Zhang Yimou'nun “suç filmini” beklerken...

Zhang Yimou'nun “suç filmini” beklerken...

Geçen hafta Çin basınında yer alan haberlerde, Zhang Yimou'nun 2019'da tamamladığı son filmi "Işık Altında"nın  (Jian Ru Pan Shi) içinde bulunduğumuz 2020 yılında gösterime gireceği ve ünlü yönetmenin salgın nedeniyle yaklaşık üç ay ara verdiği yeni projesi "Impasse"  için çalışmaya kaldığı yerden devam edeceği belirtiliyordu.

Salgının yarattığı şoktan kurtulmuş görünen Çin sinema ve dizi sektörünün zorunlu olarak verilen arayı kapamak, önümüzdeki sonbahar aylarındaki gerek ulusal gerekse uluslararası film festivallerine hazırlanmak için kolları sıvadığı söylenebilir. "Işık Altında" ise gerek Çinli gerekse yabancı sinemaseverler için heyecanla karışık merak konusu niteliğinde, çünkü Zhang Yimou'nun ilk kez kent atmosferinde geçen suç serüveni ve yolsuzlukla mücadele öyküsü anlattığı, Çin sinemasında örneklerine çok da rastlanmayan "kara film" türünün bir örneğini ortaya koyduğu söyleniyor. Fragmanı dolaşıma çıkan film, yasa dışı işlere bulaşmış farklı kuşaklardan insanların kesişen öyküleri üzerine kurulu. Diao Yinan'ın 2014'te "İnce Buz Kara Kömür" ve 2019'da "Güney İstasyonunda Randevu" ile hayli ilginç örneklerine imza attığı bu türe Zhang Yimou tarafından ayrı bir dinamizm kazandırılması elbette ki sürpriz sayılmayacak.

KÜÇÜK KIRMIZI KURDELE

Çinli yazar ve sinemacıların uzun yıllar boyunca, biraz da sosyalist kültürdeki "suç-suçlu" kavramlarının karmaşık yapısı ve Batı'dakinden farklı bir algıya dayanmasından dolayı el atmadıkları "polisiye"nin gözle görülür hareketlilik kazanması, neresinden bakılsa sevindirici. Ama söylemeliyim ki "Çin, suç, iş dünyası, uluslararası ilişkiler, yakın tarih, polisiye" vb. denilince benim aklıma gelen ilk eser,  İskandinav  (ya da Kuzey) polisiyesinin önde gelen yaratıcılarından İsveçli yazar Henning Mankell'in (1948-2015) bir solukta okuduğum, şaşırtıcı bir tarihsel derinliğe sahip bulunan romanı "Pekin'den Gelen Adam" oluyor.

Yalnızca polisiye değil, politik roman kategorisinin de başarılı bir örneği olan "Pekin'den Gelen Adam", daha kapağındaki "İntikam için bazen bir ömür yetmez" spotundan başlayarak geniş bir zaman dilimine yayılacağını belli eden bir roman. 2006'nın karlı buzlu bir gecesinde İsveç'in küçük dağ köyünde gerçekleşen toplu katliamı anlatarak okuru kan dondurucu atmosfere sokan, köyün dışında bulunan küçük kırmızı kurdelenin izini sürerek yıllar öncesine dönen Mankell, ABD'nin vahşi tarihine ve günümüz Çin'inin gerçeklerine dek uzanıyor.

OMLET VE KIRIK YUMURTALAR

Zeynep Heyzen Ateş'in çevirisiyle 2012'de Altın Kitaplar tarafından yayımlanan 510 sayfalık roman, beylik deyimle hem sürükleyici hem düşündürücü. Mankell, uluslararası meselelere tarihi perspektiften bakabilmenin, örneğin Mao Zedung'un da Deng Xiaoping'in de modern Çin için ne anlam taşıdıklarını politik derinlik ve olgunlukla aktarabilmenin, tüm bunları yaparken de gerilimi hiç düşürmemenin dört dörtlük bir örneğini vermiş tam anlamıyla.

"Çin'i Batı'nın bakış açısıyla değerlendiremeyiz. Ne düşünürsek düşünelim, oradaki gelişmelere saygı duymalıyız. Çin'de yaşananların geleceğimizi etkilemeyeceğini, günümüzde ancak bir budala düşünebilir. Eğer küçük çocuklarım olsaydı, Çince öğrenmeleri için onlara Çinli bir dadı tutardım." (s.439) diyen ve omlet yapmak isteyenin mutlaka birkaç yumurta kırması gerektiğini ifade eden karakterleriyle "Pekin'den Gelen Adam", hem Çin'i tanımak ve dinamiklerini kavramak hem de polisiye gizem çözmek isteyenler için çok şey barındırıyor.

Romanın 2011'de İsveç-Almanya ortak yapımı üç saatlik bir televizyon filmine dönüştürüldüğünü ama çok başarılı bulunmadığını belirteyim. Zhang Yimou'nun bu romanı okuyup okumadığını bilmiyorum ama "Pekin'den Gelen Adam"ın onun elinde gerçek bir sinema şölenine dönüşebileceğine adım gibi eminim. Zhang Yimou "suç filmi" de çekmeye başlamışken, neden olmasın! 

Tunca Arslan