CGTN / Radhika Desai

Başkan Joe Biden Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) yeniden Paris Anlaşması’na döndürmüş olabilir ama bu iddia edilen çok taraflılığın yenilenmesi Trump’ın Çin’e karşı “yeni Soğuk Savaş”ının daha sert bir uygulanmasıyla birlikte yapılıyor. ABD ve Çin’in dünyanın iki büyük ekonomisi ve yeşil teknolojilerdeki liderleri olduğu dikkate alınırsa, ABD’nin bu tür kavgacı tutumları dünyanın iklim değişikliğini idare edilebilir sınırlarda tutma gücünü tehdit ediyor.

Biden yönetiminin insan hakları ve Taiwan konusundaki tümüyle gereksiz savaş tehditlerini akıllıca göz ardı eden Çin Cumhurbaşkanı Xi, ABD İklim Temsilcisi John Kerry’nin son Shanghai ziyaretini bir başarı haline getirdi ve Başkan Biden’ın Dünya Günü’ndeki Liderler İklim Zirvesi’ne katıldı.

Batı medyasına göre, Biden’ın zirvesi ABD’nin dünya liderliğine göre dönüşünün işaretini veriyor. Ama o hayati önemdeki iklim sürecini kesinlikle nereye doğru götürüyor?

Batı medyası Biden’ı, dünyanın en büyük birikimle gaz salıcısından gelen vaatleri oldukça hafif kalsa da, iddialı yeni iklim hedefleri ilan ettiği için kutladı. Aynı medya Çin’i geçen sonbaharda ilan edilen hedeflere bağlı kaldığı için alaya alırken, iklim adaleti sorununu ya da kişi başına salınımlara değinmedi. Bu, ABD’nin iklim değişikliğini Çin’den daha fazla hafifleteceğine işaret ediyor. Ama öyle mi?

Çin’in hedefleri metodolojik olarak inşa edilmiş bir plana dayanıyor. Çin’in politika belirleyicileri, zamanın testinden geçmiş ekonomik kontrol araçları ile birlikte, belirlenen hedefleri, belirlenen tarihlerden çok önce yerine getirme gücüne sahip olduklarını gösterdi. Uluslararası uzmanlar bunu tekrar yapmasını bekliyor. Peki, ABD ne durumda?

Başka sorunlar gibi, Biden yönetimi iklim sorunu konusunda da eskiden kalma ABD geleneğini izliyor; çözümler ancak güçlü ABD şirketleri için kâr fırsatı olduğu sürece sorunları ele almak.
Bu sadece Başkan Biden’ın iklim sorununun büyüklüğünü ve çözümünün açıl olduğunu anlatan dünya liderleri korosuna katıldığı oturumlarda açık hale gelmedi. Fakat iki diğer oturum bu tipik Amerikan açıklamalarının ötesine geçti ve can alıcı konulara geldi: “İklim Çözümlerine Yatırım Yapmak” ve “İklim Eylemi için Ekonomik Fırsatlar.”

ÇİN’İN HEDEFLERİ METODOLOJİK OLARAK İNŞA EDİLMİŞ BİR PLANA DAYANIYOR

John Kerry’nin “İklim Çözümlerine Yatırım Yapmak” oturumundaki açılış konuşması anlamlı biçimde hükümetlerin sınırlı kapasitelerine ve özel finansmana ihtiyaç duymalarına işaret etti. Eski Merkez Bankası Başkanı ve şimdi Hazine Bakanı olan Janet Yellen, onu tekrarladı. Onların gördüğü haliyle zorluk, çok taraflı yeşil finans girişimleri, IMF ve Dünya Bankası dâhil en büyük özel sektör finansını harekete geçirmek ve desteklemek için kamu sektörü finansmanının nasıl hedef alınacağı ve yükseltileceği. Gelişmekte olan dünyaya teknik yardım da onların özel sektör yatırımı aramalarına bağlandı.

Kerry ve Yellen ikilisi ABD doları merkezli finansal sistemin, iklim durumunun aciliyetini kendi kredileri için geniş bir alan olarak önerdiğini belirtti. Citigroup CEO’su Jane Fraser, buna, mutlu bir “özel sektör ortaklığının” artmasıyla yanıt verdi.

Bunun ne anlama geldiği ancak dünyanın, kesinlikle doların egemen olduğu finansal sistemin verdiği krediler yoluyla bir dünya parası olarak doların “kamu malı” olma durumundan “faydalandığını” düşünürsek açığa çıkar. ABD merkez Bankası’nın her finansal krizden sonraki mali yardımları sayesinde, bu sistem Dünya Bankası ve IMF’ye, borçlularına karşı destek yarattı. Onlarca yıldır bu sistem hanelerin, üretici şirketlerin ve hükümetlerin zor kazanılan gelirlerini yağmalayarak risksiz kârlar yarattı. Bu sistem, ülkeler içinde ve arasında artan eşitsizliği bugün ulaştığı çok büyük düzeylere çıkaran en büyük tek nedendi.

Bu finansal sistemin “yeşil ve sürdürülebilir yatırımına” fiilen yolu hazırlayarak, Biden yönetimi gelecekte daha fazla yağma için zengin bir kazan kaynağı sunuyor, tıpkı Obamacare’in sigorta ayağında yaptığı gibi. Zamanlama ABD merkezli finansal sistemin Çin’in verimli, sabırlı ve uzun dönemli finansından gelen tehditlerle yüz yüze olduğu bir zamanda, karşısında, bir talih kuşu gibi.

“İklim Eyleminin Ekonomik Fırsatları” oturumunda ABD yönetimi yetkililerinin geniş bir iş fırsatı olarak iklim krizi vizyonu daha da ayrıntılandırıldı. Yönetimin gaz salınımının azaltılmasının yarısı kadarının henüz elde olmayan teknolojiler gerektirdiğini ve daha fazla araştırma ve geliştirmenin sübvanse edilmesi gereğini vurgulaması ile birlikte, oturumdaki CEO’lara, berbat bir biçimde, karşılığında herhangi bir sorumluluk yüklenmeden hükümet sübvansiyonları yoluyla besleme çağrıları yapmaktan başka bir şey kalmadı.

Başkan Biden’ın liderliği sadece dünyayı ABD finansal ve teknolojik şirketlerinin gücü ile kârlarını, kendisi pahasına artırmaya çağırıyor. Herhangi bir iklim değişikliği etkisinin azaltılması ancak bu sürecin bir yan ürünü olabilir. Eğer dünya buna uyarsa, iklim değişikliğini önleme konusundaki herhangi bir umut ancak olasılık ufkundan kaybolabilir.

Ancak, ABD ile dünyanın geri kalanının iyi vatandaşlarının yakında bunu görüp daha iyisini talep edeceği ve tamamen farklı bir liderlik tipinin Çin tarafından önerildiği gerçeği, iki umut ışığıdır.