Dört yıl sonra “Bize Özel” albümüyle dinleyicileriyle buluşan Flört grubu, yeni albümlerinin grubun tüm birikimi yansıttığını ve sanatsal açıdan en iyi albümleri olduklarını vurguladılar. Yaşadıkları coğrafyanın köklerine sıkı sıkıya bağlı olduklarının da altını çizen grup, çok büyük bir kültürel hazinenin üstünde olduklarını belirttiler.

Ersoy İrşi

20 yılı aşkın tarihiyle ve özgün işleriyle adından söz ettiren Flört grubu dört yıl aradan sonra “Bize Özel” albümüyle dinleyicilerinin karşısına çıktı. Ozan Kotra, Ata Akdağ, Çağatay Kehribar ve gruba geçen yıl katılan Bülent Ay’lı Flört’ün “Bize Özel”i gerek vokalleri gerek işlediği konular gerekse de müzikal başarısıyla dinleyicilerinden de oldukça ilgi gördü. Şarkılarda içsel yolcuklardan politik eleştirilere, çağımıza, hayata ve insan ilişkilerine kadar birçok konu işleniyor.

Flört grubuyla yeni albümleri “Bize Özel”in hikâyesinden müzik yaşamlarına, yaratım süreçlerinden müzikal tercihlerine kadar konuştuk.   

“İNCE VE DETAYLI BİR ÇALIŞMAYDI”

Dört yıl sonra bir albümle dinleyicilerinizle tekrar buluştunuz. Bu albümün fikri ortaya nasıl çıktı ve gelişti. Albümün hikâyesinden biraz bahseder misiniz?

Ozan Kotra: Bir arada olmadığımız 16-17 aylık bir dönemimiz oldu. Sonra bir araya geldiğimizde hepimizin eteğinde taşlar vardı. Ben biraz tüketmiştim çünkü solo albüm yapmıştım. Benim elimde pek şarkı yoktu ama onların şarkıları çok iyiydi. Plak firmamızla da bir albüm yapma zamanı gelmişti. Bülent Ay gruba katıldı. Bu bizim 20 yıldır istediğimiz bir olaydı. Şarkılar gerçekten çok güzeldi ve seçim yapmakta çok zorlandık. Albüm sürecinde ben de geçmişte kalan birtakım işleri masaya yatırdım. Birkaç şarkı denemesine giriştim. Son aşamada Ata ile ‘Bize Özel’i yaptığımızı söyleyebilirim. Bu dörtlü stüdyoya girdik önce şarkıların demo versiyonlarını kaydettik. Demo bize yol gösterdi, ufak birkaç düzenleme sonrası stüdyoya girip albümü kaydettik. İnce ve detaylı bir çalışmaydı.

Çağatay Kehribar: Albümü iki kere yaptık, diyebiliriz. İlki dijital versiyon, aranjmanları kompozisyonları içimize sinen hale getirdikten sonra banda kaydettik. Çifte kavrulmuş gibi oldu.

Dinleyicilerinizden nasıl tepkiler aldınız?

Çağatay Kehribar: Çok beğenildiğini görüyorum. Şu ana kadar olumsuz bir yorum görmedim. YouTube’da da çok yüksek oranda bir beğeni var.

Ozan Kotra: Biz ilk 36 saatte anlıyoruz. Albümün beğenilip beğenilmediğini ortaya çıkıyoruz, kıstaslarım açısından. Biz çok uzun süredir bu kadar büyük bir beğeni ivmesi görmemiştik. Bundan önceki 2 albümü dinleyiciler çok da benimsemediler. Dolayısıyla bu albümü yaparken şu ana kadar yaptığımız en iyi iş olmalı, diye yaklaştık. 

“HER ŞARKIDA GEÇMİŞTEN REFERANS VAR”

Flört’ün 21 yıllık tarihine baktığımızda bu albümü nasıl tanımlarsınız? Bu albümün özgünlükleri nelerdir ve Flört tarihinde nasıl tanımlanır?

Ata Akdağ: İlk başlarken bu işe aslında ne yaptığınızı çok iyi bilmiyorsunuz. Çünkü ilk albümünüz. Bir temel kuruyorsunuz ve yıllar geçtikçe dinleyiciniz oluşuyor. Onlardan geri dönüşler alıyorsunuz. 21 yıllık sürenin sonunda bu yaptığımız albümün öncesinde satır satır dinleyici yorumu okudum. Bu albümün en özel yanı dinleyicimizin bizi koyduğu bir yer var. Flört müziğinden bekledikleri var. Onların da bizi yönlendirdiğini düşünüyorum. Aslında dinleyicimiz bize ne olduğumuzu da anımsattı. Yoldan hafifçe çıkıp farklı bir şey yaptığınızda onlar sizi tekrar yola çekiyor. Deneysel işler yapmayı seviyoruz ama bazı deneysel işlerimizin çok da sevilmediğini gördük. ‘Bize Özel’ albümü Flört’ün 21 yılda yarattığı auranın, renklerin bir gökkuşağı gibi yerli yerinde olduğu albüm. Her şarkıda geçmişten de bir referans vardır, mutlaka. Bütün deneyimimizi aktarabildiğimiz bir albüm oldu, o yüzden de çok sabırla yaptık. Kayıt bir yıl sürdü. Dijital kayıt dahi piyasa sunulacak haldeydi. Her birimizin de müzikal kişiliğinin oturduğu bir albüm oldu.

Analog kayıt yapmayı tercih etmenizin sebebi sanatsal yeteneklerinizin daha anlaşılır olması ve eseri seyirci tarafından alımlanması yargısı mı?

Çağatay Kehribar: Yargıdan öte bir gerçeklik. Nasıl yağlı boya bir resim yapmak istiyorsan tuval, yağlı boya ve fırça ile çalışmak zorundaysan bizim için de havaya yaydığımız o müzikal titreşimleri aynı sıcaklıkta verebileceğimiz bir mecra bant. 20 yılda bunu tecrübe ettik. Evet dijital kayıt yaptığınız zaman da oluyor ama detayı ve derinliği kaybediyorsunuz. Bu yağlı boya bir tabloyu fotokopi çekip yan yana koyduğunuzda ikisinde de resmi görüyorsunuz. Ama fırça darbeleri, boyanın kalınlığı sanatçının dokunuşunu tabloda hissediyorsunuz.

Bülent Ay: Yeni şarkıların aranjmanları öyle yapılmalı ki, bu dört kişinin aynı kayıttaki gibi sahnede sergilemeleri gerekir. Arkadaşlarım enstrümanlarını çalarken birbirlerine vokaller veriyorlar. Çok zor da bir şey bu. Bizim yaptığımız aranjmanlarda işin temelinde trio vokal ve quartet büyük aranjmanın sonucu.

“GEÇMİŞLE GELECEK ARASINDA KÖPRÜ”

Flört’ün örnek aldığı sanatçılar, gruplar kimler oldu?

Ata Akdağ: Biz Ozan ile birlikte çok genç yaşta The Beatles dinleyerek başladık. Onun çok iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bizim çocukluğumuzda heavy metal çok yaygındı. Biz “heavy metal”i belli bir mesafeden takip ettik. Çünkü daha oraya gelmeden önce alınacak yol vardı. 1950’lerin Rock’n Roll yıldızlarına başladık. Açıkçası müzik dinleme anlamında o diskografiyi almak gerekiyordu. Çünkü melodik müzik yapmak için gerekli. Bugün armonik ve çok sesli müziğe ulaştığımız noktada o ilk dinlemelerin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Ama bu gruplardan etkilenirken yaptığımız şey taklit etmek olmadı. Batı enstrümanları çalarken bu toprakların müziğiyle birleştiriyoruz. Bunu da özgün şekilde yapıyoruz. Albümlerimizdeki şarkıların tamamına yakını da kendi söz ve bestelerimizdir. Flört geçmişle gelecek arasında köprü gibi.

Ozan Kotra: Çok önemli bir ustamızdan önemli bir ders almışımdır. Müziği hiçbir kalıbın içine sokamazsın. Anadolu Rock, caz, pop gibi sınıflandırmalar tabii. Ama bir müzik üretimi yapıyorsanız yeni bir söz yazıp yeni bir melodi buluyorsanız o esere nasıl bir renk katmak istiyorsanız, katarsınız. Bağlama, saksafon, davul kullanabilirsiniz ya da hiçbirini kullanmazsınız. Bir sınır yok sizin hayal dünyanıza kalmış. Biz Flört müziğini inşa ederken ilk yaptığımız işleri kendi zekâmızın farkına varmadan yapmıştık. Fazlaca cesurdu ama iyi ki yapmışız. Bu albümü kaydederken de her şey çok bilinçli oldu. Ama işin ruhunu da tam anlamıyla yansıttık. Çok iyi çaldıktan sonra ruh yok, diye tekrar çaldığımız oldu. Ya da tekrar çalarız dediğimiz şeye sonra dönüp, bunda ruh var, dedik çalmadık.

Bülent Ay: Önemli olan ruh birliği. Eseri dinleyen insanların içindeki kıpırtıyı çoğaltmak. Esere de baktık bitmiş yani.

Ozan Kotra: Bir daha çalsak ilki gibi olmazdı. Dolayısıyla müziğin evrensel kuralları vardır. Ama o kurallara uymak bağımsız, özgün, kabul edilemeyecek şeyleri yapmamak anlamına gelmez.   

“YAŞADIĞIMIZ HER ŞEYDEN ETKİLENEREK YAZIYORUZ”

Albümün ismi “Bize Özel” ama şarkılarda çağımıza, hayata, ülkeye dair birçok konu işleniyor, ince eleştiriler de sunuluyor. Şarkılarınızı yaratırken sizi neler harekete geçirdi?

Ozan Kotra: Bir şarkı yazarı ki, bu grupta üç tane var. Bülent’in de şarkıları var umarım bundan sonraki albümlerde görürüz. Yaşadığımız her şeyden etkilenerek yazıyoruz şarkılarımızı. Gerekirse siyasi gerekirse ruhsal içsel yolculuklar. Bizim albümlerde içsel yolculuk maceraları epey vardır. Hobilerimiz var. Ben hobilerimi şarkılarıma katmaktan çok keyif alırım. Her şarkımda bir hobimi kullanırım. Okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler, markette patates alırken hissettiğimiz ruh hali. Ben süpermarketlerde kutup ayısının çalmasını çok isterdim.

Kendinizi politik bir grup olarak tanımlıyor musunuz?

Ozan Kotra: Ben her şeyin politik olduğunu düşünüyorum. Apolitiklik bile bir politikliktir. Biz politikasını şarkılarında çok net ifade eden adamlarız.

Çağatay Kehribar: Yaşadığımız, etkilendiğimiz şeyleri anlattığımız için bir duruş sergiliyoruz. Bunu yaptığında da politik olmuş oluyorsun.

Ata Akdağ: Kategorik olarak politik grup değiliz. Şöyle düşünelim bütün albümlerinde sadece aşk şarkıları yaptığında bu gerçeklikten kopmak olacak.  Gerçek hayatta birçok şey yaşıyoruz. O kadar çok konu var ki. Biz temasal açıdan çeşitliliği çok seviyoruz. Bu olmalı ki, yenilik ortaya çıksın. Öbür türlü geçmişten kullanılmayan bugün bir şarkı var mı, onu alıp yeniden düzenleyerek sunmaya gidiyor iş.

Bugünün şarkı yazarlarının çok önemli bir sorumluluğu var. Geçmişi tekrar etmek değil, bayrağı devraldık yeni hikâyeleri anlatmalıyız.  

“BİLİNÇLİ MÜZİK DİNLEMEK”

Albümü plak olarak da yayınlayacaksınız. Bunu yapmada hem müziğin alımlanmasına hem de dinleme kültürü açısından bir farkındalık yaratma amacınız var mı?

Ozan Kotra: Tabii. Hatta bizim kuşak rock gruplarından ilk plak basan da biziz. 2011’de Anadolu Beat’i basmıştık. Plak kimsenin beklemediği kadar hızlı ve çabuk sattı. Plak kültürü Türkiye’de bence sağlam bir temel yaptı. Yeni plak baskılarının ben çok iyi bir amaca hizmet ettiğini düşünmesem de arşivci yeni arkadaşlarımız için çok iyi bir hazine. Neden düşünmüyorum çünkü iyi basmıyorlar. Eski kayıtları elden geçirmeden hor basıyorlar. Ama iyi basılan plaklar da var. Bülent Seyhan bana birkaç tane gönderdi, çok beğendim. Flört’e plak çok yakışıyor. Dinleyicimiz zaten hemen alıyor. Bizim plaklarımız birden çok pahalı oluyor az bastığımız için. Ama dinleyicilerimiz mağdur olmasın, diye biraz daha fazla sayıda basacağız.

Çağatay Kehribar: Plak olarak dinlediğinizde burada stüdyodaki kayda en yakın kaliteye ulaşıyorsunuz. Dijitalde artık müzik dinleniyor ama orada bir sıkıştırma oluyor, frekanslar kayboluyor. Burada duyabildiğimiz gibi duyacağınız tek mecra plak.

Telefondan ya da farklı dijital ortamlardan müzik dinlerken başka faaliyetler yapabiliyorsunuz. Ama plaktan dinlerken daha o müziğe özel zaman ayırmayı, onunla bütünleşmeyi, müzik kalitesini almayı da sağlıyor.

Çağatay Kehribar: Bilinçli müzik dinlemek. Şu an kitap okuyorum, film izliyorum gibi. Ona özel bir mesai ayırmak plaktan dinlemek.

“KÖKÜMÜZDEN HİÇBİR  ZAMAN AYRI KALMADIK”

Albümü dinlerken 60-70’li yıllara da uzanıyoruz. Bu dönemler rock müziğin tüm dünyayı salladığı yıllar. Gençlik kitlelerinin dinlediği hatta ifade aracı hale getirdiği dönem. Peki, bugün rock müziğin durumunu, konumunu nasıl görüyorsunuz?

Ozan Kotra: Aslında bununla pek ilgilenmiyoruz. Bu gözümüzün kapalı dünya müziğini takip etmediğimiz anlamına gelmez. Dünya müziğini oldukça takip ediyoruz. Ama rock müzik nerede, diye kafamızı yormuyoruz. Çünkü bunları düşünmek bize bir şey kazandırmaz. Mühim olan yaşadığımız sürece biz ne yapıyoruz? Kendimizle uğraşmayı tercih ediyoruz.

Ata Akdağ: Bu tabii müzik yazarlarının da daha konusu. Biz yapalım, onlar bizi bir yere koysun. Yaptığımız şeyi bize anlatsınlar. Bizden daha iyi müzik dinleyen çok insan var. En çok istediğimiz şey şarkılarımız dinlenip geri dönüş olması.

Ozan Kotra: Flört’ü Retro bir grup olarak gören insanlar da varsa ben onların bizi pek anlayamadıklarını düşünüyorum. Geçen gün çok meşhur bir grubun solisti, ‘çok güzel olağanüstü bir sound yapmışsınız’, dedi. Demek ki biz çağımızın en iyi sound’unu yapan gruplarından biriyiz. Biz çağın gerisinde olmak falan istemiyoruz. Analog yaparken de nostalji olsun, diye değil bu çağda da en iyi kaliteyi verdiği için. Biz yaşadığımız anın zamanın grubuyuz. En sevdiğim övgü ‘Flört zamansız bir müziktir’ olmuştu. Her zaman müziğini hissettirir. Batı müziği dinledik ama Aşık Veysel’in de ayak bastığı toprakların çocukları olarak kökümüzden hiçbir zaman ayrı kalmadık. Yaş aldıkça daha da yerlileştik. İngiliz, Alman vatandaşı değiliz, bu toprakların çocuklarıyız ve onlardan çok daha büyük bir kültürel hazinenin üstündeyiz. Öyle bir zenginliğin üstündeyiz ki, ne yapsanız yeni olur. Ama bizim müzik sektörümüz 30 yıldır aynı şeyi yapıyor.  Aynı melodi aynı söz aynı beddualar. Ben o çok sevildiği söylenen ‘90’lar popu’ndan hiç hoşlanmıyorum. Son derece samimiyetsiz, basit, avam ve sıradan. Halkın kültürel yozlaşmasına çanak tutan bir yapı olarak görüyorum.

Aslında darbe sonrası sürecin devamı, toplumsal olan her şeyden uzaklaşma.

Ozan Kotra: Aynen öyle. İnsanların yozlaştırılması. İnsan sevdiği kadına niye beddua eder ki. Aşk acısı çekiyorsan yaz yoksa bırak, başkaları yapsın. Beddua ederek Türk Pop müziğini devam ettirmek doğru değil.

“MÜZİĞE YAŞAMSAL İHTİYAÇ OLARAK BAKILMALI”

Pandemi dönemi bir anlamda sanatçılar için bir yaratım zamanı oluşturdu. Ama bunun yanında özellikle sahne sanatları için oldukça zordu. Birçok müzisyen büyük maddi zorluklar yaşadı. Maalesef intiharlar oldu. Peki, bugünden sonra yaraların sarılması ve müzik dünyamızın ayağa kalkması için nelerin yapılması gerekir?

Ozan Kotra: Esnafından, müzisyenine, işçisine kadar herkes zor durumda. Öncelikle cumhuriyetin erdemlerini, vatandaşlık bilincini, devlet ile vatandaş ilişkisini, devletin içindeki adalet yapısı gibi konularda gerekeni yapmadan müziğe gelemeyiz. En başta bu ülkenin yepyeni bir reform sürecine girmesi gerekiyor. Biz müzisyenler nükleer patlamada hayatta kalan hamam böcekleri gibiyiz. Çünkü biz bu ülkede cenazelere, depremlere, devalüasyonlara çeşitli afetlerle iptallere zaten alışkınız. Pandemi bunların arasında en uzun olanıydı. Aramızda dayanamayan, psikolojisi bozulan kardeşlerimiz maalesef aramızdan ayrıldı. Çok üzgünüz ama ayakta kalmasını da bilen bir yapıyızdır. Hepimizin de cebinde tek kuruş olmadığı dönem var. Ama bize sıra gelmesi için devletin bir yapılanmaya gitmesi gerekiyor.

Ata Akdağ: Müzisyenliği meslek haline getirmek gerekiyor. Bu işi yapan insanların bir şekilde kayıt altına alınması gerekir. Herkes belli bir güvenceye sahip olmalı bunun için de devlet aygıtının tanıması lazım. Sistem baktığı zaman sizin ne olduğunuzu görecek bilecek ki, size de bir faydası olsun. Müzisyenler asla sadaka isteyen insanlar da değildir. Biz sadece gölge edilmesin başka ihsan istemeyiz, diyenlerdeniz. Bizim çalışma alanımız bütün ülke. İnsanları müziğe bir yaşamsal bir ihtiyaç olarak bakması gerekli. Bunun için de tabii zihniyet devrimi lazım. Bu sağlanırsa hiçbir şeye ihtiyacımız kalmaz.

Bülent Ay: Benim aklama ilk gelen usta ozanımız Neşet Ertaş. Uzun yıllar Almanya’da düğün salonlarında çalarak hayatını idame ettirdi. 20 küsur yıldan sonra buraya geldiğinde evi yoktu. Rahmetli Hasan Saltık sağ olsun, onun eserlerini topladı telif ödenmesini sağladı ve Neşet Ertaş hakkınız kazanabildi. Bir insan kendi özünden, toprağından neden ayrılsın? Koca Neşet Ertaş’ı dahi biz bu duruma sokmuşuz.

Ozan’ın da dediği gibi ülkede sıkıntı yaşadığımız birçok konu var. Umarım iyiye doğru gider de bizler de müzik alanında daha ilerici işler yaparız. Öncelikle bir sorunun karşısında konuşabiliyor olmak lazım.

Çağatay Kehribar: Gelişmiş toplumlara baktığımızda sanatın ne kadar önde olduğunu görebiliriz. Sanat bilimle yapılıyor. Sanat bilimi destekliyor ve bilim sayesinde de daha özgür sanat yapılabiliyor.