CGTN / Stephen Ndegwa

2021 Dünya Yapay Zekâ Konferansı’nın (WAIC) Shanghai’da toplanması Çin’in 2030’da önde gelen yapay zekâ (AI) merkezi haline gelme hedefine çok uyuyor. Zaten Çin, 9 Temmuz’da euronews.com’da yayınlanan bir makaleye göre, “tıbbi tedaviyi iyileştirecek, doktorların serbest zamanını artıracak ve yaşlı nüfusların sağlık sistemleri getirdiği baskıyı hafifletecek bir fırsat olan” AI tıbbi yenilikler alanında Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) geride bıraktı.

Çevrim içi iş danışma şirketi iResearch, Çin’in AI sağlık piyasasının 2022’de 10,7 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini, bunun 2018’de bu alandaki gelirlerin üç katı olduğunu belirtiyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 Eylül’ünde çevrim içi olarak yapılan yıllık Sürdürülebilir Kalkınma Etkisi Zirvesi’ne göre AI sistemleri, iklim değişikliği, Covid-19 ve dünya açlığı dahil insanlığın karşısındaki en büyük zorluklarla mücadelede faydalı. İlginç bir şekilde, Covid-19 salgını dünyanın AI’nın potansiyelini kavramasını ve AI anlayışının güçlenmesine neden oldu.

AI uzay çağının doğuşu ile birlikte daha hayati bir konuma yükselecek. İnsansız uzay gemileri ve roketleri şimdiki sınırların çok ötesine göndermek ve insanlar gibi yaşayan robotlara sahip olmak, bilgileri depolayıp dünyaya incelenmek üzere geri göndermek mümkün olacak. Bu bilgiyle ne yapacağımız ise tamamen ayrı bir konu!

Teknoloji kurtları hariç, AI halen ya da hatta uygun biçimde anlaşılmış değil. Çok az insan AI’nın geleceği için anlamına bireysel ve kolektif olarak hazır. Bu talihsizlik çünkü AI doğası gereği, taklit etmiyorsa bile insan doğasını ve hareketlerine rakip bir program. Fiiliyatta, AI bir insanın zihninin makine formunda yeniden yaratılması.

Hayat üzerine bu kadar geniş kapsamlı sonuçları olan AI hakkında cehalet bir seçenek değil. Gelecek birkaç on yılda, AI, sağlık, eğitim ve ulaşımdan tüketim, eğlence ve hatta spiritüalizme kadar, dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun gündelik yaşamının bir gerçeği haline gelecek. Aslında Shanghai konferansı küresel değişim ve iş birliğini desteklemeyi ve insanlığın ortak refahını artırmayı amaçlıyordu.

ROBOTLAR HİZMET SANAYİSİNDE BAZI SEKTÖRLERDE KULLANILIYOR

AI’nın teknolojinin yeryüzünde şu anda yaşayan 7,7 milyar insan ve gelecek kuşaklar için hayatı daha kolaylaştırmak ve daha uygun hale nasıl getirileceği ile ilgili olmalı. Bu 11 Temmuz’da, dünya Nüfus Günü’nde ortaya çıkan ilgili bir konu. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, dünya nüfusunun yüzde 66 kadarının 2050(de kentlerde yaşayacağı tahmin ediliyor ve temel hizmetlere aşırı ihtiyaç duyacak.

Bu ihtiyaçları başarılı biçimde karşılamak mümkün olan en çok sayıda insan için ilgili zorlukları başarıyla ilgilenmek için ek zekâ gerektirecek. Güvenlik, AI’nın suçların engellenmesi, mücadele edilmesi ve çözülmesine yardım etmesiyle birlikte, yüksek öneme sahip bir alan. Eleştirenlere göre bu kolaylığın diğer yönü, sadece kamu alanlarında sürekli izlemekle değil, aynı zamanda kişisel sayısal aletlerin kullanılması yoluyla da insanların mahremiyetinin yok edilmesi.

AI’nın, giderek insan emeğinin yerini alarak ve böylece eğer milyarlar değilse de milyonların geçim şartlarını ellerinden alarak olumsuz bir güç haline geleceği ile ilgili yaygın korkular da var. Robotlar hizmet sanayisinin birkaç sektöründe kullanılmaya başlandı ve “aşırı” işçilerin işten atılmasına yol açtı.

Bu korkuların bazıları geçerli korkular olduğu için, AI’yı savunanların bunları gidermesi ve açıkça bu teknolojileri hayatlarımızın her alanında kullanmanın maliyet açısından faydalarını belirtmeleri gerekir. Ayrıca, makinelerin hayatı kendi kontrollerine almakta olduğu ve insan ırkını mahvettiği inancı gibi, makinelerle ilgili mitleri çürütmeleri de gerekiyor. Böyle bir geleceği anlatan birkaç Hollywood filmi var. İronik olarak, bu filmlerin senaryolarına göre, AI’nın kötü karakterini yenmek ve normal hayatı yeniden kurmak insan zekasını gerektiriyor.

AI normal bir şey haline geldikçe, her saniye işlenmesi gereken muazzam miktardaki veri nedeniyle veri analizi ve hizmetleri korumayı zorlaştıracak. Bu AI hizmetlerinin etkin biçimde işlemesi için gereken yatırım miktarının ürkütücü olacağı anlamına geliyor. Bu da gelişmekte olan dünyanın mevcut öncelikleri zaten çok bunaltıcı olduğu için, gelişmiş ve gelişmekte olan dünya arasındaki sayısal farkı daha da artıracak.

Sonunda, AI’ye doğru hareket etmek aynı zamanda kültürel bir paradigma değişimini, davranış değişimini ve kullanımının sınırları ile ilgili etik standartların belirlenmesini ve AI kullanımının ya da kötüye kullanımının kurbanlarının adalete ulaşmak için başvuracağı yolların belirlenmesini gerektirecek.