Orta Doğu’da ve Doğu Akdeniz’de son yıllarda yaşanan tüm sorunlarda, diğer sebepler yanında, enerji rekabeti de öne çıkıyor. Gerek Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak ve Suriye’ye yönelik saldırıları, gerek Doğu Akdeniz’de yeni enerji kaynaklarının keşfi, gerek bölgede artan gerilim, enerji kaynak ve güzergâhları üzerindeki keskin rekabetle yakından ilgili. Konuyu açalım…

Bilindiği üzere, ABD uzun yıllardır Orta Doğu’da bir Kürt devleti kurmaya çalışıyor. Kuracağı Kürt devletinin, Doğu Akdeniz’e sahildar olmasını istiyor. Bölgedeki 4 ülkenin (Irak, Suriye, İran, Türkiye) bölünmesiyle kuracağı bu devlet, Basra Körfezi’nden Akdeniz’in doğusuna uzanacak enerji koridorunda ABD nam ve hesabına bekçilik yapacak. Bu sayede, şunları amaçlıyor ABD.

Birincisi, bölgede etnik ve dinsel temelli büyük bir kavganın fitilini ateşleyecek. Bölge devletleri, komşu milletler arasına yeni husumet tohumları ekilecek.

İkincisi, İsrail’in güvenliği daha çok tahkim edilecek. ABD güdümlü Kürt devleti, aynı zamanda İsrail’in de güdümünde olacak.

Üçüncüsü, Akdeniz’e uzanan enerji koridoru, Rusya’nın enerji ihracatçısı olarak iddiasını kıracak. Rusya’nın enerji kaynaklarına karşı ciddi bir seçenek oluşturacak. Rus doğal gazının büyük müşterisi olan Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltacak. Bu sayede Rusya büyük bir gelirden mahrum kalacak. Ekonomik sorunları artacak. Avrupa’nın siyaseti ve diplomasisi üzerindeki Rus etkisi kırılacak.

Dördüncüsü, Orta Doğu enerji kaynaklarının en büyük müşterisi olan Çin’in enerji tedariki kesintiye uğrayacak.

Beşincisi, İran’ın enerji ihracı zora girecek. Ekonomisi daha da zayıflayacak. Ülkedeki toplumsal ve siyasal huzursuzluk artacak.

ASLINDA TEK BİR CEPHE VAR

Bu sayede, ABD’nin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki nüfuzu pekişecek. Enerji kaynak ve nakil hatları üzerinde etkisi daha da artacak. O yüzden son yıllarda Arap Baharı, devamında Suriye ve Libya’daki iç savaş, Doğu Akdeniz’deki rekabet, İran’a yönelik baskılar, yakın zamana dek Katar ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkeleri arasında yaşanan gerginlik, Mısır’ın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle yakınlaşması, Körfez ülkelerinin İsrail’le normalleşen ilişkileri, Kıbrıs’ta yaşanan hareketlilik, Lübnan’daki gelişmeler, Mısır’da yaşananlar hep bu enerji denklemiyle yakından ilişkili. Tüm bunları tek bir cephe, bir bütünün parçaları, aynı paket programın ayakları olarak görmek şart.

Mısır ve İsrail açıklarında, Kıbrıs adası çevresinde bulunan enerji rezervleri, iştahını kabartıyor ABD ve Avrupa’nın. İkisi de, Arap ülkelerinin dayanışma içinde olmadığını biliyorlar. Suriye’ye, İran’a karşı, Batıyla ve İsrail’le hareket ettiklerini görüyorlar.

Kısacası, jeopolitik gelişmeleri, enerji rekabetiyle birlikte yorumlamak gerekiyor.

Barış Doster