Medya ile “geçici bir barış” mı, “ön cephede savaş” mı?

Medya ile “geçici bir barış” mı, “ön cephede savaş” mı?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın "istikrarlı" ve "haklılık" dolu sözlerine tüm dünya alışık! Trump'ın parmağını sallayarak, kendinden emin ve ukalaca tavırları ile süslediği o tehditvari cümlelerinin her seferinde yeni bir hedefi oluyor. Bu kez hedefinde "Parkinson" hastası olduğunu iddia edenler vardı, şöyle ki…

ABD Başkanı, geçen hafta yine tuhaf ve manasız denebilecek bir haber (!) ile gündeme geldi. Bilindiği üzere Trump, makamı ve sorumlulukları dışında hareketleri ile dikkat çekmeyi fazlasıyla seven hatta bunun üzerine ciddi efor sarf eden biri. Tabii ki, geçmişini düşününce fazla şaşırmamak gerek. Çünkü Amerikan NBC televizyonunda yayımlanan "The Apprentice" (Çırak) programı ile uzun yıllar ekrandaydı. Ekran büyüsü, nevi şahsına münhasır kişiliği ve sahip olduğu maddi güce "makam" da eklenince tüm bunlar "müthiş" bir sentez yarattı. Ki, o karma bugün anlamlandırılması zor "tuhaflıklar silsilesi" olarak şaşkınlıkla izleniyor.

İşte, bu garip hallerinden biri daha "Trump su bardağı ile şov yaptı" başlığı ile karşımıza çıktı. Gündemin bu denli yoğun olduğu bir zamanda ayrıca ülkede Covid-19 vaka sayısı ile hayatını kaybedenlerin sayısında çok yüksek verilerin kayda geçtiği günlerde böyle anlamsız bir harekete ne gerek vardı?

Trump'ın bardağı iki eli ile tutarak su içmesi "Parkinson" hastası olduğu iddialarına yol açmıştı ve öyle ki, bu nedenle New York'taki konuşması sırasında su içerken zorlandığı söylenmişti. O da bu iddialara cevap niteliğinde miting esnasında kürsüde bardağı tek eli ile tutarak su içti ve ardından bardağı yere fırlattı. Bir devlet başkanı neden böyle bir şey yapma gereği duyar? Bu şekilde dikkat çekmek ve farklı olmaya çalışmak bir siyasetçinin üzerinde fazlasıyla sakil durmuyor mu?

ABD TARİHİNİN EN ÇOK KONUŞULAN SEÇİM SONUCU

Bilindiği üzere Donald Trump, Haziran 2015'te adaylığını açıkladığı günden itibaren seçim vaatleri ile de çok konuşulmuştu. Hatta seçim vaatleri hem ABD'de hem de dünyada büyük tartışmalara neden olmuştu. Özellikle göçmenler, Müslümanlar, güvenlik ve IŞİD ile mücadele konularındaki görüşleri ön plana çıkmıştı. Ancak Trump en fazla seçim sloganı ile "gündem" yaratmıştı. Çünkü slogan olarak kullandığı "Make America Great Again" (Amerika'yı yeniden yüceltmek) 1980 yılında ABD Başkanı seçilen bir diğer Cumhuriyetçi siyasetçi Ronald Reagan tarafından seçim kampanyasında kullanılmıştı ve bunun akıllıca olduğunu savunanlar hiç de az değildi. Bu slogan Trump'ın seçilmesinde ne kadar etkili oldu bilinmez ama Donald Trump, zorlu bir seçim yarışının ardından belki de ABD tarihinin en çok konuşulan seçim sonucuna imza attı.

Trump ile ilgili bugüne kadar çok şey yazıldı ve söylendi. Tuhaf alışkanlıkları hatta "takıntılı" denilecek kadar garip hareketleri haber haline bile getirildi.

Günde 12 tane diyet asitli içecek içmesinden aşırı fast food tüketmesine, önemli belgeleri okuduktan sonra kâğıtları parçalara ayırma alışkanlığından, masa üzerinde bulunan (mesela bardak) objelere dokunmadan duramamasına (Psikoloji Profesörü Kevin Volcan, bu hareketinin endişe ile kontrol ihtiyacı kaynaklı olduğunu ve kendi dışında biri konuştuğu zaman can sıkıntısı yaşaması olarak değerlendirmişti), saçları konusundaki takıntısından medya ile arasındaki tabiri caizse aşk/nefret ilişkisine dek pek çok alışkanlık ve tutumu haberlere konu oldu.

MEDYA İLE "GEÇİCİ BİR BARIŞ" MI, ÖN CEPHEDE SAVAŞ MI?

Bunlar içerisinde en çarpıcı olan sanıyorum ki, medya ile kurduğu veya kuramadığı iletişim. Zira muhabirlere karşı olumsuz tavrına basın açıklamalarında defalarca tanıklık ettik. Öyle ki, haksızca kurduğu cümlelerine bir yanıt dahi almadan adeta kaçarcasına toplantıları sona erdirdiğini de gördük. Trump, eleştiri kabul etmeyen ve gazetecileri yaptıkları haberlerle sıklıkla yargılayan bir lider. Dolayısıyla medya ile aşktan ziyade bir nefret ilişkisi içinde olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Basın toplantılarında sürekli takındığı öfkeli bakışları, ciddiyetten uzak mimikleri ve "özenle" seçtiği kelimeler hâlihazırda bize fazlaca done sunuyor. Hemen hemen her basın toplantısında gazetecileri hedefine alıp medyayı da sürekli yalan haber yapmakla suçlayan bir lideri izlemek bana Psikiyatrist Dr. Harriet G. Lerner öfkenin nedenleri ve modellerini anlattığı başucu niteliğinde olan "Öfke Dansı" kitabını anımsatıyor. Çünkü Trump'ın eleştiriler karşısında ve özellikle haksız olduğu durumlarda öfke kontrolünü yitirdiğine çok kez şahit olduk.

TRUMP'IN ÖFKE DANSI

Peki, seçime gidilen bu dönemde, hedef şaşırtmakta usta olan ABD Başkanı, yeniden seçilebilmek için öfkesine mi tutunacak, şovmenliğine mi? Eleştirileri göz ardı mı edecek, samimiyetsiz bir hoşgörü mü taşıyacak? Medya ile geçici bir barışa mı imza atacak, ön cephede savaşmaya razı mı olacak? Halkın çığlığını mı duyacak, kutuplaştırıcı dili kendine rehber mi edinecek?

Donald Trump için geri sayım başladı. Bu soruların yanıtlarını önümüzdeki günlerde birer birer alacağız. Bakalım, kasım ayına dek daha kaç farklı Trump ile tanışacağız?

Tuğçe Akkaş