ABD ve Soğuk Savaş Kurumları

ABD ve Soğuk Savaş Kurumları

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Almanya arasındaki çatlak derinleşiyor. Son yıllarda NATO bütçesi; Rusya, Çin ve İran'la ilişkiler; Kırım meselesi; Afganistan, Irak, Suriye ve Libya politikaları; Paris İklim Sözleşmesi; Avrupa Ordusu gibi konularda farklı siyasetler benimseyen ABD ile Almanya arasındaki sorunların daha da artacağı görülüyor. Birbirlerinin liderlerini dinlemeleri, birbirlerinin büyük şirketlerine yüksek miktarda ceza kesmeleri, Alman siyasetçilerin ABD'ye güvenmediklerini açıklamaları, boşuna değil. Öte yandan, dünyada emperyalizmin, diplomasinin, istihbaratın kitabını yazmış olan İngilizlerin de ABD ve Çin arasındaki gerilimde, tutum almakta zorlandıkları dikkat çekiyor. Bir yanda, diplomatik ve askeri bağları; tarihsel, siyasal, kültürel yakınlıkları var. Diğer yanda, dünyanın gidişatı ve ekonomik çıkarları.  

Meseleyi iktisadi ve siyasi boyutlarıyla inceleyelim…  

Malum, Çin'in Avrupa ülkeleriyle çok yönlü ilişkileri gelişiyor. Ekonomik ilişkiler, lokomotif konumda. Öte yandan Çin, ABD'nin korumacı politikalara, hatta ticaret savaşlarına heves etmesine, Çin karşıtı söylemin dozunu yükseltmesine rağmen, ABD'yle güçlü ticari ilişkilere sahip. Meksika ve Kanada'nın önünde, ABD'nin en büyük ticaret ortağı. Avrupalılar bunu da biliyor, Avrupa Birliği'nin (AB) yakın gelecekte güçlenmesinin, küresel ölçekte ağırlığını artırmasının mümkün olmadığını da. Yani Atlantik cephesi, sadece ABD boyutuyla değil, Almanya hariç, Avrupa boyutuyla da sıkıntıda. AB'nin lideri konumundaki Almanya'nın, iktisadi ve teknolojik gücüne koşut bir siyasi ve askeri güç olma çabasına, sadece ABD'den değil, Avrupa içinden de itirazlar yükseliyor.  

ABD VE SOĞUK SAVAŞ KURUMLARI

Belleğimizi tazeleyelim. ABD, başından beri AB projesini destekledi. Bu sayede Almanya'yı Avrupa'nın merkezinde tuttu. Fransa ile yakınlaştırdı. Almanya ve Rusya'nın yakınlaşmasını engelledi. Böyle bir yakınlaşmanın, hele bir de Çin'in desteğini alması halinde, ABD açısından çok olumsuz sonuçlar doğuracağını saptadı. AB'nin diğer işlevi de, Almanya'nın hırslarını dizginlemekti. Avrupalıların kendi aralarında savaşmalarını önlemekti. Sonuçta Avrupa; ABD üsleriyle doldu. ABD'nin, Avrupa üzerindeki siyasi ve iktisadi nüfuzunun yanında, İngiltere'nin de AB üyesi olmasıyla, ABD'nin AB politikalarını yönlendirme kabiliyeti daha da arttı.  

Avrupa'nın gelişmesi ABD'nin de yararınaydı. Dış politikada, savunma ve güvenlik politikalarında ABD'ye bağımlılığı, ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO eliyle de kurumsallaştı. Bu durum, hem ABD'nin kendi savunma ve güvenlik mimarisi için avantaj oluşturdu hem sırtındaki parasal yükü hafifletti. Ayrıca ABD açısından Avrupa; Orta Doğu, Orta Asya ve Balkanlara uzanmak için bir üs olarak da işlevseldi. 1989'da Berlin Duvarı yıkıldığında, 1991'de SSCB dağıldığında, ABD kendisinin küresel ölçekte rakipsiz kaldığını sandı. Yanıldı.

ABD içindeki gerilimlerin, dünya ölçeğindeki ekonomik – politik gelişmelerin ve salgın hastalığın bir kez daha gösterdiği üzere, dünyada güç dengesi hızla değişiyor. Gücün ağırlığı batıdan doğuya kayıyor. Tek odaklı değil, 4 – 5 kutuplu dünya düzeni şekilleniyor. Atlantik blokunun Amerikalı ve Avrupalı ortakları arasındaki görüş ayrılıkları da bunu gösteriyor.

Barış Doster