Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi, 9-10 Aralık günlerinde Global Demokrasi Zirvesi’ni düzenleyecek. ABD Başkanı Joe Biden, zirve için yoğun hazırlık yaparken, Reuters dâhil birçok Batılı basın organı zirveye katılım standartlarıyla ilgili şüpheleri gündeme taşıdı.

ABD merkezli medya kuruluşu Fort’ta Global Demokrasi Zirvesi ile ilgili yer alan değerlendirmede, “Yalnızca ABD’nin beğenisini kazanan ülkelerin demokrasi zirvesine katılması, yani katılım için hiçbir ahlaki standart koyulmaması durumunda, bu anlamsız bir zirve ve ABD için utanç verici bir zirve olacak.” ifadelerine yer verildi.

Batı medyasında dillendirilen şüpheler zirveye yoğun olarak hazırlanan Joe Biden’in hevesini kursağında bırakabilir. Öncelikle, demokrasinin nereden kaynaklandığına bakmalı. Demokrasi kelimesi, ilk olarak Antik Yunan’da ortaya çıktı. Demokrasi, halkın hakimiyeti anlamına geliyordu. 100 yıldan fazla geçmişe sahip Batılı demokrasi sistemi ise günümüzde birçok eksiklik ve sıkıntıyla karşı karşıya.

Demokratik ülkelerin başını çeken ABD’de, Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti arasındaki çatışma son yıllarda ciddileşti. İki parti için ABD’li vatandaşların çıkarları hiçbir önem taşımazken, mühim olan sadece karşı tarafın nasıl mağlup edileceği. Bu yüzden, ABD Kongresi’ndeki kavgalarından galip ayrılmak için büyük çaba harcayan iki parti, hastane koridorlarında yatan Covid-19 hastalarına ise hiçbir ilgi göstermedi.

Amerikan demokratik sistemi, ülkedeki siyasi çatışmalara, sosyal çalkantılara, milliyetçilik ve ırkçılığın yayılmasına, zengin ile yoksul arasındaki gelir uçurumunun kapatılması sorunlarına çözüm getiremiyor.

Bunun yanı sıra, ABD ordusunun Afganistan’dan çekilme süreci, tüm dünyaya başka ülkelere zorla demokrasi dayatmanın yanlış ve başarısız olduğunu bir kez daha gösterdi.

Peki ABD, içerideki ekonomik ve toplumsal sorunları çözmeye, dışarıda kendine dönük güven kaybını gidermeye çalışmak yerine niçin 100’den fazla ülkenin katılacağı, bir sonuca ulaşamayacağı en baştan aşikâr olan bir zirve düzenlemek istiyor?

ABD’nin niyetini ilk fark eden ülke Rusya oldu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, eylül ayında düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) toplantısında, ABD’nin Soğuk Savaş zihniyeti ışığında düzenleyeceği sözde demokrasi zirvesinin, bu ülkenin ideolojisini benimsemeyen ülkelere karşı açılan yeni bir “Haçlı Seferi” anlamına geldiğini belirtti.

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Le Yucheng, geçen ay CGTN’ye verdiği demeçte, “Demokrasi tüm insanlığın ortak bir değer yargısıdır; demokrasi, kimsenin mülkiyetinde değildir. Demokrasiyi koruma bahanesiyle ideolojik çelişkiler yaratma girişimleri, demokrasi kavramını çarpıtıyor ve kötü sonuçlar doğuracak.” ifadelerini kullandı.

Uluslararası İnsani ve Siyasi Araştırmalar Enstitüsü uzmanlarından Vladimir Bruter, “ABD, demokrasinin ilkelerini belirleme hakkına sahip olduğunu zannediyor. Örneğin, ABD’ye göre Suudi Arabistan demokratik bir ülke, ancak İran’ın siyasi sistemi demokratik değil. Bu yüzden, sadece ABD’ye sadık ülkeler demokrasi zirvesine katılabiliyor. Yani demokrasiyle hiçbir alakası bulunmayan bu demokrasi zirvesi, ABD’nin jeopolitik çıkarlar elde etmek için kullanacağı bir araç olacak.” diye konuştu.

ABD, uluslararası ilişkilerin işleyişinde de hiçbir zaman demokratik ilkeleri dikkate almıyor. Avustralya’nın ABD’den aldığı destekle Fransa ile yaptığı denizaltı satış sözleşmesini iptal etmesi, ABD ve İngiltere ile nükleer denizaltı inşa etme konusunda anlaşması buna bir örnek. ABD, demokratik bir ülke olan Fransa’yı da böylelikle sırtından vurdu.

ABD’nin gözünde Türkiye, halkı Müslüman ülkeler arasında laiklik ve demokrasi açılarından en iyi örnek sergileyen ülke. Ancak, son yıllarda Türkiye’nin dış politika ve savunma alanlarında ABD’yle ihtilaflar yaşaması nedeniyle Washington yönetimi Türkiye’ye yaptırımlar uyguladı.

Askerî operasyonlar yoluyla başka ülkelere demokratik değerler dayatma çabalarında başarısız olan ABD, yumuşak gücünü kullanarak demokrasi zirvesi aracılığıyla yeniden bir Soğuk Savaş başlatmak istiyor. Ancak zirvenin, ABD’deki mevcut ekonomik ve toplumsal sorunların çözülmesine yarar sağlayamayacağı çok açık.

Salgındaki durumun kötüleşmesi, artan enflasyon, ırkçılık ve bireysel silahlanma sorunlarının kötüye gitmesi gibi sorunlar zirvenin ardından da Joe Biden’in yakasını bırakmayacak.