Mosuo halkı ve Çin'de kadın özgürlüğü

Mosuo halkı ve Çin'de kadın özgürlüğü

"Asya'nın en büyük dağ göllerinden biri olan Lugu kıyısında bulunan Loshui'yi arıyorum. Orada, günümüzde ender olarak rastlanan anaerkil toplumların en bozulmamışı bulunuyor: Kadın Krallığı (…) Kadının boyunduruk altına alındığını düşünmek mi? Bu bölgede hayır. Evlenmek isteyen kadınlar? Yok. Babaya saygı duymak? Hangi babaya? (…) Mosuolar, gerçekten kadınların yönettiği, nüfusu yirmi beş bin olan bir topluluk. Feminist hareket için cennet sayılabilecek bir yer. Erkeğin sözde hiyerarşisi olmadan ve bu hiyerarşinin baskısı hissedilmeden nasıl yaşanabileceğine dair bir örnek. Burada, yapbozun parçaları başka bir şekilde yerleştirilmiş. Erkekler ve kadınlar, bizlerin her zaman alışkın olduğumuzdan farklı konumdalar. Kadınların her şeyi var ve erkeklerin en alt seviyede sahip olduğu imtiyazların çoğunu da onlara ancak kadınlar sağlayabiliyor. Farklı bir oyun şekli, cinsiyetlerin trajedi-dram-komedi oyunu için değişik bir senaryo."

Arjantinli gazeteci Ricardo Coller, 2010'da Türkçeye de çevrilen kitabı "Kadın Krallığı-Son Anaerkil Toplum"da (Nemesis Kitap, çev: Filiz Öztürk) Çin'in güneyindeki Yunnan eyaletinde yaşayan anaerkil Mosuo halkını anlatmaya yukarıdaki satırlarla başlıyor.

İYİ MİZAÇLI İNSANLAR

Kadınlar bütün ömürlerini tek bir erkekle geçirmek istemediği için evlilik denilen bir kurumun olmadığı, erkeklerin ast konumunda ve yetkisiz bulunduğu bir toplum Mosuolar. Erkekler mülkiyet sahibi olamıyor, yalnızca kadınlar için çalışabiliyorlar. Ailenin bütün mal varlığı ve yönetimi kadınlara emanet. Yasal olarak her türlü hak da kadınlarda; soyadı vermek, miras almak gibi haklar kadınlara ait. Kız çocukları el üstünde tutuluyor, çünkü soyun devamını onlar sağlıyor.

Avustralya'nın kuzeyindeki Bouganville adasında yaşayan Nagovisiler, Endonezya'da Sumatra'nın batısındaki Minangkabaular ya da Hindistan'ın kuzeydoğusunda Khasiler gibi, Mosuoların da misafirperverlikleri, kibarlıkları ve iyi huylu olmalarıyla tanındığını belirtiyor Coler ve şu vurguda bulunuyor: "Anaerkil toplumlarda eğer ortak bir nokta varsa o da üyelerinin her birinin iyi mizaçlı oluşudur."

Türkiye'de ne zaman bir kadın cinayeti işlense ya da bir kadın şiddete maruz kalsa, aklıma ister istemez Mosuolar geliyor. Bir an için, orada da erkeklere yönelik şiddet olup olmadığını düşünüyorum, Nagovisi ya da Khasi kadınlarının da öfke krizine kapılıp "Beni sen delirttin!" diye saldırıya geçip geçmediklerini merak ediyorum ama hemen Coler'in saptaması giriyor devreye: "Bunlar iyi mizaçlı, iyi huylu insanlardır."

Yani o küçük toplumlarda, Orhan Kemal'in "Tersine Dünya" romanındaki gibi kadın-erkek rollerinin olduğu gibi değiştirildiği, her şeyin zıttına dönüştüğü bir yaşam değil, neredeyse "ideal" denilebilecek ilişkiler söz konusu. Çocuklar, anne ile kıyasladıkları bir babaya sahip değiller, dolayısıyla ailede "baba baskısı" gibi bir şey yaşanmıyor ama "anne baskısı" da yaşanmıyor. Bir çocuğa en yakın erkek figürü, hiyerarşik etkisi bulunmayan "dayı"dan ibaret. Coler, anaerkil Mosuo toplumunda eşcinselliğe rastlanmadığını da not düşüyor.

KADINLARI SIRTTA TAŞIMAK

Anlayacağınız Çin'in bu bölgesinde kadınlar "göğün yarısından" çok daha fazlasını omuzlamış durumda ama amacım Mosuolar ya da benzer diğer topluluklar hakkında ayrıntılı bilgiler vermek değil. Merak edenler Coler'in kitabını okuyabilir, çeşitli kaynaklardan ciddi ve bilimsel bilgi edinebilirler…

Kendi adıma, yalnızca feminist hareket için değil, tüm insanlık için "cennet gibi" bir kadın-erkek eşitliği nasıl sağlanabilir, şiddet nasıl önlenebilir, kadın cinayetleri nasıl durdurulabilir, bunları merak ediyorum. Bizim ülkemizde de tıpkı Çin'in değişik kentlerinde sıkça tanık olduğum üzere, genç bir kız gecenin bir yarısı parkta hiç rahatsız edilmeden nasıl kitap okuyabilir, erkekler eşlerini, sevgililerini bir aşk belirtisi olarak sırtlarında nasıl taşıyabilir… Erkeğin kadın üzerindeki sözde hiyerarşisi nasıl yok edilebilir, iyi huylu, iyi mizaçlı nasıl olunabilir, farklı bir senaryo nasıl ortaya çıkabilir, yapbozun parçaları başka şekilde nasıl yerleştirilir… Türkiye'de bir kadın cinayete kurban gittiğinde, işte bunları düşünüyor ve merak ediyorum.

Son bir not: Çin'de yaşadığım üç yıl boyunca iki kez sokakta şiddete tanık oldum. İkisinde de kadınlar, karşılarındaki erkeğe bağırıyor çağırıyor vuruyor ve hiçbir karşılık görmüyordu!

Tunca Arslan  

Daha fazla göster