Dünya ve Türkiye pandemiden çıkış sürecini yaşıyor. Her ülke krize aynı şekilde girmediği gibi çıkış da aynı şekilde olmuyor. Ekonomilerdeki sıkışma, dünya ölçeğindeki geniş payda olsa da her ülkenin özgünlükleri, kırılganlıkları, günün sonunda ortaya çıkan pandemi faturasını farklılaştırıyor.

Ekonomist Dr. Hakan Özerol, Türkiye ekonomisinin temel gidişatını Kamil Erdoğdu ve Mehmet Kıvanç’ın hazırladığı Dünya Postası programında değerlendirdi.

ENFLASYON GEÇİCİ Mİ KALICI MI?

Özerol’a göre; enflasyonda yükseliş trendi dünyada ve Türkiye’de devam edecek.  “Biz bunu kafaya takalım, önemseyelim” diyen Özerol, pandemi şartlarını daha da ağırlaştıran Türk ekonomisinin ayırt edici kırılganlıklarına dikkat çekti:  

“Enflasyon bizim açımızdan biraz daha farklı. İşsizlik tüm dünyada Covid’le ilgili bir şeydi, şirketler kapalıydı, insanlar işten çıktı. Satış olmadı. Bu dönem geçtiğinde şu vakte kadar toparlar diyeceğiz.”

Özerol, Tüketici Fiyat Endeksi ile Üretici Fiyat Endeksi arasında açılan makasın nedenleri ve sonuçlarına ilişkin şöyle konuştu:

“Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) maliyet tarafındaki artışı yansıtıyor. Maliyet tarafı yüzde 42-43 artmışsa, örneğin makarnayı üreten firmanın maliyetleri yüzde 43 artmışsa size bunu yüzde 17 olarak yansıtamaz. Yüzde 42-43 artmış olan ÜFE yavaş yavaş Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) üzerine yansıyacak.”

Yüksek ÜFE’nin enflasyon üzerinde 2 puan civarı yukarı yönlü etkisi olabileceğini kaydeden Özerol, ÜFE ve TÜFE arasındaki matematiksel ilişkiyi şu örnek üzerinden açıkladı:

“Dışarıda bir bardak kahve içiyorsunuz, fiyatı 10 lira. Biz biliyoruz ki, kahvenin 10 liralık fiyatının içindeki kahve maliyeti; 1 lira. Kalan bölümü; kira, su, elektrik çalışandır. Dünyada kahve fiyatları artınca 10 liralık kahveye bir 10 lira daha maliyet gelmiyor. 1 liralık maliyet geliyor. Onun için yüzde 43’lük ÜFE bu tarafa 40 olarak gelmez.”

Önümüzdeki döneme ilişkin “Birkaç yıl daha çift haneli enflasyonda kalırız gibi görünüyor” diyerek tahminde bulunan Özerol, bu durumun ciddiye alınması gerektiğini konusunda ısrarcı.

DÜNYADA FİYATLAR YUKARI TIRMANIYOR

Dünyada ticarete konu olan emtia fiyatlarındaki artışa dikkat çeken Özerol, bu durumun da Türkiye’de enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı kurduğunu söyledi:

“Vatandaşın aklına hep altın, gümüş gelir. Dünyada demir, çelik, kereste her şeyin fiyatı rekor kırdı son üç ayda. Onlar da maliyet olarak geliyor. Petrol artmış, çelik artmış kur da artmış, bizim memlekette bunların hepsi ithal. Biz bademi Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) ithal eden ülkeyiz. Dolayısıyla kur artmış, bir de bademin fiyatı artmışsa Türkiye içinde sabit gelirli insanların satın alma gücü azalmıştır.”

ENLFASYONDA YENİ REKORLAR OLASI

Ekonomist Özerol, Covid-19’un dünya çapında maliyetleri yukarı çektiğini aktardı:

“Taşınma, lojistik maliyetleri arttı. Dünyada kuraklık var. Spekülasyon da bunlarla birleşince her şeyin fiyatı arıtıyor. Eğer önümüzdeki dönem uzmanların beklediği gibi emtia fiyatları artarsa enflasyonda maalesef yeni rekorlar görürüz ama sonlara yakınız. Önümüzdeki her ay enflasyon artmayacak. Tahminim, iki ya da üç daha enflasyon artar, enflasyonda zirveyi görürüz. Sonra yavaş geriler.”

DÜNYADA COVİD SONRASI ENLFASYON DALGASI

Türkiye’de tek hane enflasyon hedefinin uzak olduğunu olduğunu kaydeden Özerol, enflasyonun küresel çaptaki yükselişine ilişkin tespitlerini paylaştı:

“ABD bu yıl yüzde 5 enflasyonu tartışıyor. On yıllardır görmedikleri bir enflasyon. Bir Türk için yüzde 5 az gelebilir ama on yıllardır görmedikleri bir şey. Avrupa’da çok güçlü sanayi rakamları açıklanmaya başlandı. Aslında pandemi çıkışıyla beraber ülkelerin büyümesiyle dünyada da bir enflasyon artışı var.”

Özerol, dünyadaki enflasyon trendinin Türkiye’de daha sert hissedilmesine ise şu açıklamayı getiriyor:

“Bütün dünyada bir enflasyon trendi olacak bu belli. Fakat adamlar enflasyona 1’den başlamış biz 10’dan başlamışız. 1’den başlayanın enflasyonu 5 oluyor. 10’dan başlayanın enflasyonu 17 oluyor.

Türkiye tamamen ithalata bağımlı bir ekonomi olarak girdi pandemiye. Tüketici güven endeksi 2018’deki rahip Brunson kriziyle çok ağır darbe almıştı. Biz pandemiye o seviyeden girdik. Tüketicinin güveni üç yıldır düzelmiyor.”

“SATIN ALMA GÜCÜ ÇÖKTÜ”

Türk toplumunun işsizlik, geleceğe bakıştaki güvensizlik gibi olumsuz verilerle pandemi sürecine girdiğinin altını çizen Özerol, bu faktörlere ek olarak döviz kurunun da zıplamasıyla ekonominin “çok dayak yediğini” düşünüyor.

“Dünyanın aşağı yukarı tüm borsaları tarihi rekorda, bizimki yerlerde. Çünkü ülkeye yabancı yatırımcı da gelmiyor. Onların da korkusu siyasi değil. Döviz kurunun nereye oturacağını göremediler. Biz de göremiyoruz.”

Özerol, vatandaşların “dolar seneye 12 TL olacak” gibi söylentilere göre hareket etmemesi konusunda uyarıda bulunduktan sonra sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Hem kur yüksek, hem enflasyon artıyor, hem de işsizlik yüksek. Bunun vatandaş açısından sonucu satın alma gücümüz çöktü. Bunu toparlamak zaman alacak. Ekonomide kötü noktaya gelmiş olabiliriz. Fakat en kötü geride kaldı, diyebiliriz. En kötü noktalar, bunlar. Bundan sonra ekonomi yavaş yavaş kafayı yukarı kaldıracak. Vatandaşlarımız sakin olsun. Herkes elindeki birikimini tutmaya, tabiri caizse suyun üzerinde kalmaya çalışsın. Bir süre sonra daha güzel günler her beraber göreceğiz.”