Savaşlar en çok kimin cebini dolduruyor?

Savaşlar en çok kimin cebini dolduruyor?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, her ne kadar veto ettiyse de, 740 milyar dolarlık savunma bütçesi, Kongre'den üçte iki çoğunlukla geçtiği için en sonunda kabul edilecek. Dünyadaki askeri harcamaların üçte birini tek başına yapan, dünya silah ihracatındaki payı yüzde 36 olan ABD'nin savunma bütçesi, şaşırtmıyor kimseyi. Asıl şaşırtanlar, ABD'de seçimi Demokratların adayı kazandığı için, ABD'den demokrasi, insan hakları, özgürlük bekleyenler. Oysa mesele çok açık.

Bilindiği üzere ABD'de silah sektörünün, siyasette, bürokraside, iş dünyasında, medyada, akademide, düşünce kuruluşları ve strateji merkezlerinde büyük ağırlığı var. Askeri endüstriyel yapı çok güçlü, etkili. Öncü sanayilerden, lider sektörlerden biri. ABD siyasetindeki iki büyük büyük parti üzerinde nüfuzu yüksek. Nitekim silah endüstrisi, sektör tarihinin en kârlı dönemlerinden birini, Demokrat başkan Barack Obama'nın 8 yıllık yönetiminde yaşamıştı. Peki, bu yapı, kapitalizmden, emperyalizmden bağımsız düşünülebilir mi? Elbette hayır.

Konuya biraz da kuramsal, kavramsal açıdan bakalım. Malum, Sovyet Devrimi'nin lideri Lenin'in tanımıyla, "kapitalizmin en ileri aşaması olan emperyalizm", sürekli olarak araçlarını yeniler. Emperyalizmin net, açık bir tanımını yapan Lenin, meseleye bütüncül yaklaşır. Sistemli sömürüye, sömürü araçlarına dikkat çeker. Yalın, kısa tanımıyla Lenin'e göre emperyalizm; gelişmiş kapitalist devletin, gelişmemiş devleti, halkı, doğrudan veya dolaylı olarak iktisadi, siyasi, askeri bağımlılık ilişkileriyle sömürmesidir. Lenin, emperyalizmi özetle 5 özelliğiyle ele alır ki, zaten 5 özellik, emperyalizm tanımını oluşturur.

Birincisi, üretimin ve sermayenin yoğunlaşmasıdır. Ekonomik yaşamda belirleyici rol oynayan tekelleri yaratacak kadar yüksek bir gelişme aşamasına ulaşmasıdır. İkincisi, finans sermayesiyle sanayi sermayesinin, iç içe geçmesidir. Bu mali sermaye temelinde, mali oligarşi oluşur. Üçüncüsü, ürünlerin ihracından farklı olarak sermaye ihracı büyük önem kazanır. Dördüncüsü, dünyayı adeta bölüşen uluslararası tekelci kapitalist birlikler oluşur. Beşincisi, dünya kapitalist- emperyalist güçler arasında paylaşılır.

SAVAŞLAR EN ÇOK KİMİN CEBİNİ DOLDURUYOR?

Kapitalizmin işleyişini, bu işleyişte silah sanayisini, onun devlet yönetimindeki ağırlığını kavrayınca, ara başlıktaki soruyu yanıtlamak kolaylaşıyor. ABD'nin siyasi, askeri, iktisadi, diplomatik açıdan çullandığı ülkelerde, kendi güdümündeki iktidarların önüne koyduğu kabarık silah faturalarının, aslında neyin kanıtı olduğu daha iyi anlaşılıyor. O silahları kullanacak yetkinlikte askeri personeli bile olmayan devletlerin, niçin bu silahlara yüzlerce milyar dolar ödediği açıkça görülüyor.

Meselenin ideolojik, politik, ekonomik yönü, yarattığı bağımlılık ilişkisi, teknolojik boyutu bir bütün olarak ele alınınca, dev ölçekli silah şirketlerinin, başka ülkelerde siyasetçiler ve sivil – asker bürokrasi ile kurduğu derin ilişkiler ağı da ortaya çıkıyor.

Kısacası, kapitalizme ve emperyalizme karşı çıkmayan, konuyu bütüncül kavramayan, yüzünü sola dönmeyen bir savaş karşıtlığı ve barış propagandası, inandırıcı olmuyor.

Barış Doster

Daha fazla göster