Türkiye'nin tarihi kararı ve Arap Birliği'nin tarihi ziyareti

Türkiye'nin tarihi kararı ve Arap Birliği'nin tarihi ziyareti

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, bu yılın ocak ayı başındaki Mısır ziyaretinde Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebu Gayt ile gerçekleştirdiği görüşmede bir de davette bulunmuştu. Birliğin başta Xinjiang sorunu olmak üzere uluslararası konularda Çin'e verdiği destekten ötürü teşekkür eden Wang, çeşitli ülkelerden Arap yetkilileri Xinjiang'a davet etmiş, terör ve aşırı dincilikle mücadelede kaydedilen başarıları, bölgedeki inanç özgürlüğü, istikrar ve halkın refahı için atılan adımları yerinde görmelerini talep etmişti. O görüşmede Gayt da Çin'in Xinjiang sorunuyla ilgili tutumunu desteklediklerini ve yabancı ülkelerin Çin'in içişlerine müdahale etmesine karşı çıktıklarını tekrarlamıştı.

Wang Yi'nin daveti geçen hafta karşılık gördü ve 20 Arap ülkesinin elçileri ile Arap Birliği'nin Çin'deki temsilcilerinden oluşan heyet 19-22 Ekim tarihleri arasında Xinjiang'a giderek incelemelerde bulundu. Xinjiang-Uygur Özerk Bölgesi Başkanı Şöhret Zakir'le görüştükten sonra bölgedeki işletmeleri, okulları, İslam Enstitüsü'nü ve camileri ziyaret eden, halkla yüz yüze temaslarda bulunan Arap diplomatlar, Xinjiang'daki etnik gruplar arasındaki eşitlik, toplumsal dayanışma, halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve ekonomik kalkınma konusunda doğrudan bilgi edindiklerini vurguladılar.

KARARLI, SABIRLI, İKNA EDİCİ POLİTİKA

İslam ülkeleriyle öteden beri iyi ilişkiler kuran ve çeşitli iş birliği alanlarını giderek genişleten Çin'in, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin bin bir yalana dayalı propaganda faaliyetleriyle kışkırttığı "Doğu Türkistan" bölücülüğü konusunda kararlı, sabırlı ve ikna edici bir uluslararası politika izlemesi dikkat çekici. Aynı akılcı politikanın, Xinjiang-Uygur sorunuyla ilgili olarak tarih boyunca ve kısa süre öncesine kadar çeşitli sorunlar, hatta ciddi krizler yaşadığı Türkiye'yle ilişkiler açısından da geçerli olduğu söylenebilir.

Anımsayalım: 17 Haziran'da ABD Başkanı Trump, "Uygurlara baskı uygulandığı" gerekçesiyle Çin'e yaptırım uygulanmasını içeren yasa tasarısını onayladı. Bir ay bile geçmeden, 10 Temmuz'da Trump'ın sesi bu kez Ankara'da yankılandı; CHP, İyi Parti ve HDP grupları TBMM'de "Uygur Türklerinin karşılaştığı baskıların araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması" konulu bir soru önergesi verdi.  Önergenin, iktidar bloğunu oluşturan AKP ve MHP'nin oylarıyla reddedilmesi, Türkiye-Çin ilişkileri açısından olduğu kadar, Türkiye'nin ABD ve Batı'yla ilişkileri açısından da tarihi dönüm noktası niteliğindeydi. Söz alan AKP ve MHP milletvekillerinin, Uygur sorunu üzerinden emperyalizmin provokasyonlarına dikkat çekmesi, "emperyalizmin bayraklarıyla hak aramanın mümkün olmadığının" dile getirilmesi, devlet aklının devreye ve Türkiye-Çin ilişkilerinde yeni bir döneme girildiğinin göstergesiydi. Açıkça söylemek gerekirse, geçen 10 Temmuz'da Türkiye'nin çok uzun yıllara dayanan Uygur politikasında köklü bir kırılma ve dönüşüm gerçekleşti.

"TÜRK" VE "İSLAM" SORUNU DEĞİL

19. yüzyılın ortalarında belirginleşerek yaygınlaşan, II. Abdülhamit tarafından desteklenerek Çin'deki Qing Hanedanlığı'nın sonlarına doğru Xinjiang bölgesinde de etkili olmaya başlayan Panislamizm-Pantürkizm akımlarının tarihsel sürekliliğine bakıldığında, söz konusu önergenin TBMM'de reddedilmesinin aslında Türkiye'nin yeni bir karar vermiş olduğu anlamına geldiği daha iyi görülecektir. Örneğin, Uygur bölgesinden zengin tüccarların, siyasi liderlerin ve din adamlarının heyet halinde 1913'te İstanbul'a giderek İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin lideri Talat Paşa'yla görüşmelerinin önemli sonuçlara yol açtığı biliniyor. Osmanlı'nın Xinjiang'a özel öğretmenler göndermesi, çeşitli eğitim kurumları ve okullar açılması kararlaştırıldı ve kısa süre içinde uygulandı. Dergiler yayımlandı. Osmanlı padişahının Xinjiang'daki Müslümanların da lideri olduğu kabul edildi. Bir dizi benzer gelişme daha akla getirildiğinde, üstelik bu faaliyetlerin tamamına yakınının o tarihte Çin'de nüfuz sahibi Almanya aracılığıyla yapıldığı düşünüldüğünde, bugün Türkiye'nin, Çin'in içişlerine karışmama ve emperyalizmin provokasyonlarına alet olmama konusunda karar verdiği açık bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Arap Birliği temsilcilerinin ziyaretiyle birlikte ele alındığında, ortaya çıkan tablo, Xinjiang'da bir "Türk" ve "İslam" sorunu yaşanmadığını, Çin'in sekiz ülkeyle sınır oluşturan en büyük idari bölgesinde emperyalizm destekli ayrılıkçılığa ve aşırıcılığa geçit olmadığını net biçimde gösteriyor. Pantürkizm ve Panislamizm hayalleri, günümüzün değişen dünya koşulları karşısında son bulmuştur.

Tunca Arslan

Daha fazla göster