İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neslihan Özdelice, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Özdelice, son aylarda Marmara Denizi’nin tamamına yayılan deniz salyaları (müsilaj) ile ilgili değerlendirmede bulundu.

Deniz salyasının doğadaki canlıların olumsuz ortama verdiği bir yanıt olduğunu ifade eden Prof. Dr. Neslihan Özdelice, denizlerdeki fitoplanktonun dış ortama protein, karbonhidrat ve yağ salgılamasıyla deniz salyasının meydana geldiğini belirtti.

“DENİZ SALYASININ YAZ DÖNEMİNDE AZALMASI BEKLENİR”

Fitoplanktonun ortamda artan ağır metaller ve diğer çevreyi kirletici maddelere karşı bu yanıtı verdiğini kaydeden Özdelice’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Deniz salyasının normal şartlarda oluşumunda bir zarar yok hatta bunlar gıda olarak da kullanılıyor, tekstilde de kullanılıyor. Müsilajlı yapının içinde şu an ağır metal birikimi daha da fazlalaşıyor o zaman tehlikeli olabiliyor. İlk etapta temiz bir ortamda bir canlının müsilaj salma aşamasında zararı pek mümkün değil. Ama epey bir süredir Marmara Denizi’nde devam ediyor o yüzden şu an bu yapının içinde bakteriler de vardır, ağır metaller de vardır.

Şu dönemde midye tüketimine dikkat etmek iyi olur. Çünkü henüz midyelerdeki ağır metal birikiminde ölçümlerin sonuçları gelmedi. Sonuçlarda halk sağlığını tehdit eden bir durum varsa zaten biz bunu basına hemen duyuracağız.

Normalde bu canlılar ilkbahar dönemi çoğalma yaparlar. Azot ve fosfor miktarı arttığı zaman ve ilkbahar döneminde ışığın da etkisiyle fotosentez yapmaya başlıyorlar ve sayıca da çoğalıyorlar. Bunların yaşam ömrü de çok az iki hafta içinde ölüyorlar. Müsilaj ilk defa bizde gözükmüyor. Bu oluşum her yerde bilinen bir yapı.

‘Genellikle azot fosfor yükü ne zaman azalır?’ Tarımsal alanlardan yaz dönemi azalır. Bu oluşumun da yaz dönemi hafiflemesi beklenir. Ama biz tarımsal alanlardan azot, fosfor yükü azalıyor, diye evsel atık sularımızı kontrolsüz şekilde denize vermeye devam edersek bu sorun hiçbir zaman bitmez.

“BİZİM NE KADAR VARSA DENİZDEKİ CANLILARIN DA YAŞAM HAKKI VAR”

Marmara bizim iç denizimiz. İki tane de boğazımız var. Yarı kapalı bir ortam Marmara Denizi ve kirleticilerden de çok çabuk etkilenen bir ortam var. Kirleticiler uzun süre bu denizde kalabiliyor. Tuna Nehri, Karadeniz’e kirlilik taşıyan bir unsur. Marmara’ya gelen yükün 10 kata kadar fazlası Tuna Nehri’nden geliyor. Karadeniz’e gelen etki de İstanbul Boğazı aracılığıyla Marmara’ya geliyor. Biz eğer Karadeniz’deki bir kanalla bu yapıyı değiştirirsek daha fazla miktarda yük girdirmiş olacağız. Siz doğal olarak Balkan ülkelerinin kirliliğini taşımak zorundasınız. Marmara Denizi bir çöp konteyneri midir? Bizim ne kadar varsa denizdeki canlıların da yaşam hakkı var, onlara da saygı göstermemiz gerekiyor.

“DOĞAL DENGEYİ BOZDUĞUMUZ AN DOĞA HEMEN CEVAP VERİYOR”

Ben şu anda hangi türlerin buna sebep olduğuyla ilgili bunların yüzde 80’ini biliyorum. Fakat şu aşamada bunu deklare etmek istemiyoruz. Yakın zamanda sonuçları basınla paylaşacağız. Eğer ağır metallerle ilgili halk sağlığını tehdit edecek bir sonuç elde edersek bunu bekletmeden lanse etmemiz gerekiyor.

Doğal dengeyi bozduğumuz an doğa hemen cevap veriyor.  Bakanlıklarımızdan ricam uzman ekiplerle bu işe devam etsinler. Bir kurumla çalışmaları gerekmiyor. Marmara çevresinde çok gelişmiş üniversiteler var. Bakanlık bir toplantı yapacak önlemlerle ilgili. Biz de bilim insanları olarak çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz.”