Arap Baharı'nın sonuçları

Arap Baharı'nın sonuçları

Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri (ABD); Sovyetler Birliği'ni İslamcı yönetimlerin hüküm sürdüğü Müslüman ülkelerle çevrelemek için, öncelikle dört ülkeyi hedef seçmişti: Afganistan, Pakistan, Mısır, Türkiye. Bu ülkelerde neler yaşandığını, hangi güçlerin iktidara gelmesi için kimlerin desteklendiğini, darbelerin nasıl tezgâhlandığını biliyoruz. Soğuk Savaş bittikten sonra ABD bu kez, 2000'li yılların başında Büyük Orta Doğu Projesi'ni (BOP) dolaşıma soktu. BOP'un adı sonradan Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) olarak değiştirildi. Hedefteki 22 ülkenin sınırları ve rejimlerinin değiştirileceği ilan edildi. Yine, her zaman olduğu gibi, etnik, dinsel, mezhepsel aidiyetler birbirine karşı kullanıldı, kışkırtıldı. Sonuçlarını Irak'ta, Suriye'de, Libya'da ve başka yerlerde yaşıyoruz.

BOP / GOKAP Orta Doğu'ya huzur, istikrar, barış, demokrasi, özgürlük, refah getirecekti. Olmadı. Tersine, etnik, dinsel, mezhepsel temelli kavgalar şiddetlendi. ABD'nin; "denetlenebilir istikrarsızlık", "yaratıcı yıkım", "özgürleştirici müdahale" gibi akademi, düşünce kuruluşları ve medya eliyle gündeme getirdiği kavramlar; bu ülkenin yeni saldırı ve işgalleri öncesinde dolaşıma sokuldular. Psikolojik harp, toplum mühendisliği, asimetrik savaş, algı yönetimi, beşinci kol faaliyeti, örtülü operasyonlar, hibrit savaş, vekâlet savaşları gibi kavramların yanına eklendiler.

ARAP BAHARI'NIN SONUÇLARI  

2010 yılı Aralık ayında Tunus'ta bir gencin kendini yakmasıyla başlayan ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan süreci anımsayalım. Arap ülkelerinde eylemler hızla yayıldı. İç dinamiklerin yanına, dış dinamikler de eklendi, hem de fazlasıyla. ABD bu ülkeleri şekillendirmek istedi. İlk aşamada Mısır, Tunus, Cezayir, Yemen, Sudan, Libya, Suriye en fazla gerilim yaşayan ülkeler oldular. Özellikle Suriye ve Libya, halen çok ağır bedel ödüyorlar. Emperyalizm destekli terör örgütleri, hem bu bölgenin mazlum halklarına büyük acılar çektiriyor hem de ABD'ye alan açıyorlar.

Ne var ki, ABD artık Orta Doğu'yu da dünyayı da istediği gibi tek başına yönlendiremiyor. Denetim ile yönetme kabiliyet ve kapasitesi eskisi kadar yüksek değil. Aşınıyor. Irak'ta, Afganistan'da, Suriye'de, İran'da görüldü bu. Dahası, Çin ve Rusya gibi, "hasım güçler" olarak tanımladığı devletlerin Doğu Akdeniz'de, Orta Doğu'da, Afrika'da etkinliğinin artmasını da engelleyemiyor.

Anımsatalım; ABD'nin liberal ülkelere verdiği destek; tek taraflı ve hızlı hareket etmek, uluslararası örgütlerin, müttefik devletlerin desteğini almak için fazla beklememek üzerine kuruludur. Küresel ölçekte ABD'nin imajını, ABD'ye ilişkin algıyı güçlendirmek, uluslararası örgütleri, dünya kamuoyunu, müttefikleri devreye sokmak önemlidir. İçeride ve dışarıda rızanın inşası, kamuoyunun iknası değerlidir. Emperyalizmin ve hegemonyanın araçları ve yöntemleri birliktedir, iç içedir. ABD; kendisine yönelik olduğunu öne sürdüğü tehditleri kaynağında etkisiz kılma imtiyazını ve tekelini görür kendinde. Fakat tüm bu alanlarda, gerilemektedir. Küresel liderliğine inananların sayısı azalmaktadır.

Kısacası dünya dönmekte, güç dengeleri değişmekte, ağırlık merkezi batıdan doğuya kaymakta, Soğuk Savaş döneminin ittifakları ve kurumları sorgulanmaktadır.

Barış Doster

Daha fazla göster