CGTN / Freddie Reidy

Covid-19 salgınının başlamasından bu yana geçen bir yıldan sonra, küresel tablo iyileşmeye başlıyor. Çoklu aşılar artık salgından bir çıkış yolu sunuyor. İhtiyatlı iyimserlik içinde, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler salgın sonrası dönemde ekonomik toparlanma planlarına bakıyorlar.

Bununla birlikte, önümüzdeki aylarda odak noktası, önlemeden toparlanmaya geçerken, Doğu ile Batı, zenginler ile yoksullar arasındaki ikiye ayrılma deneyimi tam anlamıyla ortaya çıkmaya başlayacak.

2020’de salgının zirvede olduğu dönemde BBC’nin 27 ülkede yaptığı GlobeScan araştırması, salgını çevreleyen yaygın retorik temaların doğruluğu konusunda ciddi şüpheler uyandırdı.

Globescan’ın CEO’su Chris Coulter, BBC’ye verdiği demeçte, “Bu salgının ana anlatılarından biri, ‘hepimiz bu işte birlikteyiz’di.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Anketimiz bunun tersinin doğru olduğunu gösteriyor. Farklı ve çoğu ülkede sonuçlar, sistemsel olarak en dezavantajlı durumda olanların en ağır şekilde yaralandığını gösteriyor.”

Bugün, Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma (OECD) örgütünün ekonomik olarak en gelişmiş 37 ülkesi ile üye olmayanlar arasındaki bölünme aşı milliyetçiliği tarafından ifşa edilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden yönetimi, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı (COVAX) girişimine milyarlarca dolar ödemiş olabilir, ancak ABD, nüfusunun tamamını aşılamak için gerekenden çok daha fazla milyonlarca aşıyı stoklarken bu katkı yapılmıştır. Bu, diğer birçok zengin ülke için de geçerlidir. Economist Intelligence Unit tarafından hazırlanan bir rapor, 2021’de üretilmesi taahhüt edilen 12,5 milyar aşı dozundan 6,4 milyarının, çoğunluğu zengin ülkeler tarafından satın alındığını ortaya koydu. Yoksul ülkeler, programın yalnızca bir ülke nüfusunun yüzde 20’sine yetecek kadar sağlamayı vadetmesine rağmen, neredeyse tamamen COVAX’a bağımlıdır.

Pek çok dünya lideri, Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yaptığı gibi, gelişmekte olan dünya için daha fazla aşı temini çağrısında bulunabilir, fakat çağrısının amacı, gerçek bir kaygıdan çok siyasi mülahazalara dayanıyor gibi görünüyor. Geçen ay Financial Times’a konuşan Macron, “Bu aşı diplomasisi ile ilgili değil, bir güç oyunu değil” iddiasında bulundu.

YOKSUL ÜLKELER COVAX’A BAĞLI

Geniş Avrupa Birliği salgın boyunca küreselleşmenin kırılganlığını göstermiştir. Salgının başlangıcında İtalya’ya tek taraflı sınır kapatmaları ve kişisel koruyucu ekipman ihracatı yasakları hafızalardan silinmiyor.

Uygulamalara yönelik eleştirilerle karşı karşıya kalan Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, Çin’i hedef alırken, İngiltere’nin aşılara ihracat yasağı koyduğunu yanlış bir şekilde iddia etmesi öfke uyandırdı:

“Bizimkilerden daha az arzulanır değerlere sahip Çin ve Rusya son derece sınırlı ancak geniş çapta duyurulan herkese aşı kampanyaları organize ederken bu iki rejim tarafından yanlış yönlendirilmeye izin vermemeliyiz.” dedi.

Aslında, liderliğin vasiyeti ve küreselleşmenin bir örneği olarak Çin, birkaç aşı geliştirdi ve 45 ülkeye yaklaşık yarım milyar doz taahhüt etti. Çin Başbakanı Li Keqiang’ın hükümetin yıllık çalışma raporunu sunduğu İki Toplantı’da, salgınla mücadele eden birçok ülkenin aksine Çin’in gelişmeye devam ettiği aşikâr. Kentsel istihdamdaki büyük artışlar, üretici fiyat endeksi ve aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması başarının ayırt edici özellikleridir. Koronavirüsün başarılı yönetimi, sağlam bir ekonomiyi kolaylaştırdı. Bu başarılar, Çin’in büyüme ile iyileşme için gerekli olan temel yatırımı, aşı üretimini ve ticaretini sağlamasına izin veriyor.

Turizmde muazzam bir daralma, dış yardımlardaki azalma ve zayıf işgücü talebi, yoksul ülkeler için ciddi riskler oluşturuyor, düşük aşı bulunabilirliği yalnızca çıkmaz ve eşitsizliği artırıyor. OECD ülkeleri, fırtınayı atlatmak için yeterli sermaye rezervlerine sahip olabilir, ancak üye olmayan ülkelerde ekonomik daralmanın giderilmesi daha zor olacak ve sonuç olarak bu devletlerin Çin gibi ortaklara ihtiyacı olacak.

Evrensel deneyimin yaygın anlatısına uygun yaşayabilmek için, uluslararası toplumun toplu iyileşme aracı olarak küreselleşmeyi bir kez daha kucaklaması gerekiyor. Korumacı dürtülere direnmek sadece iyileşmeyi hızlandırmakla kalmayacak, aynı zamanda iklim değişikliği gibi gelecekteki küresel zorluklar için bir plan işlevi görecektir.