Biden ve ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi

Biden ve ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi

En çok sorulan soru: Joe Biden'ın Amerika Blrleşik Devletleri (ABD) başkanı olması Amerikan dış politikasında neyi değiştirecek? Biden Trump'ın hangi politikalarını değiştirir? Biden'ın Türkiye ve Orta Doğu (Güney Batı Asya) politikaları ne olur? Biden'ın Çin ve Rusya politikaları ne olur?

Israrla belirttik: ABD başkanlarının değişmesi bu ülkenin "büyük stratejisi"nde köklü bir değişime neden olmuyor. Zira o büyük stratejiler uzun dönemlidir, en 3-4 on yılı kapsar ve "ana hedefi" gerçekleştirmek için belirlenmiştir.

Bidenlı dönem de o uzun dönemin içindedir.

ABD'NİN BÜYÜK STRATEJİSİ

Nedir peki ABD'nin büyük stratejisi?

Strateji, hedefi gerçekleştirmek için izlenecek yol, uygulanacak yöntem ve kullanılacak araçların bütünüdür.

ABD'nin ana hedefi, "baş rakibi" Çin'i küresel liderlik mücadelesinde önlemek ve yerini koruyabilmektir.

ABD'nin bu ana hedef için belirlediği büyük stratejisi ise Çin'i çevrelemektir. ABD, Çin'i çevreleyebilmek için de iki yol belirlemiştir:

1. Malaka Boğazı'ndan Japonya'ya uzanan yay içinde kendi askeri gücüne dayanmak.

2. Hindistan'dan Japonya'ya uzanan yay içinde ittifaklar ile Çin'i kuşatmak.

OBAMA-TRUMP-BIDEN SÜREKLİLİĞİ

Bu büyük strateji, Obama döneminin de Trump döneminin de ABD'nin büyük stratejisiydi. Biden döneminin de ABD'nin büyük stratejisi olmaya devam edecek.

Nitekim Obama da Trump da bu büyük stratejinin gereği olarak Afganistan ve Irak/Suriye'den asker çekmeye ve bunları Çin'i çevreleme stratejisinde kullanmaya çalıştı. Her ikisi de bunda belli ölçülerde başarılı oldu.

Hem Afganistan'dan hem de Irak/Suriye'den tam olarak çekilememenin, bir miktar asker bulundurmanın nedenleri ABD içindeki iki farklı güç odağının stratejik yaklaşım farkı nedeniyledir. Konumuz olmadığı için ayrıntılı üzerinde durmuyoruz.

ABD ÇİN'İ KİMLE DENGELEYEBİLİR?

Biden döneminin ve Biden'dan sonraki dönemlerin de ABD açısından en önemli problemi, Hindistan'ı kazanıp kazanamama problemi olacaktır.

Yani ABD için bundan sonra en önemli problem, Hindistan'ı Çin'i çevreleme hedefi içinde büyük stratejisine dâhil edip edemeyeceğidir.

Şöyle anlatalım:

ABD, Çin'in hızla kendisiyle arasındaki makası daraltmaya başladığını gördüğünden beri şunu saptadı: ABD, Asya-Pasifik devi Çin'i tek başına dengeleyemez. Asker bulundurduğu Japonya ve Güney Kore ile birlikte de dengeleyemez. Hatta Avustralya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz Milletler Topluluğu üyeleriyle birlikte de dengeleyemez. Dahası coğrafi nedenlerle geleneksel ABD-AB transatlantik ittifakı da Asya-Pasifik devi Çin'i dengelemeye yetmeyecektir.

Peki, nasıl dengelenecektir? Asya-Pasifik devi Çin, Asya'daki Çin'e komşu büyük bir kuvvetle dengelenebilir.

İşte bunun için ABD'nin stratejistleri "daha geniş Batı" kavramını ortaya attılar. "Daha geniş Batı", Rusya'nın eklemlenmesiyle olacaktı. Nitekim Yeltsin dönemi Rusya'sı hem AB'ye hem de NATO'ya "ortak" yapılmıştı. Ancak bu tutmadı. Putin dönemi Rusya'sı hızla Yeltsin çizgisini terk etti ve bugünkü konumuna yerleşti.

İşte bu tablo üzerine ABD, Çin'i dengeleyebilmek üzere Hindistan'a yöneldi!

ÇİN'İN İKİ BÜYÜK HAMLESİ

Evet, Hindistan 1,3 milyar nüfusu ile Çin'den sonraki en kalabalık ülkeydi; ekonomisi her yıl büyüyordu, nükleer güçtü vb. Üstelik Hindistan'ın Çin'le sınır sorunu vardı, hatta bu geçen yüzyılın ortasında bir savaşa bile dönüşmüştü. Üstelik Çin Hindistan'ın baş rakibi Pakistan'a destek veriyordu.

Yani Washington için Hindistan, Çin'i dengelemede ortak edinilecek ideal ülkeydi.

Çin ise bu geniş süreçte ABD'nin müttefik bulma yaklaşımını kesebilmek için iki büyük hamle yaptı:

1. Önce ABD'nin "daha geniş Batı"ya dâhil etmeye çalıştığı Rusya'yla Shanghai İş Birliği Örgütü'nü kurdu ve bunu "stratejik ortaklığa" yükseltti.

2. Ardından Rusya'yla birlikte hareket ederek Hindistan ve Pakistan'ı Shanghai İş Birliği Örgütü'ne dâhil etti.

ASYA-PASİFİK'TEN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİNE DÖNÜŞÜM

Ancak ABD Hindistan'a "kayıp" gözüyle bakmadı. Çin'i dengeleyebilmenin tek aracı olduğu için Hindistan'a yoğunlaşmaya ve bu ülkenin Çin'le arasını bozacak fırsatları oluşturmaya/değerlendirmeye çalıştı.

ABD Obama döneminde "Amerika'nın Pasifik Yüzyılı" belgesini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Kasım 2011'de Foreign Policy'de, ülkesinin yeni dış politika yol haritasını ilan etti. Buna göre "politikaların geleceği Afganistan ya da Irak'ta değil, Asya'da belirlenecek ve ABD de bu sürecin tam merkezinde yer alacak"tı.

Ardından buna uygun olarak ABD "Asya-Pasifik stratejisi" belirledi.

Hindistan'ın önem kazanmasıyla da ABD "Asya-Pasifik stratejisi"ni, "Hint-Pasifik Stratejisi"ne dönüştürdü.

ABD Savunma Bakanlığı'nın 1 Haziran 2019'da açıkladığı 64 sayfalık "Hint-Pasifik Strateji Raporu" özetle şu saptamayı yapıyor: Pentagon için, ABD'nin batı kıyılarından Hindistan'ın batı kıyılarına kadar olan bölge "ABD'nin geleceği için en kritik bölge"dir. Çünkü "Dünyanın en büyük 10 ordusundan 7'si Hint-Pasifik'te bulunuyor. Bölgedeki 6 ülkede nükleer silah var. Dünyanın en işlek 10 limanından 9'u burada. Dünya deniz ticaretinin yüzde 60'ı buradan yapılıyor."

SONUÇ

İşte Biden dönemi de bu büyük stratejiye uygun olarak Çin'i çevreleyebilmeyi, bunun için de Hindistan'ı kazanabilmeyi esas alacak.

Bu büyük stratejinin alt stratejilerinde ve taktik/politikalarında kuşkusuz kimi değişimler olacaktır. Örneğin Biden Trump'ın çok önemsemediği AB'yle ilişkileri yeniden güçlendirmeye çalışacaktır. Çin'in İpek Yolu projesini zaafa uğratabilmek için AB'yi kazanmaya çalışacaktır. Çin'i Afrika'da dengelemek için ABD-AB işbölümü kurmaya çalışacaktır.

Ancak önümüzdeki yılların küresel liderlik mücadelesi bakımından asıl mücadelesi, Hindistan'ı kazanma mücadelesi olacaktır.

Mehmet Ali Güller

Daha fazla göster