ABD saldırmadan yaşayamaz

ABD saldırmadan yaşayamaz

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin karşıtı söylem ve eylemlerini artırıyor. Orta Doğu'da konumunu korumaya çalışıyor. Akdeniz'de ve Latin Amerika'da ise yeni hamleler yapmaya hazırlanıyor. Soru şu: Tüm bunlar için gücü yeterli mi? Öncelik sıralamasını neye göre yapacak? Müttefiklerini ne ölçüde seferber edebilecek?

Yanıtı zor sorular. Tartışalım…

ABD'nin, dört yılda bir açıklanan strateji belgelerinde de yazıldığı üzere, askeri yığınakta önceliği, Orta Doğu'dan Asya Pasifik'e kaydırmaya karar verdiği sır değil. Bu bağlamda, Güney Çin Denizi'ne özel önem veriyor. Burada gerilimi tırmandırıyor. Çin'i; Hong Kong, Tayvan, Sincan – Uygur Özerk Bölgesi üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor. Çin'i çevrelemek için, bu bölgedeki müttefiklerini daha çok cepheye sürüyor. ABD; Hindistan'la ilişkilerini daha da geliştirmeye çabalıyor. Artık aynı anda iki farklı ülkede işgal kuvveti bulunduracak gücü, ardı ardına üç ülkede darbe yaptıracak kuvveti kalmadığı için de, farklı yöntemlere başvuruyor. Tüm bunları yaparken, bir yandan da uluslararası yükümlülüklerinden vazgeçiyor. Uluslararası örgütlerden çıkıyor. Son olarak Birleşmiş Milletler'e (BM) Dünya Sağlık Örgütü'nden (DSÖ) çekileceğini bildirdi.

ABD, SALDIRMADAN YAŞAYAMAZ

Soğuk Savaş'ın bitimini izleyen yıllarda, ABD'nin kendisini dünyanın tek hakimi olarak gördüğü senelerde, bu ülkenin siyasal seçkinleri dünyayı şu şekilde ikiye ayırıyorlardı: Küresel sistemle bütünleşen ülkeler ve küreselleşmeye uyum sağlayamayan ülkeler. ABD, ikinci gruptakileri küreselleştirme yükümlülüğünü kendinde görüyordu. Güçlü ulus devletlerin parçalanması, ABD güdümünde yeni, küçük, zayıf devletçikler kurulması hedefleniyordu. ABD'nin yeni pazarlara, hammadde kaynaklarına gereksinimi olduğundan, başka milletlerin ve onların topraklarının sömürülmesi, ABD'nin en doğal hakkıydı. Hatta bu sömürü, talan ve işgal olağandı. Daha da vahimi, gerekliydi. Bu konularda ABD'de siyaset, sivil – asker bürokrasi, iş dünyası, medya, akademi, düşünce kuruluşları arasında tam bir fikir birliği vardı. O nedenle bu merkezlerde, ABD'nin saldırı ve işgallerini temellendiren, gerekçelendiren, haklı gösteren, meşrulaştıran politikalar desteklendi.     

Önce Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) olarak öne çıkarılan, ardından ismi Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) olarak değiştirilen projeyle, adı geçen bölgede 22 ülkenin sınırlarının ve rejimlerinin değiştirilmesi gündeme geldi. 2001 yılında Afganistan'ın işgalini, 2003'te Irak'ın işgali izledi. 2010 yılı Aralık ayında, Arap Baharı olarak adlandırılan süreç başladı. Libya bombalandı. Devlet otoritesi çökertildi. Başka bazı ülkelerde rejim değişmese de, iktidarlar değişti. Suriye'de ise ABD'nin istediği tam olarak hayata geçmedi. Suriye; cephede Rusya ve İran'ın, cephe gerisinde ise Çin'in desteğiyle direndi, direniyor.

Sorun şudur: ABD açısından savaş istisnai bir durum ve dönem değildir. Varlığını sürdürmesi için zorunludur. O nedenle ABD, sürekli düşman icat etmekte, sürekli savaşmakta, sürekli askeri harcamalarını artırmaktadır. 4. nesil savaşları, 5. nesil savaş uçaklarını gündeme getirmesi, sadece rakiplerini caydırmaya yönelik değildir. Aynı zamanda, müttefikleri üzerindeki vesayetini de güçlendirmeye yöneliktir.

Barış Doster

Daha fazla göster