Dijitalleşme hayatlarımızı kolaylaştırdığı gibi zorlaştırabiliyor. Uzmanlar, yalan haber ve yanlış bilginin arttığı günümüzde bilinçli üretim ve tüketim alışkanlıkları edinmemiz gerektiği konusunda uyarıyorlar.

Dijital teknolojilerin yaşantımızı önemli ölçüde değiştirdiği günümüzde iletişim biçimleri de hızla değişiyor. Ansiklopedilerin yerini, arama motorlarının, basılı gazetelerin yerini, internet sitelerinin, radyoların yerini uygulamaların aldığı günümüzde her şeye kolayca ulaşabiliyoruz. Bilgiyi ulaştığımız, haberlere baktığımız, kitap okuduğumuz, müzik dinlediğimiz, alışveriş yaptığımız hatta sosyalleştiğimiz yer artık internet. Raporlara göre, Türkiye’de insanlar günlük yaklaşık 8 saatini internette geçiriyor. Sosyal medyada geçirdiğimiz süre ise 3 saate yakın. Tüm bu sürelerde gereğinden fazla bilgiyi de beraberinde getiriyor. Hatta bazen yanlış bilgiyi. İşte her şeyin dijitalinin olduğu bu yeni dünyamızda bu dijital araçları doğru kullanabilmekte bir mesele. Uzmanlar bilinçli üretim ve tüketim alışkanlıkları edinmemiz gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Burada da devreye “Dijital okuryazarlık” giriyor. CRI Türk’te İlkay Akkaya’nın hazırlayıp sunduğu “Yakın Gelecek” programında da “Dijital Okuryazarlığın ne olduğu, neden gerekli olduğu” ele alındı.

“ÜRETİM VE EMEK DİJİTALLEŞİYOR”

Bütün toplumsal pratiklerimizin dijitalleşmeyle birlikte değiştiğine dikkat çeken Yozgat Bozok Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Şafak Etike, dijital okuryazar olmanın da giderek daha önemli hale geldiğini belirtti.

Etike, şöyle konuştu:

“Özellikle pandemi ile uzaktan eğitim, uzaktan alışveriş ve daha birçok olanarla internet hayatımızın daha da büyük bir parçası haline geldi. Sadece alışveriş veya eğitim hayatımızı sürdürmüyoruz, haberleri takip ediyoruz, bilgiye oradan ulaşıyoruz. Dolayısıyla dijital ortam, internet ortamı ve bütün dijital teknolojiler hayatımızın merkezine oturdu. Toplumsal yaşamın her alanında yeni teknolojilere ilişkin bilgi ve becerileri edinmeyi kendimize gerekli görmeye başladık. İş biçimleri ve üretim biçimleri de değişti. Bilginin sadece tüketimi, dolaşımı değil, onun üretilmesi de bilgisayar ve internet teknolojisiyle dönüştü. Bütün endüstrilerde, bütün meslek gruplarında ve çalışma pratiklerimizde köklü biçimde dönüşüyor. Üretim ve emek dijitalleşiyor. Bilginin üretimi ve bizim emek süreçlerimizde dijitalleşiyor. Bütün toplumsal pratiklerimiz dijitalleşmeyle birlikte değişiyor, dönüşüyor. Arkadaşlıklar değişip dönüşüyor. Facebook, Instagram yani sosyal medya üzerinden ilişki kurma biçimlerimiz değişiyor. Dolayısıyla bizim bu dijital ortamı anlamamız, bilmemiz, kavramamız, onun gerekliliklerini yerine getirebilmemiz oradan manipüle edilmememiz, yani bilgiyi doğru bir şekilde anlamamız kısacası dijital okuryazar olmamız önemli hale geliyor.”

ELEŞTİREL YAKLAŞIM ŞART

Etike, okuryazarlık kavramının 1950’lerde ilk ortaya çıktığı zaman okuyup anlayabilen, yazabilen kişileri tanımlamak için kullanıldığını hatırlatarak toplumlardaki yaşam biçimleri, iş görme, ilişki kurma biçimlerindeki değişimler nedeniyle okuryazarlık kavramının da değiştiğini belirtti ve şöyle devam etti:

“Dijital okuryazarlığın ne olduğuna gelecek olursak; iki farklı dijital okur yazarlık kavramsallaştırması var. Bunlardan bir tanesi ana akım yani teknolojinin işlevsel yönüne, toplum içinde nasıl bir işlevi olduğuna, toplumu ilerlettiğine ilişkin ön kabulleri olan, işlevsel yönüne vurgu yapan yaklaşım. Diğer tarafta toplumu nasıl dönüştürdüğünü, ne amaçla üretildiğini sorgulayan eleştirel bir yaklaşım var. İşlevsel olarak kabul eden ana akım sadece dijital beceriler üzerinde duruyor. Eleştirel yaklaşım ise onun içine gömülü olduğu bu çelişkiler bakıyor. Bu teknoloji neden üretiliyor? Hangi amaçla? Nasıl kullanılıyor? Bizi manipüle etmek için kullanılıyor mu? Ya da bizim mahrem bilgilerimiz ekonomik, askeri ya da başka nedenlerle ilgili toplanıyor mu? Bunları sorgulayan bir yaklaşım. Dolayısıyla dijital teknolojilerin bu boyutlarını da sorgulamayı gerektiren bir donanıma, bilgi birikimine sahip olması gerektiğini ifade eder.”

Dijital okuryazarlık ile gelen eleştirel bakışın dijital teknolojilerin bize sunduğu olanaklar kadar sınırlandırıcı yönleri olduğunu da kabul edip bunları görmeyi sağladığını vurgulayan Etike, dijital okuryazarın sahip olması gereken özellikleri sıraladı:

“Veri gözetimi, mahremiyet sorunları, hükümetlerin iletişimi kontrol etme çabalarını incelemeli. Bu teknolojilerin nerede, nasıl, hangi amaçlarla üretildiği, bizim karşımıza neden geldiği, bizim onu nasıl kullandığımız, nasıl denetlendiğine ilişkin bir perspektife sahip olmalı bir dijital okuryazar. Eleştirel anlamda dijital okuryazarlık yalnızca internette karşılaştığı içeriği değerlendirmek ya da teknik yeterliliklere sahip olmak değil aynı zamanda internetin üretim ve tüketim süreçlerinde nasıl var olduğu. Demokratikleştirme potansiyeli nedir? Sınırlılıkları nedir? Tüm yaş gruplarında insanları yanlış bilgiden nasıl koruyabiliriz? Sosyal katılımı nasıl destekleyebiliriz. Politik olarak toplumun tamamının katılımını nasıl oluşturabiliriz? Hem bu sosyal meseleler üzerine bizim eleştirel düşünmemizi sağlarken hem de internete ve teknolojilere ulaşımdaki eşitsizlikleri nasıl ortadan kaldırılabileceğine yönelik bir perspektifte ortaya koyar.”