The Guardian / Devi Sridhar

Başka bir salgınla yüzleşmek zorunda kalmasaydık harika olmaz mıydı? Geçen yılı hatırlarsak aklımıza gelen kelimeler “bir daha asla” oluyor. Hükümet danışmanlarının 20 bin kaybın iyi bir sonuç olacağını öngördüğü yaklaşık bir yıl önce akıllara sığmayan bir şekilde 120 binden fazla hayatın bulaşıcı bir virüs yüzünden kaybedilmesi bir daha asla olmamalıdır. Bir yıl daha karantinalara ve ardından gelen iş kayıpları ve işsizliğin sancısına katlanmamalıyız. Ve hiç kimse, sınıfta öğrenemeyen, arkadaşlarını göremeyen, yılın 21 haftasında okuldan alınan çocukları bir daha görmek istemez.

Ancak bilim insanları, gelecekte başka bir salgınla karşı karşıya kalacağımız konusunda netler. Bir sonraki salgın nereden gelirse gelsin, Birleşik Krallık buna yanıt verme yeteneği hakkında uzun vadeli düşünmeli ve hazır olmasını sağlamalıdır. Bunun anahtarı, sağlam müdahale sistemleri oluşturmak için diğer hükümetlerle birlikte çalışmak olacaktır. Geçen yıl, Birleşik Krallık gelecekteki bir salgını ele almak için ihtiyaç duyulacak yapıların çoğunu şimdiden inşa etti. Artık büyük bir test kapasitesine, hızlı takip aşı geliştirme süreçlerine ve hastanelerde hızlı araştırma yapmaya yönelik protokollere sahibiz. Ancak gerçekten hazırlıklı olduğumuzdan emin olmak için küresel düzeyde daha çok şey yapılması gerekiyor.

Uluslararası seyahat ile ticaret ülkeleri birbirine bağladı ve hastalıkların yayılması için yeni fırsatlar yarattı. Bu nedenle hastalık risklerini belirlemek için küresel gözetime ihtiyacımız var. Tıpkı bir hava durumu hizmetimiz olduğu gibi, hükümetler de yeni endişe verici patojenleri taramak ve insan popülasyonlarına geçen hayvan virüslerinin risklerini belirlemek ve azaltmak için küresel bir virüs izleme ağına yatırım yapmalıdır. Korkmamız gereken sadece yeni patojenler değil, mevcut virüslerin yeni varyantlarıdır. Daha şimdiden, Birleşik Krallık, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerde Covid-19’a neden olan virüs çeşitlerini gördük ve küresel bir grip salgınına yol açan yeni bir grip türünün ortaya çıkışını henüz görebildik.

Bu nedenle, yeni varyantları tespit etmek, izlemek ve güçlendirici aşılarının gerekli olup olmadığını değerlendirmek için ülkelerin dizileme vasıtalarına sahip olması çok önemlidir. Tüm ülkeler Birleşik Krallık’ta yararlandığımız dizileme olanaklarına sahip değil ve diğer ülkelerin de yeni virüsleri hızla tanımlamalarına ve dizilemelerine imkân tanıyacak altyapılara sahip olmalarını sağlamak için kaynaklara yatırım yapmamız zorunlu. Dünya Bankası, ülkeleri mali olarak desteklemede özellikle önemli bir role sahipken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) salgın tespiti için bu temel kapasiteleri oluşturmak amacıyla teknik yardım sağlamalı.

BİLİMİN ÖNEMİ HİÇ BU KADAR AÇIK OLMAMIŞTI

İkinci önemli yatırım alanı, aşı geliştirme olacaktır. Covid-19 aşıları dikkate değer bir hızda geliştirilip üretilirken, geçen yıl hepimizin acısına katlandığı vaka sayılarından, ölümlerden ve kısıtlamalardan kaçınmak için bir dahaki sefere daha da hızlı olmamız gerekecek. Aşının geliştirilmesi savaşın sadece yarısıdır; AstraZeneca aşısının sınırlı tedarikiyle ilgili son zamanlarda yaşanan tartışmaların da gösterdiği gibi, ülkelerin üretim kapasiteleri hakkında eleştirel düşünmeleri ve toplu aşı üretimi ile teslimatına izin veren bölgesel merkezler kurmak için diğer hükümetlerle koordinasyon içinde olmaları gerekecektir.

Bu ilkeleri yalnızca yeni virüslere değil, zaten bildiğimiz virüslere de uygulamalıyız. Grip salgınları her kış ortaya çıkar ve her yıl dünya çapında büyük ölçüde küçük çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlı yetişkinler arasında tahminen 650 bin ölüme neden olur. Bağışıklığımızdan kaçan yeni bir grip virüsünün küresel olarak baş göstereceği grip salgını felaket olabilir. 1918 grip salgını dünya nüfusunun kabaca üçte birine bulaştı ve dünya çapında 50-100 milyon kişiyi öldürdü; 15-34 yaşındakiler için ölüm oranı 1918’de önceki yıllara göre 20 kat daha yüksekti.

Covid-19 krizi boyunca birçok yorumcu, koronavirüsün mevsimsel grip gibi olup olmadığı sorusuna odaklandı. Bu sadece Covid-19’un kendine özgü risklerini yanlış anlamakla kalmadı, aynı zamanda yeni bir grip salgını tehlikesini de hafife aldı. Gelecekte, Birleşik Krallık, ister yeni grip ister Covid-19 olsun, tüm patojenleri tehdit olarak ele almalı. Covid-19’u yönetme sürecinde, yanlışlıkla mevsimsel gribi neredeyse tamamen ortadan kaldırdık, bu da gelecekte tehlikeli patojenleri bastırmamız gerekirse ne kadarını başarabileceğimizi gösteriyor.

Geçen yıl Covid-19 için birden fazla aşı ve tedavi üretimi de dâhil olmak üzere yapılan bilimsel sıçramalar sihir gibi görünebilir. Aslında bu ilerlemeler, önceki bilim insanlarının çalışmaları üzerine inşa edilen yıllarca süren araştırma ve eğitimi yansıtıyor. 1928’de penisilinin keşfi, 1961’deki çocuk felci aşısı ve 1963’teki MMR aşısı gibi tarihi atılımlar, birçok bilim insanı, biyolog, virolog, genetikçi, mühendis ve matematikçinin çalışmaları sayesinde mümkün oldu.

Aynısı Covid-19’a verilen yanıt için de geçerli. Bilimin önemi hiç bu kadar açık olmamıştı ve hükümetler geri çekilmek yerine sektöre kaynak aktarmalı. Hükümetin, sektöre tahmini 1 milyar sterline mal olacak ve bilime ciddi bir darbe indirecek olan Birleşik Krallık araştırma fonunun bütçesini azaltmayı planladığı haberi özellikle endişe verici. Şimdi bilime ve araştırmaya yatırım yapma zamanı. Ancak bunu yaparak bir sonraki salgın geldiğinde gerçekten hazırlıklı olacağız.