Hidrobiyolog Levent Artüz, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Artüz, Marmara Denizi’nde etkili olan müsilaj (deniz salyaları) ve Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’nı değerlendirdi.

Levent Artüz’ün açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Müsilaj (deniz salyaları) çok uzun bir sürecin nihai bir ürünü. Bu süreç, 1989 öncesi ‘Haliç’i gözlerimin renginde yapacağım’ sloganı ile başlıyor. 1989’un başında da bu cin fikre istinaden Haliç, iki toplayıcı kanal ile toplanıyor.

Bu yapıldıktan sonra Marmara Denizi’nde çok ciddi müsilaj benzeri her biri bir evvelkinden daha büyük olan olgularla karşılaşıyoruz. Marmara Denizi kıpkırmızı oluyor, yemyeşil oluyor, denizanası patlamaları oluyor yani 40 yakın olguyla karşılaşıyoruz.

Marmara Denizi, 1989 öncesinde çok genç, çok gürbüz, çok sağlıklı bir deniz. Hem Akdeniz hem Karadeniz formlarını, canlılarını bünyesinde taşıyordu. 124 çeşit ticari önemde balık türüne sahipti. 1989 senesinde bu uygulama başladıktan sonra Marmara Denizi’nde çok ciddi balık ölümleri yaşanıyor. O tarihte aslında tüm canlıları kaybediyoruz, tür çeşitleri azalıyor.

1989 yılında itibaren biz uyarıyoruz. Bunla ilgili on küsur kitap, yirminin üzerinde uluslararası makale, 100’ün üzerinde popüler yazı, konuşmalar, seminerler, paneller. Özetle birçok şey yaptık ama sonuç ortada.

“EYLEM PLANININ ALTININ HUKUKİ OLARAK NASIL DOLDURULACAĞINI GÖRMEMİZ LAZIM”

Bir eylem planı müsilaja çare olamaz. Müsilajın çaresi farklı. Biz bu eylem planının altının hukuki olarak nasıl doldurulacağını görmemiz lazım. Yani bununla ilgili kanunlar, yönetmelikler, tebliğler, kriterler vs… bunlar ortaya çıkmadan salt bir eylem planı hiçbir şeyi düzeltmez. Ancak boş bir kâğıtta harfler olarak kalır.

Marmara Denizi’nde eskisine hiçbir zaman dönemeyiz. Akdeniz’de kaybetmediğimizde Akdeniz’den gelecek birkaç türle, Karadeniz yok olmadıysa ki, onu da Marmara’nın akıbeti bekliyor. Oradan gelecek birkaç türle, minimum yeni bir denize kavuşuruz ama tarih verilmez buna.

Bir ülke, bir denizi tamamen yok etti. Bundan sonra oluşacak olan su kütlesi ancak bize zarar vermemesi noktasında olur ama yine deşarjı kesilmediği müddetçe artık bu su kütlesi bize zarar vermeye başlayacak. Acilen ve acilen Ergene’nin deşarjının durdurulması lazım.

MARMARA DENİZİ’NİN HALİ DÜŞÜNÜLENDEN ÇOK VAHİM

Marmara Denizi’nde yaşam kalmadı. Şu anda İstanbul’a, Tekirdağ’a verilmesi gereken hizmeti veremiyorsunuz. Nüfusu şişirdiğiniz zaman bu hizmetler ne olacak? Şebekeden içme suyu vermişiz. Ondan sonrasına da bakmamışız. Sanayiye ye de bunu teşvik etmişiz. Marmara Denizi’nin hali düşünülenden çok vahim.

Marmara Denizi’nde tam anlamıyla katastrofik bir olayın içindeyiz. Onun çok acil ele alınması lazım. Düzenlemelerle uygulamaların hızlı bir şekilde devreye sokulması gerekiyor. Bugün görüyorum, palyatif çözüm yapılıyor. Tamam, kabul ediyorum. Toplum ‘bir şey yapın’ diyor. İdarenin de bir şey yapması lazım. İşte kendilerini temizlik çalışmalarına verdiler. Bu temizlik çalışmalarının hiçbir faydası yok. Fakat diğer taraftan bakarsanız temizlemezseniz ‘kimse bir şey yapmıyor’ diyecekler. Bunu bir kenara bırakalım. Yapılması gereken ortaya konulan eylem planının acilen uygulamaya geçmesidir.”