Çin'in köklü sanatına fantastik-gerçekçi bir bakış

Çin'in köklü sanatına fantastik-gerçekçi bir bakış

Geçmişi, yüzyıllar öncesine, 8. yüzyıldaki Tang Hanedanlığı dönemine dayanan ve 17. yüzyılda şekillenmeye başlayan Batı opera sanatından çok daha derin bir tarihe ve çok farklı yapıya sahip bulunan Çin Operası'nın hayli fazla sayıda kola ayrıldığı da biliniyor. Dünya çapında en bilineni Beijing Operası olsa da farklı bölgelerde değişik özellikler taşıyan Kunqu, Sichuan, Anhui, Suzhou, Henan, Jilin operaları gibi türler, sanat tarihinin bu en değişik ve renkli formuna canlılık vermeyi günümüzde de sürdürüyorlar.

Çin opera sanatının yabancılar için ilk bakışta pek anlam ifade etmemesi, dil engelinden dolayı anlaşılamaması, tekdüze ve sıkıcı gelmesi gayet doğaldır ama tıpkı Çin yemekleri gibi birkaç denemeden sonra tiryakilik yaratması da çoğu sanatsever için adeta kaçınılmazdır. Sanatçıların kostümleri, makyajları, mimikleri, zarif el ve beden hareketleri, yüz ifadeleri, değişik çalgıların ezgileri son derece etkileyicidir ve öyküyü hiç anlamasanız bile kendinizi gösteriyi baştan sona izlemekten alamazsınız.

GÜNLÜK YAŞAMIN PARÇASI OLARAK OPERA

Türler içinde en eskisi olan ve Çin'de "tiyatro oyunlarının atası" olarak kabul gören Kunqu Operası'nın yalnızca şiirsel sözlerini okumanın bile insana büyük estetik hazlar verdiği söylenir ya da Beijing Operası'ndaki yaklaşık 250 karakteri tanımak, önünüzde bir uzmanlık sahası açabilir, neredeyse yaşam boyu süren bir sanatsal faaliyete dönüşebilir. Örneğin Sichuan Operası'ndaki "maske değiştirme" (bianlian) gösterisinin asla açıklanmayan sırları, bir sanatçının bir saniyede yüzündeki üç maskeyi değiştirebilmesinin ardındaki marifet bile başlı başına insanı bu sanatın sevdalısı kılmaya yetebilir.

Opera, Batı'da "yüksek sanat" olarak kabul görüp öncelikle seçkin sanatsal zevklere hitap ederken Çin'de ise sokağın, mahalle aralarının, yediden yetmişe herkesin sanatı olarak üretilir ve tüketilir. Günümüzde de bu kadar sevilmesinin ve yaygınlığını korumasının nedeni de budur aslında; Çin operası, geleneksel halk sanatlarının günlük yaşamda önemli bir yer edinmesinin tipik örneğidir.

İstanbul Modern'in geçen hafta sona eren "Hikâye Çin'de Geçiyor" programında seyrettiğim filmlerden biri olan "Şarkılarla Yaşamak" (Huo Zhe Chang Zhe) bu önemi çok iyi anlatan bir yapımdı. Johnny Ma'nın yönettiği film, mahalle arasındaki derme çatma sahnede gösteri yapan bir Sichuan Operası topluluğunun ayakta kalma mücadelesini öykülerken bu sanatın ayrıntılarına dair de çok hoş bilgiler aktarıyor, Çin'in günlük gerçeklerine etkili dokunuşlar gerçekleştiriyordu.

ÇİN USULÜ "MUHSİN BEY"

Yönetmenine, geçen yılki Shanghai Uluslararası Film Festivali'nde "Yeni Yetenek" ödülü kazandıran "Şarkılarla Yaşamak", topluluğun kadın lideri Zhao Zi'nin var gücüyle direnmesine rağmen çeşitli zorluklar yaşayan bir grubun öyküsünü getiriyordu karşımıza 105 dakika boyunca. Hem ev hem gösteri merkezi olarak kullandıkları binanın kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılacak olması nedeniyle iyice çıkmaza giren sanatçıların gerçekliğini sıcak ve samimi bir dille aktarmayı başaran film, düşsel fırça darbeleriyle de ayrı bir zenginlik kazanıyor, fantastik-gerçeklik diyebileceğimiz bir yapıya bürünüyordu. Zhao Zi'nin bir yandan bürokrasiyle bir yandan da daha fazla para kazanabilecekleri işlere yönelmek isteyen arkadaşlarıyla uğraşma süreci ve kuşak çatışmaları, benzetmek gerekirse Çin usulü bir "Muhsin Bey" öyküsüne dönüşüyordu.

Çağdaş Çin sinemasının pek çok örneğinde toplumsal eleştiri boyutu çerçevesinde görmekte olduğumuz kentsel dönüşüm-yıkım sahneleriyle farklı bir duyarlık yakalamayı başaran "Şarkılarla Yaşamak", mücadeleden ve sanat aşkından vazgeçmemek mesajıyla hedefini net biçimde vuran filmlerdendi.

Shanghai doğumlu olup yaşamını Kanada'da sürdüren yönetmen Johnny Ma, "Şarkılarla Yaşamak"ı çekmeye, hemen hiç bilgi sahibi olmadığı Sichuan Operası'yla ilgili bir belgesel seyrettikten sonra karar vermiş. Başta da söylediğim gibi, kendimden de biliyorum ki Çin opera sanatı, ilkinde göz ucuyla bile seyretseniz, sizi bir yerden yakalar, içine çeker, etkisi altına alır, bir daha da kolay kolay bırakmaz. Yetenekli genç sinemacı Johnny Ma için de aynı şey söz konusu olmuş, televizyonda şöyle bir baktığı Sichuan Operası belgeseli onu alıp bu güzel filmin yapımına kadar sürüklemiş. Siz de deneyin… Pişman olmayacağınıza eminim, "Şarkılarla Yaşamak"taki gibi mutlu sonla karşılaşacak, kendinizi iyi hissedeceksiniz.

Tunca Arslan   

Daha fazla göster