ocak’ta düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin, “Fort Detrick’teki biyoloji laboratuvarını açması, deniz aşırı ülkelerde 200’den fazla biyoloji laboratuvarındaki konularda daha şeffaf davranması ve DSÖ uzmanlarını kaynağın izlenmesi çalışmasını yürütmesi için davet etmesi gerektiğini” açıkladı.

Dahası Wang Wenbin ve Çin Hastalıkları Kontrol Merkezi’nde baş epidemiyoloji uzmanı Zeng Guang, Fort Detrick’te bulunan ABD Ordusu Tıbbi Bulaşıcı Hastalıklar Araştırma Enstitüsü’nü, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon İmparatorluk Ordusu’na bağlı kötü şöhretli Birim 731 tarafından yapılan insanlık dışı araştırmalara bağladılar.

FORT DETRICK: NE ÖNEMİ VAR?

Söylenildiğine göre, ABD’nin en büyük biyokimyasal silahlar araştırma merkezi uzun süredir tartışmaların odağında bulunuyor. Stephen Kinzer’in “Poisoner in Chief: Sidney Gottlieb and the CIA Search for Mind Control” adlı kitabında açıkladığı gibi Fort Detrick sadece CIA’nin zihin kontrol programı MK-ULTRA’nın yürütüldüğü yer olarak bilinmiyor, burası aynı zamanda en önemlisi gizli bir kimyager ekibinin 1949 yılı baharında askeri amaçlar için zehirlerin zorla kullanılması konusunda ABD araştırmasını yoğunlaştırdığı Özel Operasyonlar Birimi’nin doğum yeriydi. Bu adım, 1942 yılında ABD ordusunun Japonların Çin’deki biyolojik savaşı öğrenmesi ve aynı yıl bir sivil kurum olan War Reserve Service altında bir saldırgan biyoloji savaş (BW) başlatması gerçeğiyle harekete geçirildi.

Japon biyolojik savaş deneyimleri birkaç yerde yapılırken, en iyi bilineni Cambridge Quarterly of Healthcare Ethics dergisinde Nisan 2014’te yayımlanan, “ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japon Savaş Zamanı İnsanlık Dışı Deneylerine Tepkileri: Ulusal Güvenlik ve Savaş Zamanı Zarureti” başlıklı makalesinden öğrenebileceğimiz gibi, Japonya’nın Mançurya işgalinde Harbin yakınında 1936 yılında kurulan Birim 731’di. 

“Biyolojik Savaş ve Bioterörizm” adlı kitapta okuyabileceğimiz gibi, Birim 731’nin bilimsel araştırma ilgi alanları ve ABD’nin biyolojik silah programı arasında, silah olarak yayılma özelliklerini test etmek için öldürücü olmayan bakteri formlarını kullanan testler gibi simülasyonların kullanımı ve incelenen biyolojik ajan türleri dâhil olmak üzere gerçekten birçok benzerlik bulabiliriz. Bu ayrıca Amerikalı gazeteci John W. Powell’in 1980 yılında yayımlanan “Japonya’nın Biyolojik Savaşı: ABD’nin Savaş Suçunu Gizlemesi” adlı çığır açan makalesinde teyit edildi.

Cal State Northridge’den Tarih Profesörü Sheldon Harris’in 1988 yılında savunduğu gibi ABD sadece, zorlayıcı bir şekilde “Japon ordusunun Birim 731’deki doktorlarını savaş suçlusu olarak yargılamaktan gizlice korumadı”, aynı zamanda Kanagawa Üniversitesinden Profesör Tsuneishi Keiichi’nin Kanagawa Shimbun gazetesinde 18 Ağustos 2005 yılında yer alan açıklamasına göre, “deneylerden elde edilen sonuçları ele geçirmek için doğrudan nakit para ödemesi” yaptı. Aynı iddia, The New York Times’ta 18 Mart 1995 tarihinde yayımlanan “Crimes of the 731st Force” adlı makalede tekrarlandı. 

BİR YALANLA YAŞAMAK

Eski Başkan Richard Nixon’ın 25 Kasım 1969’da biyolojik silahların kullanımından vazgeçmesine rağmen, altı yıl sonra planlardan sorumlu müdür yardımcısı Thomas N. Karamessines’nin yayınladığı bir not, çiçek hastalığı stokunun halen (yasa dışı olarak) varlığını ortaya çıkardı. Hatta Karamessines CIA Direktörü William E. Colby’nin, notta bahsedildiği gibi özel şirket Becton-Dickinson’ın CIA’nin biyolojik ve zehirlerini yıllık 750 bin dolara “korumayı ve savunmayı” zaten kabul ettiğini belirterek, onu korumanın yolunu önerdiğini ifade etti.

Daha da önemlisi, 1977 yılında Senato’da birkaç oturum yapıldı ve ordu, 1951 yılında Stanford’da idrar yolu enfeksiyonu salgınına yol açmış olabilecek “Serratia marcescens” uyarıcılarını kullanmaya devam ettiği için şiddetle eleştirildi. Birkaç yıl sonra Fort Detrick’te görevli mikrobiyolog Bruce E. Ivins’in ihmali yüzünden 5 kişi öldü ve postayla gönderilen şarbon 17 kişiye bulaştı. “Son derece saygın” biri olarak tanımlanan bilim adamının FBI onu tutuklamak istediği 2008 yılında intihar ettiği iddia edildi.

İlginç bir nokta, Ivins’in kaderi, tüm kariyeri boyunca Fort Detrick ile ilişkili CIA görevlisi Frank Olson’a olanlara garip biçimde benziyordu. Olson, birkaç yıl önce CIA’den ayrılmak istediği iddia edildikten sonra New York’ta bir otel penceresinden düşerek öldü.

2006 yılında, 2011 ve 2016 yılları arasında ve 2020 yılında bölge sakinleri birçok dilekçeyle ilgili makamlara başvuruda bulundular. Onlar Fort Detrick’in soruşturulması ya da tamamen kapatılması çağrısında bulundular.

O zamandan bu yana kamuoyunun, ABD ordusunun Maryland’deki biyolojik araştırma için ana üssüne olan güvensizliği büyüdü. ABD’nin 20 yıldır bir doğrulama rejimiyle Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ni başarılı biçimde atlattığını bilen John W. Powell’ın 1980 yılında sorduğu soru halen geçerliliğini korumaya devam ediyor: “Amerika’nın biyolojik silahının gelişimi ve kullanımına ilişkin tam hikâyeyi öğrenmeden önce daha ne kadar zamanımız var?”