Kendisini demokratik dünyanın hamisi olarak sunmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğünde 9 ve 10 Aralık günlerinde sözde Global Demokrasi Zirvesi düzenlenecek. ABD dünyada demokraside görülen gerileyişin önüne geçmek için zirvenin düzenleneceğini savunsa da hakikat bambaşka: Son yıllarda Amerikan demokrasisi geriliyor ve ABD’nin dış müdahaleleri başka ülkelerdeki demokratik sistemlere büyük zarar veriyor. Dolayısıyla Sam Amca’nın imajının yerlerde sürünmeye başladığını söylemek yanlış olmaz.

ABD Başkanı Joe Biden, zirve sırasında 110 ülkenin lideriyle otoriterlikle ve yolsuzlukla mücadele ile insan haklarına saygı gösterilmesi gibi konuları ele alacaklarını açıkladı.

ABD’de son dönemde Covid-19 salgınında durum kötüleşiyor, enflasyon artıyor ve ekonomik resesyon yaşanıyor. Bunun yanı sıra, ABD ordusunun kısa süre önce Afganistan’dan geri çekilmesi de ülkenin uluslararası toplumdaki siyasi itibarını zedeledi. Peki, hem içeride hem de dışarıda büyük baskılarla karşı karşıya bulunan ABD yönetimi, niçin hiçbir somut sonuca ulaşamayacağı aşikâr bir zirveyle dünyayı oyalamak istiyor?

İlk olarak, yukarıda sıralanan olgular nedeniyle ABD Başkanı Joe Biden’e dönük halk desteği gözle görülür şekilde düştü. Quinnipiac Üniversitesi tarafından kısa süre önce açıklanan verilere göre, Biden’e destek oranı yüzde 36’ya inerken, Demokrat liderin iktidara gelmesinden bu yana en düşük seviyeye geriledi.

Dolayısıyla Biden, ABD vatandaşlarının dikkatini başka konulara yöneltmek ve kendisine yönelik güveni artırmak için Global Demokrasi Zirvesi’ni düzenlemeyi istiyor. Biden, zirve aracılığıyla ABD’lilere ülkesinin dünyadaki en önemli demokratik ülke olduğunu ve küresel liderliğinin sarsılamayacağı mesajını vermeyi arzuluyor.

Bu noktada akıllara şu soru geliyor: ABD’nin mevcut demokratik sistemi ileri bir sistem, başka ülkelerin ders alabileceği bir sistem sayılabilir mi? Elbette hayır!

ABD’deki ırkçılık sorunu son yıllarda daha da ciddileşti. ABD’de başlayan “Black lives matter” protestoları birçok Batı ülkesine yayıldı. Bu durum, birçok Batı ülkesindeki toplumsal çatışmaların yoğunlaştığının da bir işareti.

ABD’de bugün de sayısız “Floyd” nefes alamıyor, sayısız masum sivil silahlı saldırılarda öldürülüyor. Ancak ABD yönetimi bu vahim durumu düzeltmek için kılını dahi kıpırdatmıyor. Böyle bir demokrasi olabilir mi?

Diğer yandan, Demokratik Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasındaki ihtilaf da giderek şiddetleniyor. Amerikan sisteminde bir siyasi partinin en “ulvi” amacı diğer partinin çökmesini sağlamak. ABD halkı da siyasi partiler arasındaki çatışmalar nedeniyle git gide kamplaşıyor.

Halkın desteğini kazanamayan bir sisteme demokrasi denebilir mi? Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir anket, ABD’li gençlerin yüzde 52’sinin ülkede uygulanan demokratik sistemin başarısız olduğunu savunduğunu ortaya koydu. ABD’deki demokratik sistemin sağlıklı olduğunu savunanlar ise ankete katılanların yalnızca yüzde 7’sini oluşturdu.

ABD’li gençler, ülkede uygulanan sözde demokratik sistem için ikazda bulunuyor. Fakat, ABD’li siyasetçiler ülkede demokrasinin yaşadığı bu gerilemeden ders çıkarabilecek gibi görünmüyor.

İkinci olarak, ABD’nin nazarında, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından dünya genelinde demokrasi geriledi ve demokrasiyi kurtarma görevi yine kendisine düşüyor. Peki durum, gerçekten böyle mi?

The New York Times’in İsveç merkezli “V-Dem” kuruluşunun verilerine dayanarak yayımladığı haberde, 2010 yılından bu yana, İsrail, Suudi Arabistan ve Filipinler dâhil ABD’nin müttefiki ülkelerin, yine ABD’nin desteğiyle yargı bağımsızlığı ve seçimlerde adalet gibi alanlardaki performanslarının kötüleştiği ortaya koyuldu.

Örneğin, ABD’nin desteğini arkasına alan eski Filipinler Devlet Başkanı Benigno Aquino, Güney Çin Denizi konusunda Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi’ne tahkim için gitmiş, Huangyan Adası açıklarında Çin’le çatışmaya girmeyi göze almıştı. Aquino’nun yönetimi altındaki Filipinler’de, yolsuzluk ve yoksulluk artarken, uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaşmış, suç oranları yükselmişti. ABD yönetimi, bu durumda da Filipinler’e ekonomik ve askerî yardımını sürdürdü, hatta Aquino’yu vefatının ardından “demokrasi idolü” olarak adlandırdı.

Washington, Manila’ya Çin’le çatışması için koşulsuz destek sağladı. Ancak halk Aquino’ya desteğini kesti.

Aquino örneği, ABD’nin gözünde önemli olanın demokrasi olmadığını, Washington’un sözünden çıkıp çıkmamak olduğunu apaçık gösteriyor. ABD’ye göre, onun emirlerini dinleyen ülkeler “ileri demokrasiler” sayılabilir.

Diğer yandan, ABD, jeopolitik ve ekonomik çıkarları için demokrasi ve insan haklarını korumayı bahane ederek, diğer ülkelere askerî operasyonlar düzenledi.

Irak, Afganistan ve Suriye halkları ABD’nin yasa dışı işgallerinden büyük zarar gördü. Demokrasinin ve barışın onulmaz yaralar gördüğü ülkelerdeki sayısız sivil ABD’nin yalanlara dayalı savaşlarında can verdi veya yoksulluk içine düştü. ABD’deki savunma şirketleri bu savaşlardan dev kârlar elde etti. Bu mu demokrasi?

Demokrasiyi korumak için sözde Global Demokrasi Zirvesi’ni düzenleyeceklerini savunan ABD, dünyada demokrasinin gerilemesinin asıl müsebbibidir, Washington’un diğer ülkeleri suçlamak yerine evvela bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.