Bilgi kimin için üretilir? Kimin hizmetindedir?

Bilgi kimin için üretilir? Kimin hizmetindedir?

2020 yılında dünyayı kasıp kavuran küresel salgın, bilimsel bilginin; halkçı sağlık politikalarının; toplumcu, planlı ekonominin ne denli vazgeçilmez, ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Ülkeler; salgın hastalığa karşı aldıkları önlemler ve geliştirdikleri yöntemlerle, sadece tıp alanında değil, politik, ekonomik, teknolojik ölçekte de zorlu sınavlar verdiler…

Örneğin; akademinin, piyasanın önemli bir parçası olduğu, öğretim hizmetinin hayli ticarileştiği Amerika Birleşik Devletleri (ABD), hem salgınla mücadelede çok zorlandı hem Çin'le giriştiği rekabet nedeniyle ABD'de öğrenim gören Çinli öğrencilere karşı akıl almaz uygulamalara imza attı. Örneğin; ABD ve Avrupa'da yoksulların, emekçilerin, göçmenlerin salgın hastalıktan daha çok etkilendikleri görüldü. Bir diğer ifadeyle hastalığın bulaşmasının ve tedavisinin sınıfsal yönü, açık biçimde kendini gösterdi. Örneğin; aşı tartışmalarında, sağlık anlayışının toplumcu mu yoksa piyasa odaklı mı, halkçı mı yoksa sermaye yanlısı mı olduğu, acı örneklerle yansıdı medyaya.

Malum, bilgi ve iktidar arasında yakın ilişki vardır. Ancak bilgi, hele de bilimsel bilgi, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bedava değildir. Yüksek maliyetlidir. Onu isteyen, talep eden, kullanan, araştıran akla gereksinim duyar. Bilgiye aç olan, bilmek için çabalayan eğitim ve bilim kurumları, toplumlar ulaşırlar bilgiye. Bilgiyi üretmek ve yaratmak için kişisel çabanın, merakın, keşfin yanında, uygun ortam, altyapı, zemin ve koşullar gerekir. Çünkü şahsi merakın üreteceği, edineceği bilgi sınırlıdır. Eğer bunlar bilimsel düşünceyle, yoğun araştırmalarla, deneyle, gözlemle desteklenmiyor, beslenmiyorsa bilginin üretimi, bilimsel düşünce zayıf kalır.

BİLGİ KİMİN İÇİN ÜRETİLİR? KİMİN HİZMETİNDEDİR?

Küresel salgın, batıda, bilginin ve bilimsel üretimin, büyük ölçüde dev tekellerin hizmetinde olmasının ne kadar olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya koydu. Aşı çalışmalarında, sağlık hizmetlerine ulaşmada, zengin-fakir farkı, sınıfsal uçurum, acımasızca gösterdi kendini. Bu sorun, sağlık sorunu, üniversite sorunu olmanın ötesinde, sistem sorunu olarak öne çıktı. Toplumcu, kamucu, halkçı olmayan sağlık sistemleri çöktü. Piyasanın emrindeki bilim kurumları hızla itibar kaybetti. Sosyal devletin, kamusal sorumluluğun önemi bir kez daha anlaşıldı. Bu anlayıştan vazgeçmenin, bilimi salt teknoloji üretimine, sadece özel sektörün taleplerine indirgemenin, ne kadar yanlış olduğu görüldü.

Batının gelişmiş, merkez, kapitalist, emperyalist ülkelerindeki sağlık ve bilim politikalarına karşı, halkçı, kamucu, toplumcu bilim ve sağlık politikalarını savunmak gerektiği bir kez daha öne çıktı. Toplumsal yararı, ortak çıkarı gözetmesi gereken üniversitelerin, kamusal görevini unutup, sadece özel sektörün Ar-Ge laboratuvarı olarak çalışmasının sakıncalarına tanık oldu insanlar.

Bilginin üretimi, bilimsel kuruluşların işlevi, görevi, önemi, şüphesiz siyasetten ve ekonomiden bağımsız değildir. Fakat bilginin üretim sürecindeki kıstaslar, üniversite özerkliği, bilimi ve bilim insanlarını, mümkün olduğunca siyasetin ve piyasanın baskısından korurlar. Bu korumanın oranı da, bilim insanının özgürlüğü ve bilimsel faaliyetin öncelikle hangi sınıfların ihtiyaçlarını gözettiğiyle yakından ilgilidir.

Barış Doster

Daha fazla göster