Emperyalizmin ihtiyaçları

Emperyalizmin ihtiyaçları

Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD), başkanlık seçimlerine bir aydan az bir süre kaldı. Adayların seçim kampanyaları; televizyon tartışmaları, anketler, seçim sonrasına ilişkin yapılan tahminlerle birlikte ilerliyor. ABD Başkanı Donald Trump'a karşı olan ve yıllarca isimleri Cumhuriyetçi Parti ile birlikte anılan pek çok önemli siyasetçinin, Trump karşısında Demokrat aday Joe Biden'ı desteklediklerini açıklamaları da önemli. Benzer açıklamalar 2016'daki seçim öncesinde de yapılmış, fakat Trump'ın kazanmasını önleyememişti. 

Şöyle bir soru soralım: ABD'de başkanın dünya görüşü, ülkenin dış politikasında, emperyalist karakterinde, ekonomik tercihlerinde, ülke içinde üretim, mülkiyet, bölüşüm yani sınıf ilişkilerinde büyük farklara yol açıyor mu? Beyaz Saray şüphesiz önemli, etkili. Fakat Kongre, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, CIA daha az mı önemli? Daha az mı etkili? ABD gibi büyük bir gücün yönetiminde etkili olan bürokrasi, siyasal seçkinler, silahlı kuvvetler, iş dünyası, etkili lobiler, güç odakları acaba ABD Başkanı'na çok geniş bir manevra sahası bırakıyorlar mı? Yoksa Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki fark, Coca Cola ile Pepsi Cola arasındaki fark kadar mı?

EMPERYALİZMİN İHTİYAÇLARI

Hafızamızı tazeleyelim. Trump, başkanlık koltuğuna oturduktan kısa süre sonra, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan 7 ülkeye (Suriye, İran, Irak, Libya, Yemen, Sudan, Somali) 3 aylığına vize yasağı getirmişti. Bu kararı ABD'de ve dünyada tepki çekmişti. İran hariç bu ülkeler, son yıllarda ABD'nin asker yolladığı, askeri harekât düzenlediği ülkelerdi. Trump, bir süre sonra Irak'ı listeden çıkarmıştı. Lakin Türkiye'yle gerilim yaşandığında da, ABD'nin Türkiye'deki diplomatik misyonları vize hizmetlerini askıya almıştı. Bu, ABD'nin çok nadir aldığı bir karardı. Öyle ki, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle, Türkiye – ABD ilişkilerinin çok gergin olduğu bir dönemde, ABD Türkiye'ye ambargo koymuş, ama vize hizmetlerini askıya almamıştı.

Şimdi bir kez daha soralım. Bu kararlar tamamen başkana mı aitti? Yoksa kurumlar arasında bir uzlaşının mı ürünüydü? ABD'de başkanın koltuğa oturduktan kısa süre sonra, ülkenin yöneliminde bu denli köklü değişimlere imza atması mümkün müydü?  

Trump öncesine uzanalım. Aile kökleri bir taraftan Afrikalı ve Müslüman olan, gençliğinde sol düşünceden etkilenmiş, esmer tenli, Demokrat Partili ABD Başkanı Obama'yı anımsayalım. Arap Baharı onun zamanında başlamadı mı? ABD silah sanayisi, tarihinin en kazançlı dönemini Obama yönetiminde yaşamadı mı? Arap ülkelerinin demokratikleşmesini isteyen Obama, bu ülkelerde eğitim ve gelir düzeyinin, yurttaşlık bilincinin oldukça geri olduğunu, buna karşılık kabile, aşiret ilişkilerinin, feodal bağların güçlü olduğunu bilmiyor muydu? Kadınların eğitime ulaşmada erkeklerin gerisinde kaldığından, kadın – erkek eşitliği açısından ise tablonun kötü olduğundan habersiz miydi?  

Yukarıdaki soruları şöyle yanıtlayalım: ABD'nin yönelimini, bu ülkenin emperyalist karakteri, ihtiyaçları ve mecburiyetleri belirler, ABD Başkanının dünya görüşü, aile kökleri veya teninin rengi değil.

Barış Doster

Daha fazla göster