CGTN / Stephen Ndegwa

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Wuhan laboratuvarı komplo teorisine odaklanan Covid-19’in kökeni ile ilgili ikinci bir araştırma yapmayı planladığı habere gündeme bomba gibi düştü.

DSÖ’nün geçen hafta perşembe günkü beklenmedik açıklamasında Wuhan Viroloji Enstitüsü’nün (WIV) bazı çalışanlarının Covid-19’un ilk belgelenen vakalarından önce Aralık 2019’da bir viral hastalık geçirdikleri ile ilgili ipuçlarını takip edeceğini belirtmesi, sadece araştırmanın hedeflerini değil, küresel bilimsel dünyayı da şaşkınlığa düşürdü.

Yanıt olarak, Çin Ulusal Biyogüvenlik LaboratuvarıDdirektörü ve WIV profesörü olan Yuan Zhiming, geçen hafta perşembe günü basına yaptığı açıklamada Wuhan Viroloji Enstitüsü’nde hiçbir çalışan ya da öğrencinin koronavirüse yakalanmadığını ve 2018’de çalışmaya başladığından bu yana Wuhan’ın P4 laboratuvarından hiçbir hastalık mikrobu sızmadığını ya da insanların hasta olmadığını söyledi.

DSÖ martın sonunda 120 sayfalık kesin bir rapor yayınladığı ve bu raporda koronavirüsün en muhtemel kaynağının bir hayvan faktörü olduğunu, virüsün henüz belirlenemeyen yollardan hayvanlardan insanlara sıçradığını belirtti. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus yaptığı bir acıkmamada halen daha fazla bilimsel araştırma yapılması gerektiğini belirtse de bu temel olarak herhangi bir yeni araştırmanın hayvandan insana geçiş yolları üzerinde odaklanacağı şeklinde anlaşıldı.

Medyada çıkan haberlerden, önerilen ikinci araştırmanın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Yediler Grubu (G7) zengin ülkelerinden oluşan Batılı müttefiklerinin baskılarının sonucu olduğu çok açık. ABD Başkanı Joe Biden, ülkenin istihbarat örgütlerine Wuhan laboratuvarı sızıntısını araştırma çabalarını “ikiye katlamalarını” emrederek, Wuhan laboratuvarı teorisini selefi Donald Trump’ın bıraktığı yerden devraldı.

Birkaç hafta sonra, G7 liderleri, koronavirüsün kökenlerinin “zamanında”, “şeffaf” ve uzmanların yönetiminde” araştırılmasını isteyen ortak bir bildiri yayımladı. Ama düğüm noktası araştırmanın Çin’i de içermesi gerektiğiydi. Bu iki örnek DSÖ’nün nereden geldiğine dair ipuçları.

BIDEN “WUHAN LABORATUVARI” TEORİSİNİ SELEFİ TRUMP’TAN DEVRALDI

Pekâlâ ABD, DSÖ’nü tam finanse etmeye başladığı için havuç ve sopa stratejisi işe yarıyor görünüyor. Trump’ın küresel kurumdan çekilmesinin kurumun operasyonlarını etkileyen büyük finans açığı yarattığı inkâr edilemezken, örgütün bu şansı herkese geniş bir yelpazede hizmet etme misyonu ile tarafsız bir örgüt olarak yeniden kurmak için kullanması gerekirdi.

Aslında DSÖ’nün ikiyüzlülüğü görevi için, özellikle mevcut salgını sona erdirmeye yardım etme konusunda, iyiye işaret değil. Bu DSÖ’nün “parayı veren düdüğü çalar” ilkesini izlemesi anlamına geliyor. Örgüt Amerika’nın olmadığı dönemde dengeliydi. Trump’ın zorbalıklarına direndi ve kandırılamayacağını gösterdi ama söylemekle olmaz. Şu anda, ABD’nin bilime bağlı kalınması çağrısının aksine kendi istediğini yapmaya kararlı olduğu için, sahne gerisinde ne tür baskı ve usta manipülasyonların yapıldığını kimse söyleyemez.

Yine de Çin’in ikinci araştırmayı reddetmesi bir suç ortaklığı ya da suçluluk olarak yanlış anlaşılmamalıdır. Bu aylarca salgının kökenini anlamak için titizlikle çalışan uzmanların zekâsına bir hakarettir. Bu salgın nedeniyle doğayı suçlayan seçkin doktorlar ve bilim insanları ekibinin ya yetersiz ya da önceden belirlenmiş bir sonuca varmak için anlaştıklarını ima ediyor. Ayrıca, Çin, yüzyıllar boyunca terslikleri yönetme ve aşma konusunda uzun tecrübesinden kaynaklanan etkin felaket politikası nedeniyle cezalandırılmamalıdır. Ülke tehlikeyi önceden fark edip ihtiyatlı davranmaya karar verirken, ABD ve müttefikleri, trajik boyutlarda tehlikeye işaret eden bir virüsün tespit edildiği uyarıları karşısında uyuşuk bir tutum takındılar.

Önerilen araştırma ayrıca kıskançlıklarından kaynaklanan, uluslararası işlere müdahaleyi amaçlayan ağır bir kin dozu da içeriyor. Bu kurbanın savunulamaz nedenlerle suçlandığı bir davadır. Bu ayrıca Çin’in toplumsal ve ekonomik göstergelerinin düzenli biçimde yükselirken, aleyhinde konuşanların göstergelerinin salgın nedeniyle ya durgun ya da batmakta olması nedeniyle bir savunma mekanizması.

Ama göz boyama ve yanıltma, ABD ile müttefiklerinin ifşa edildikleri gerçeğini değiştirmeyecek. Sürekli ahkâm kesmelerinin gizlediği içkin zayıflıkları ve çelişkileri, şimdi apaçık ortada. Günah keçisi aramak ya da boşa kürek çekmek yerine hatalarını itiraf edip kaynaklarını bütün insanlığın yararına harcamaları daha iyi olur. Salgının zengin ve güçlülere, bahtsızlara karşı biraz empati yapmayı öğreteceği sanılmıştı. Aksine, “şeyler ne kadar değişirse değişsin, aynı kalır” durumuna tanık oluyoruz.